Yarım Kalan Bir Hayat: Zehra Ahmet Abdullah / HALEP-4

Zehra Ahmet Abdullah hikayesinin yazı serisinin dördüncü bölümü.

Ailece Halep’e geri döndük.

Hiçbir suçu günahı olmamasına rağmen kör olası bir kurşunla hayatını kaybeden kardeşimi, ona sebep olanlara ettiğimiz beddualarla uğurladık. Bu kahrolası savaşın başlamasıyla beraber yitirilen canların ardından ağlayanları çok daha iyi anlıyordum artık. Bu acıya sebep olanlara beddua ederken hiç kimsenin böyle bir acıyı yaşamaması için de dua ediyordum. Defin merasiminin ardından döndüğümüz evimizin duvarlarında bile bir hüzün vardı. Ve bu hazin ortama dayanamayan göz pınarlarımın eşliğinde param parça olmuş bir ruh halindeydim. Bu hal, bütün ailemde aynıydı.

Toprağa verdiğimiz parçamızı, birbirimizin gözlerinde arıyorduk!

Yitirdiğimiz canımızın sıcaklığını, birbirimizin teninde arıyorduk!

Kaybettiğimiz canım kardeşimi, birbirimizin yüreğinde arıyorduk!

Aradığımızın cevabını bulamıyor ve artık asla bulamayacağımızı da biliyorduk! Ama bu bilgi, bizlerin arayışına engel olamıyordu ve hala da olamıyor işte.

Tıpkı bizler gibi yüreği dağlanan babam, İskenderiye defterini kapatıp artık ne olursa olsun Halep’te kalmaya karar verdi. Bombalarla, kurşun yağmurlarıyla süren çatışmaların orta yerindeydik ve bulunduğumuz yerden ayrılmayı asla düşünmüyorduk. Kardeşimi kaybederek yaşayabileceğimiz en kötü şeyi yaşamıştık ve bundan kötüsü olamazdı zaten. Yerimizi yurdumuzu terk etmeyecektik artık. Bu kararlar babama aitti ve bizler de onun bu kararlarına uyacaktık tabi.

Hız kesmeyen çatışmalar, elektrik ve su kesintileri, her geçen gün biraz daha artan hayat pahalılığı, babamın Halep’te kalma kararına etki etmiyordu. Hayatsa tüm acımasızlığıyla beraber devam ediyordu. Bulunduğumuz ortamın zorluğuna bir şekilde uyum göstermek zorundaydık. Ben eski işime geri dönerek hayatıma kaldığım yerden devam etmeye başladım. Hem de daha önce söz ettiğim ölüm yolundan günde iki kez geçerek…

İşe gidiş dönüşlerim esnasında yaşanan çatışmalar nedeniyle korkuyordum ama kardeşimin öldürülmesiyle yanan canımı düşünecek durumda olmamam, bu korkularımı hafifletiyordu. Ya da eskisi kadar yaşadığım korkuların ruhuma ettiği tesir azalmıştı desem daha doğru olur herhalde.

İşe gidiş dönüşlerimde yalnız değildim. Çok yakın bir arkadaşımla beraber gidip gelmeye başladım. Bu korku yolunu beraber kat ederken birbirimizden cesaret alıyorduk.

Diğerlerinden pek farkı olmayan sıradan bir güne başlamak için evden çıkmış ve arkadaşımla buluştuğumuz noktaya gelmiştim. İyi bir gün dilekleriyle bir araya geldiğim arkadaşımla iş yerimize doğru harekete geçtik. Sıradan adımlarla süren yürüyüşümüzü, o lanet olası geçiş yerinde hızlandırdık. Benden bir nebze olsun daha çevik olan arkadaşım, bir adım kadar önümdeydi.

Zehra Ahmet Abdullah hikayesinin yazı serisi devam edececek...

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle