Yarım Kalan Bir Hayat: Zehra Ahmet Abdullah / HALEP-5

Zehra Ahmet Abdullah hikayesinin yazı serisinin beşinci bölümü.

Ve bir anda…

Kanas tüfeğinden çıkan patlama sesiyle beraber bir mermi uzayıverdi…

Bu lanet merminin uzadığı son nokta, hemen önümdeki can arkadaşımın bedeni oldu.
Bedenine bulanan kanlarla yere yığılıverdi, canım arkadaşım. İki adım kadar önümde can veren arkadaşımı gören gözlerimden yüreğime inenleri anlatabilecek bir lisana sahip değilim.

O anlarda;

Darmadağındım!

Korku doluydum!

Titriyordum!

Ruhen karman çormandım!

Bir anda maruz kaldığım bu duyguları taşıyamamış ve olduğum yerde geçirdiğim baygınlıkla yığılıp kalmıştım. Asla taşıyamayacağım kocaman bir yükün altında kalmış gibiydim. Öylesine bir ezilmiştim ki bu ağırlık sadece bedenimi değil, şoka giren ruhumu da un ufak etmişti.

Şuurumu kaybetmiştim artık.

Gözlerimi hastanede açtım.

Ne olmuştu?

Ne zaman gelmiştim?

Ne zamandan beri hastanedeydim?

Bu soruların hiç birine verebilecek bir cevabım yoktu ama içinde bulunduğum mevcut durumu yanı başımdaki ailemden ve sağlık görevlilerinden öğrendim. Gözlerimin dibinde cereyan eden o kahrolası anın ardından şuurumu kaybetmiş bir halde hastaneye getirilmiştim. Ve tamı tamına bir aydır hastanedeydim. Hastaneye getirtildiğimden bu yana verilen ilaçlar, girdiğim şokun pençesinden alamamışlardı beni. Ve anlaşılan o ki, bir aydan bu yana bu ilaçlarla uyutulmuştum.

Bir aylık tedavinin ardından taburcu olduğumda ve daha doğrusu kendime geldiğimde kararımı verdim. Suriye’de kalmayacaktım artık. Babamın Halep’i asla terk etmeyeceğini biliyordum. Babamı zorlamayacaktım ama benim dayanabilecek gücüm yoktu. Zira nereye baksam kötü bir anıyla karşı karşıya kalacaktım. Ruhumu saran bu kötü çemberi kırıp uzaklaşmalıydım buralardan.

Zehra Ahmet Abdullah hikayesinin yazı serisi devam edececek...

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle