Yarım Kalan Bir Hayat: Xabat Talas / HALEP-11

Xabat Talas hikayesinin yazı serisinin onbirinci bölümü.

Aracımızın Halep’e girmesiyle beraber tanık olduğumuz manzara karşısında şoka girmiştik. Bu manzara karşısındaki tepkimiz, ağlamaktan öteye gitmedi, gidemedi…

Yollar, hem Özgür Suriye Ordusu ve hem de Esed güçleri tarafından kontrollere tabi tutuluyordu. Geçtiğimiz bu kontrollerde kimseden zarar görmedik. Kürt asıllı olduğumuzu anladıkları anda bizlere karışmıyorlardı. Kürt olmamız işe yaramıştı bu kez. Zira her iki taraf da Suriye Kürtlerini kendi saflarında görmek istiyordu ve bize iyi davranmalarının temel nedeninde bu vardı anlaşılan.

Ben daha çok işimi, kız kardeşlerim ise evimizi özlemişlerdi. Evimizin bulunduğu noktaya ulaştığımız an, kız kardeşlerimin gözlerinde beliren sevinç yumağı, tebessümlerle etrafa dağılıyordu sanki. Onların gözlerindeki bu duyguyu görmek, benim için anlatılmaz pahadaki bir hazineye sahip olmak gibi bir şeydi.

Köy yerinde bakarken ağladığım anahtarımla evimizin kapısını açarken Allah’ıma şükrettim. Açılan kapıdan içeri geçen kız kardeşlerim, evimizin duvarlarını öpmeye başladılar. İşte o an, “Allah’ım, hiçbir insanı ve hiçbir canlıyı yuvasız bırakma…” diyerek dua ettim. Kız kardeşlerim tarafından her santimetrekaresi öpülen o güzelim duvarı, sırtımızı güvenerek yaslayabileceğimiz en büyük güç olarak görüyorduk sanki. Kıpır kıpır yüreklerle yuvamıza yerleşirken duyduğumuz silah sesleri ise çatışmalı ortamın devam ettiğini gösteriyordu. Bu seslere aldırmadık. Akşama kadar evimizle, evimizin duvarlarıyla hasret gidermeye çalıştık. Ve aylardan sonra ilk kez, kulaklarımızı tırmalayan bomba seslerine hiiiç aldırış etmeden huzurlu bir uykuya daldık…

Bir yığın sıkıntıya maruz kaldığım aylardan sonra ilk kez rahat uyumuş ve bu güzel uykunun ardından doğan umut dolu bir güneşle sabaha uyanmıştım. Bu güzel sabahta ilk işim, annemdi. Kan ve barutla kirlenmiş olan cadde ve sokakların içler acısı hallerine tanıklık ederek annemi götürdüğüm doktor faslını takiben çalıştığım ofise uğradım. Utanmasam, kardeşlerimin evde yaptığını yapacak ve ofisin duvarlarını öpecektim. Büyük özlem duyduğum ofisimle gidermeye çalıştığım hasretin ardından eve döndüm.
Evimizde ailece geçirdiğimiz ve sürekli olarak geleceği konuştuğumuz birkaç günün ardından abimle beraber köye dönmeyi kararlaştırdık ve bu kararımızı da hemen uyguladık. Biri öğretmen diğeri iktisatçı olan kız kardeşlerimi de annemle beraber evimizde, yani Halep’te bıraktık.

Yapabileceğim bir işin olmadığı köy yerindeki zamanımı, olduğu gibi kitap okumaya adadım. Sıkıntılarımı teselli edebilecek başka bir şey de yoktu zaten. Kitaplarımla haşir neşirliğim eskiden de vardı ama burada onlara çok daha fazla zaman ayırabilmiştim. Hiç durmadan okuyordum. Okumakla geçirdiğim zamanın ardından bayrama ulaşmıştık. Kanın, barutun ve korkunun tüm ülkeye hâkim olması nedeniyle kısıldığımız bu köy yerinde geçirdiğimiz bayrama ne kadar bayram denilebiliyorsa biz de o kadar bayram yaptık.

Xabat Talas hikayesinin yazı serisi devam edececek...

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle