İmparatorluklar Mezarlığı; AFGANİSTAN

KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:

Orta Asya’nın güneyinde bulunan, coğrafyasının üçte ikisi dağlarla çevrili Afganistan’ın denize kayısı bulunmamaktadır. Yüz ölçümü 652 bin km²’dir. Nüfusu 33 milyondur. Başkenti Kabil’dir. Kandahar ve Mezar-ı Şerif diğer önemli şehirleridir.

 

Ülkenin çoğunluğu Peştunlar’dan (%42) oluşmaktadır, Tacik(%27), Özbek(%9) ve Hazaralar diğer önemli etnik guruplardır. Halkının %99 Müslümandır.

 

Kuzeyinde; Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan, Kuzey doğuda; Çin, Doğu-Güneydoğuda; Pakistan, Batısında İran bulunmaktadır.

 

Uranyum, lityum bakır, kömür, demir, çinko, kurşun başta olmak üzere 900 milyar ile 3 katrilyon doların üzerinde maden yataklarının bulunduğu belirlenmiştir

 

Stratejik konumu ve dünya ticaret merkezlerinin kesiştiği noktada bulunması nedeniyle emperyalistler (yayılmacı) tarafından işgallere uğradı.

 

1842-1849 İngiliz işgali sonrası savaşmış ve bağımsızlıklarını kazanmışlardır.

 

1979-1988 yıllarında Rus işgaline karşı savaşmışlardır. Ardında 2 milyon ölü, döşenen mayınların neden olduğu 1.5 milyon sakat gibi ağır bir bilanço bıraktı.

 

2001 yılında ABD 11 Eylül saldırılarını bahane ederek işgale girişti. Bu işgale karşı 20 yıl savaştılar ve Amerika’nın firar etmesiyle savaş (sıcak çatışma) sona ermiştir. Ağır bombardıman B-52 uçaklarıyla halı bombardımanıyla yerleşim yerleri, okullar, düğün konvoyları acımasızca vuruldu. ABD’nin hesabına göre 66 bin savaşçı, 47 bin sivil katledildi.

İşgalcilerin ne kadar acımasız oldukları ve Afganistan’ı laboratuvar olarak kullandıkları ibretlik iki olayı kayda geçirelim:

 

Avustralya askerleri 39 sivili katlettiler. Skandal ortaya çıkınca askerler ve komutanları kendilerini savunarak, Avustralya ordusu yaptığı resmî açıklamada insanları kobay olarak kullandıklarının itirafıydı; “Bu askerlerimiz acemiydi, kan görmeye dayanamıyorlardı, acemiliklerini üzerlerinden atabilsinler, kan görmeye alışsınlar diye öldürdüler.”

 

Wikileaks kayıtlarında ortaya çıkan skandal şöyle geçmektedir: ‘İsveç 2008 yılında geliştirdiği savaş uçaklarının bombardıman kapasitesini ölçebilmek için Afganistan sahasını deney alanı olarak kullanmıştı.’

 

1992-1996 yılları arasında yaşanan iç savaşta yıkım ve travmanın ardında hafızalarda dramatik sahneler kaldı.

 

ABD terörist ilan ettiği ve 20 yıl savaştığı Taliban ile Katar’ın başkenti Doha’da yaptığı müzakereler sonucunda Afganistan’dan çekilme ve işgale son verme konusunda anlaşmaya vardı.

 

Yıllardır oluşturduğu devlet sistemi ve 300 bin kişilik ordunun Taliban’a direneceği, en azından müzakere ederek ortaklaşa bir yönetim oluşturulacağı öngörmekteydi. Amerikan istihbaratı CIA, Cumhurbaşkanı Eşref Gani ve orduya güveniyordu. Ancak Gani BAE’ye kaçtı. Ordu tek kurşun atmadan şehirlerden çekilmesi sonucu Taliban 9 günde başkent Kabil dahil olmak üzere ülkeye hakim oldu.

 

ABD Başkanı Joe Biden bir ulus yaratma projelerinin başarısızlığını ilan eden şu değerlendirmesi olan biteni özetliyor. “Afgan ordusu kendi ülkeleri için savaşmaya gönüllü olmadığı bir yerde ABD askerleri savaşmayacak. Afganistan’ın siyasi liderleri kendi halkları için bir araya gelmeyi başaramadı.”

 

Başta İşgalci ABD ile işbirliği yapanlar olmak üzere Kabil Havalimanı’nda oluşan kaçışa dair görüntüler acı, bir o kadar öğreticiydi. Başta işgalcilerin dostluğunun olmadığı ve güvenilmeyeceğini sadece menfaatlerinin olduğunun resmiydi. Menfaatleri bitince muhabbetlerinin bittiğini dünya canlı yayınlarda izleme imkanını buldu. Canını tehlikeye atarak uçağa binme çabaları, hafızalardan uzun süre silinmeyecek tablolardır.

 

Zamanın üç yayılmacı süper gücü İngiltere, Rusya ve ABD hard power (askeri) olarak yenilmişlerdir. Acaba biz Afganistan’ı işgal ederek yanlış mı yaptık, bundan sonra kendi halkı yönetimini kursun mu diyecekler? Tabi ki sorumuzun cevabı bellidir ve hayırdır.

 

Rusya ve Çin’inin büyükelçiliklerini açık tutan ülkelerden olması bize ipucu vermektedir. Stratejik konumu ve madenleri emperyalistlerin iştahını kabartmaya devam edecek ve bu defa soft power (yumuşak) diplomatik/ticari ilişkiler devrede olacaktır.

 

Bu bağlamda hegemonya işinin piri ve diplomatik öncüsü İngiltere’nin ne yapacağı dikkatle izlenmelidir.

 

Savaşa karar vermek kolaydır, barışı tesis etmek zordur. Afgan halkı ülkesinin bağımsızlığı için canı pahasına tarihte ender rastlanan fedakarlıklarda bulundu. Belki dünya savaş literatüründe kendine özgü fedakarlıkların sembol değerlerini oluşturdu.

 

Yenilmez güç olarak görülen savaş makinalarını ve işbirlikçi kuklaların nasıl alt edilebileceğinin laboratuvarı olduklarını gösterdiler.

 

Peki, bundan sonra ne olacak:

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez. (M. Akif Ersoy)

 

1992-1996 yıllarında iç savaş acısını yaşadıklarını yukarıda belirttik. İşgalcilerin en büyük ve güçlü silahı ideolojik veya etnik tefrikaya müsait iklimin bulunmasıdır.

 

Taliban’dan beklenen farklı düşünce ve etnik yapıları kucaklayacak makul ve adalet eksenli bir yönetimin oluşturmasıdır.

Rusya’nın kendi içinde etkilenebilecek demografik yapısının varlığı, Çin’in Doğu Türkistan’daki zulüm gören Müslümanların mevcudiyeti ve ABD’nin doymak bilmeyen ihtirası bu defa yumuşak güç üzerinden müdahil olacaklarını öngörmek yanlış olmaz.

 

Tarihten ders alarak kucaklayıcı, kapsayıcı ve öngörülebilir normları barındıran bir yönetimin oluşturulması samimi duyguları olan insanların beklentisidir. Düşmanları sevindirmeyecek, dostları üzmeyecek yöntem budur. Yıllara sâri işgal, iç savaş ve bunca açıdan sonra kolay mı? Elbette değil. Şunu unutmamak lazım; her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Yeter ki etnik taassup, ideolojik taassup, grup taassubu zihinleri esir almasına müsaade edilmesin.

 

Düşmanın pusuda beklediğini söylemeye gerek var mı? Afganistan derken akla burka, kadın ve çocuklara zulmün gelmesi, oluşturulan savaşın bir diğer cephesi enformatik (bilgi) hücumun sonucudur.

 

Önceliklerin aklın ışığında ve istişare ile belirlenmesi, ihtiyaçların hiyerarşik formata göre belirlenmesi gerekir. Fakirliğin ve sefaletin önüne geçilmesi için öncelikle öngörülebilir ve sürdürülebilir yönetimin oluşturulmasına çalışılmalıdır.

 

Hanefi-Maturidi geleneği takip ettiklerini belirttiklerinden, oluşacak olumlu/ olumsuzlukların başka alanlara etki edebileceği değerlendirilmelidir.

 

Taliban’ın genel af çıkardığını belirtmesi ve sorunların çözümünde müzakereye öncelik vereceklerini belirtmeleri müspet çıkışlardır.

 

Bir toplumun medeniyetinin göstergesi, sorun çözme kapasitesi ile alakalıdır.

 

Takip edebildiğim kadarıyla daha önce yaşanan acı tecrübeler nedeniyle aydınlar/yazarlar bir yargıya varmaktan çekinmektedirler. Temkinli olmalarını yadırgamamak gerekir.

 

Ancak olumlu gelişmeler için başta Türkiye olmak üzere komşu/İslam ülkeleri diplomatik/yönetim mantalitesi açısından destek vermelerini arzulamak doğru bir beklenti olacaktır.

 

Türkiye, Pakistan ve İran ile kuracakları diplomatik ve ticari ilişki hem dünyaya açılmaları hem de yönetim ve iç istikrar için pozitif zemin oluşturacaktır.

 

Bir enkazdan bir yönetim oluşturulması kolay olmasa gerek. Coğrafyalarını işgalci imparatorluklara mezar eden Afganlılar, ülkelerini stratejik vizyonla yönetebilecekler mi? Bekleyip göreceğiz.

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle