TÜVTÜRK

Başboğa: Yeni İliç'ler yaşanmasın!

Mardin Çevre, Tarihi Eserleri Koruma ve Geliştirme Derneği Başkanı ve Doğaya Güç Kat Ağı Yürütme Kurulu Üyesi Aslan Başboğa, Erzincan'ın İliç ilçesinde yaşanan toprak kaymasının ikinci yıl dönümüyle ilgili açıklama yaptı. Başboğa, İliç'te yaşananların Bir Kaza Değil, ekolojik Yıkımın Sembolü olduğuna işaret etti.

  • 13.02.2026 13:17
Başboğa: Yeni İliç'ler yaşanmasın!


Yeni İliç'ler Yaşanmasın diyerek başladığı açıklamada Aslan Başboğa, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

 

"Erzincan İliç’te yaşanan ve hafızalarımıza derin bir yara olarak kazınan maden faciasının üzerinden iki yıl geçti. İliç, yalnızca bir iş cinayeti ya da teknik bir kaza değildir; doğaya, insan sağlığına ve toplumsal geleceğimize yönelmiş çok boyutlu bir ekolojik yıkımın simgesidir, sembolüdür.
Türkiye’nin farklı kentlerinde çevre ve doğa koruma alanında faaliyetlerde bulunan ve aralarında Mardin Çevre,Tarihi Eserleri Koruma ve Geliştirme Derneğinin de olduğu 80 sivil toplum kuruluşunun güç birliği yaparak yola çıktığı Doğaya Güç Kat Ağı olarak, İliç’te yaşananları unutmadığımızı ve unutturmayacağımızı bir kez daha vurguluyoruz.
İliç’te meydana gelen liç yığını çökmesi, yalnızca toprak kayması değildir. Siyanür ve ağır metal içeren milyonlarca ton zehirli atık, Fırat Havzası başta olmak üzere geniş bir ekosistem için kalıcı risk yaratmıştır. Bu felaket; toprakta uzun yıllar sürecek kimyasal kirlenmeye, yeraltı ve yüzey sularında geri dönüşü zor bir zehirlenme riskine, tarım alanları ve biyolojik çeşitlilik üzerinde telafisi güç zararlara yol açmıştır.
Fırat Havzası, sadece bir su kaynağı değil; milyonlarca insanın yaşam, gıda ve ekolojik güvenlik alanıdır. Fırat Nehrinin sınır aşan suları cihetiyle İliç’teki risk, yerel değil bölgesel ve uluslararası ölçekte bir ekolojik tehdit niteliğindedir.
Siyanür, arsenik ve ağır metallerin doğaya karışması; kısa vadede solunum ve cilt sorunlarından, uzun vadede kanser, sinir sistemi hastalıkları ve doğumsal bozukluklara kadar ciddi sağlık riskleri doğurur. Bu tür maden kazalarının etkileri yalnızca kazanın yaşandığı anla sınırlı değildir; yıllarca sürebilen “sessiz zehirlenme” süreçleri yaratır. İliç’te yaşayan halkın sağlık güvenliği hâlâ belirsizliğini korumaktadır.
İliç faciası, doğayı ve yaşamı yok sayan madencilik politikalarının kaçınılmaz sonucudur.
İliç’te yaşananlar bir “kader” değil, doğayı ve insan yaşamını hiçe sayan politik tercihlerin sonucudur. Bu nedenle İliç yalnızca bir maden faciası değil, bir ekolojik adalet meselesidir.
“Kalkınma” adı altında yürütülen bu model; doğayı bir hammadde deposu, yaşam alanlarını ise feda edilebilir bölgeler olarak görmektedir. Oysa gerçek kalkınma; sağlıklı çevre, temiz su, güvenli gıda ve yaşanabilir bir ekosistemle mümkündür.
Doğaya Güç Kat Ağı olarak şu çağrıları yapıyoruz: İliç’teki ekolojik ve sağlık riskleri bağımsız bilim insanlarının katılımıyla şeffaf biçimde açıklanmalıdır. Siyanürlü altın madenciliği faaliyetleri durdurulmalı, benzer risk taşıyan projeler gözden geçirilmelidir. Bölge halkının sağlık taramaları düzenli ve ücretsiz yapılmalıdır. Ekolojik yıkımdan sorumlu olanlar hakkında etkin ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Doğayı koruyan, toplum yararını esas alan bir çevre politikası oluşturulmalıdır.
Yaşamı savunmaya, doğayı korumaya ve benzer felaketlerin yaşanmaması için mücadele etmeye kararlıyız.
Doğa yoksa yaşam yoktur.
İliç’i unutmayacağız, unutturmayacağız. Kamuoyuna saygıyla duyurulur"

Editör: Kadir Üründü

Yorum Yaz