İri Memeler ve Geniş Kalçalar - Mo Yan Kitap özeti, konusu ve incelemesi

İri Memeler ve Geniş Kalçalar kimin eseri? İri Memeler ve Geniş Kalçalar kitabının yazarı kimdir? İri Memeler ve Geniş Kalçalar konusu ve anafikri nedir? İri Memeler ve Geniş Kalçalar kitabı ne anlatıyor? İri Memeler ve Geniş Kalçalar PDF indirme linki var mı? İri Memeler ve Geniş Kalçalar kitabının yazarı Mo Yan kimdir? İşte İri Memeler ve Geniş Kalçalar kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Mo Yan

Çevirmen: Erdem Kurtuldu

Editör: Seçkin Selvi

Tasarımcı: Utku Lomlu

Orijinal Adı: Fengru Fei Tun

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750721755

Sayfa Sayısı: 1040

İri Memeler ve Geniş Kalçalar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Nobel ödüllü Mo Yan, Çin toplumunun tüm değerlerini altüst eden Kültür Devrimi sırasında yaşananları, dokuz çocuklu bir ailenin başından geçenlerle yansıtıyor. Çocuklar doğdukları andan büyüyünceye kadar o süreçteki olaylardan her birinin dolaylı ya da dolaysız öznesi veya tanığı oluyorlar. Romanın en önemli kişilerinden biri de o çocukların annesi. 

Mo Yan, kitabı nasıl yazdığını ve o anne karakterini nasıl oluşturduğunu şöyle aktarıyor:

"Romanı yazarken hiç çekinmeden annemin kişisel deneyimlerinden yararlandım; ama kitaptaki annenin duygusal deneyimleri kurgusaldır ve Gaomi Kuzeydoğu Bucağı'ndaki pek çok annenin deneyimlerine dayanır. Kitabın girişinde, bu kitabı annemin ruhuna adıyorum, diyorum; ama bu kitabı aslında dünya üzerindeki tüm annelere ithaf ediyorum; tıpkı benim şu kibirli ve vahşi hırsımla o küçücük Gaomi Kuzeydoğu Bucağı'nı Çin'in ve dünyanın mikrokozmosu olarak gördüğüm gibi."

(Tanıtım Bülteninden)

İri Memeler ve Geniş Kalçalar Alıntıları - Sözleri

  • Kardeşlerim, dostlarım, silah arkadaşlarım, açın gözlerinizi artık, kocaman açın, açın da görün kamu mallarının ceplerine nasıl da girdiğini, halkın alınterini ve kanını nasıl da çarçur ediyorlar görün bakalım, baksanıza, bizim altı aylık mutfak masrafımızla bir sudyen alabiliyorlar, şöyle hafif bir yemek yemeleri bizim üç aylık tahılımız. Nereye baksam otel ve restoran doldu, rüşvet ve yolsuzluk her yerde, her yer görevini kötüye kullanan vurguncularla doldu taştı. İki yıl belediye başkanlığı yapıp cebine on milyon yuan indir. Sevgili köy halkı, her şeyi benden daha iyi bildiğinizi biliyorum, atardamarınıza birer kamış sokmuşlar. Sevgili köy halkı, onların arzuları dipsiz birer okyanustur! Dostlarım uykulu gözlerinizi açıp gerçeği görün artık!
  • Asla olmanı istemediğim şeyse bir yarasaya dönüşmen, kuş desen kuş değil, canavar desen canavar değil.
  • Kadınlar gerçekten muhteşem şeyler midir? Kadınlar belki de muhteşem şeylerdir, evet kadınlar kesinlikle muhteşem şeylerdir ama son tahlilde kadınlar aslında "şey" değildir.
  • Çok soğuktu, bu soğuk havada aç aç dolanan insanların gözleri önünde çok güzel manzaralar belirdi: Cayır cayır yanan bir soba, içinde tavuk ve ördek pişen bir tencere, bir tepsi dolusu etli börek, yeni açmış çiçekler ve yeşillenmiş çayır çimen.
  • Devrim bir tümörü kesip ondan kurtulmak gibidir, arada etinden iyi parçalar da kopar ama bu bizi tümörü kesip atmaktan alıkoymamalı.
  • Bir şey aşırıya kaçtı mı tam tersine dönüşür.
  • On beş yıl dudaklarını dokundurup geçti gitti, oysa ben yıl yıl, ay ay, gün gün, dakika dakika yaşamak istiyordum!
  • " Paran varsa şeytana değirmentaşı bile döndürtürsün."
  • …yola devam etmemizi sağlayan şey ayaklarımız değil irademiz ve yüreğimizdi.
  • Güçlü olan kraldır, zayıf olansa bir hırsız.
  • İyilik yapan ödül beklemez.
  • Ama benim tüm yaşamım bir mücadeleyle geçti, nerede bir hayat varsa orada bir mücadele var, derler ya hani, işte öyle.
  • Ölmeyeceğiz, ölümden korkmayanı ne korkutabilir ki? dedi.

İri Memeler ve Geniş Kalçalar İncelemesi - Şahsi Yorumlar

İri Memeler ve Geniş Kalçalar: Sevgili Mo Yan, öncelikle ceketimi ilikleyerek önünde saygıyla eğiliyor, senin dehan karşısında her ne kadar haddime düşmese de, bu şaheserinin bende bıraktığı izlenimden izninle biraz bahsetmek istiyorum. İri Memeler ve Geniş Kalçalar, 2012 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Mo Yan'ın, 1995 yılında yayımlanan, anlatıldığı döneme ayna tutması sebebiyle tarihsel yönü ağır basan, kadınlığın ve analığın kutsiyetini olabildiğince gözler önüne seren, büyülü gerçekçilik akımının izlerini taşıyan ve yer yer geri dönüş tekniğinden istifade ederek geçmişle şimdiyi harmanlayan müthiş romanı. Benim açımdan ise, İri Memeler ve Geniş Kalçalar, Mo Yan'ın aldığı Nobel'in, anasının memelerinden emdiği süt gibi ak, verimli, kaliteli ve helal olduğunun bir delaleti... Yazar hakkında bilgiler sunmayacağım, zira yazarın bir diğer efsanesi Kızıl Darı Tarlaları'na ait incelememde bu konu ile ilgili minik bir girizgah yapmıştım, hafıza tazelemek adına tekrar bir göz atılabilir. gonderi/68019144 Çin tarihi, hepimizin malumu dolu dolu bir tarih... Çin halkının komünist-milliyetçi olarak gruplaşması sonucu 1927-1950 yılları arasında cereyan eden iç savaş, Çin-Japon Savaşlarının ikinci dalgası kabul edilen Japon saldırıları sonucu peyda olan 1937-1945 yıllarını kapsayan Japon İstilası ve Çin Komünist Partisi'nin kurucularından Mao Zedong'un iktidarda bulunduğu 1966-1976 yılları arası süreçte gerçekleştirmeye çabaladığı Çin Kültür Devrimi, Çin tarihinin belli başlı dönüm noktaları. İşte tüm bu noktalara, Çinli bir ailenin ekseninde parmak basıyor Mo Yan. Başlangıç sayfalarında mevcut olan ailenin erkek bireyleri zamanla savaşlara kurban verilince, ailenin kadınları, bayrağı ele geçiriyor ve roman bilhassa Shangguan ailesinin muhteşem gelini Shangguan Lu üzerinden seyrediyor. Lu'nun kara yazgısıyla henüz kitabın ilk sayfasında karşılaşıyoruz. Daha önce Çin edebiyatına dair yaptığım okumalarda, özellikle bir başka Nobelli yazar olan Pearl S. Buck'un Ana eserinde, karşıma sık sık çıkan Türk-Çin gelenek-görenek yakınlığı, Mo Yan'ın bu eseriyle iyice perçinlendi bende. Çin toplumu da bizim gibi erkek egemenliğine dayalı, ataerkil bir aile yapısına sahip. Kadınlar, hep hor görülen, aşağılanan, dışlanan, hiçbir konuda söz hakkı olmayan ve hak iddiasında bulunamayan, kocanın kölesi konumundalar. Kız çocuklarının ailedeki hükümsüzlüğü ile başlıyor bu hoyratlık. Çünkü bir kız çocuğu, evlenerek elden çıkacağı hususu göz önüne alındığında, fazlalık bir birey, emanet gibi düşünülüyor. Evlenerek elden çıkan kız ise ancak bir erkek çocuk doğurabildiği vakit az da olsa saygı görmeyi hak edebiliyor. Velev ki erkek çocuk doğuramadı, o halde kumalık müstehak mantığıyla, ilk eş "odalık"pozisyonuna düşüyor. Kadınlıktaki yegane saygı ve statü ise, oğlunu evlendirip, kaynana olma şerefine nail olarak kazanılabiliyor. Bu geleneğin temeli ise Çin felsefesinde yer alan dünya tanımına dayanıyor esasen. Buna göre dünya, yin ve yang adlı iki ögeden oluşmakta. Yin, zayıflığı, pasifizeyi ve dişiliği sembolize ederken; yang gücü, aktiviteyi ve erkekliği sembolize ediyor. Böyle bir felsefeden beslenen toplumda da bu gibi uygulamalar kaçınılmaz hale geliyor. Kara yazılı Lu'ya dönecek olursak, Lu yedi kız çocuğu sahibi olduktan sonra, dört gözle bir erkek çocuk doğurması beklenen, kaynanası Lü tarafından sürekli iğneleyici sözlere maruz kalan, gece gündüz dualarla Tanrı'dan bir erkek evlat dileyen çilekeş ve gebe bir kadın. Düşünün, evin ahırındaki keçi ve eşek bile, Lu' dan daha kıymetli, daha aileden. Bu hususta Lu ve eşeğin eşzamanlı doğum yaptığı bir kısım var ki, akıllara zarar... "Tanrı seni esirgesin, eğer bir oğlan doğurmazsan yaşadığın sürece bir köleden farkın olmaz; ama bir oğlun olursa evin hanımı olursun." Lu' nun sekizinci doğumu, Shangguan ailesi için mucizeleri de beraberinde getirir. Sekizinci kızı Yunü (Yeşim Kız), dünyaya gelirken peşine erkek kardeşi Jintang'ı da (Altın Oğlan) takmayı ihmal etmemişti. Çevirmen notuna göre, erkek çocuk isteyen Shangguan ailesi, bu arzuları doğrultusunda, doğan her kız çocuğuna bir erkek ismi verir. Bu isimlerin dilimize bir çevriliş şekli de var : Laidi (İlker), Zhaodi (Selami), Lingdi (Önder), Xiangdi (İmdat), Pandi (Ümit), Niandi (Kerem), Qiudi (Talip).Tüm isimleri anlamaya çalıştım ama Selami'ye hâlâ bir türlü anlam veremedim, Selami nedir Mo Yan? :) Romanda, oldukça zorlu gerçekleşen bu doğuma kadar olan kısa örgüyü üçüncü şahıs ağzından okurken, kalan kısmı, doğumun hemen sonrasından itibaren anlatıcı kimliğine bürünen bebek Jintong'un ağzından okuyoruz. "Kanamasını durdurmak için yediği iğnelerden sonra annem nihayet kendine geldi. Gördüğü ilk şey bacaklarımın arasındaki o ipekböceği kozasını andıran pipi oldu, gözünün feri kaçmış annemin gözleri birden ışıl ışıl parlamaya başladı. Beni kollarına alıp pirinç gagalayan bir tavuk gibi öptü." Lu'nun, anaç bir direnişçi olarak sergilediği tavırlar son derece büyüleyiciydi, çünkü o muazzam bir anne örneği olarak çizilmiş, okura böyle yansıtılmaya çalışılmış, bunda da gayet başarıya ulaşılmış. "Düşünün bir, onca acıya katlan­mış ninelerinizi, analarınızı, teyze ve halalarınızı, kız kardeşlerinizi düşünün bir, biz kadınlar üç bin yıl boyun­ca hep baskı altında yaşadık, şimdi omurgamızı düzeltmenin zamanıdır." Lu'nun savaşlar, çatışmalar, ölümler, yokluklar, tecavüzler gibi tüm olumsuzluklar karşısında dokuz evladına kol kanat germesi, mücadeleden hiç vazgeçmemesi, dönemin koşulları perspektifinde çok iyi aktarılmış. Japonların Çin halkına uyguladığı baskı ve zulüm, ve bu zulmün bıraktığı tahribat da, gerek insanlar gerekse doğa üzerinden, Mo Yan tarafından ilmek ilmek işlenerek, betimlenmiş. Yazarın sivri üslubu, keskin göndermeleri ve ironik yaklaşımı ise, eserin alegorik kategoride olduğunun en büyük kanıtları. Lu, tam tamına sekiz kız anası... Bu sekiz kızın zaman içerisinde muhalif kanattan, karşı devrimcilerle yaptıkları evlilikler ve hayat akışları eserde detaylıca veriliyor. Herbiri kendi çapında fedakar, herbiri kendi çapında kahraman... Ama kızlardan birisi fedakarlıkta birkaç yüz adım öne çıkıyor. "4.ablam, "Ana, kendimi sattım...İyi fiyat biçtiler, hancı da pazarlıkta bana yardım etti ..." dedi. Genelevin patroniçesi sanki bir hayvanı muayene ediyormuş gibi 4. ablamı inceledikten sonra, "Çok sıska," dedi. Hancı, "Patron, bir çuval pirinci yiyince hemen şiş­manlar!" dedi. Patroniçe iki parmağını göstererek, "İki yüz yuan, iyi günüme denk geldiniz, elim açık bugün!" dedi. Hancı, "Patron, bu kızcağızın anası hasta, bir sürü de kız kardeşi var, fiyatı biraz daha arttırsan ya..." dedi. Patroniçe, "Ah, bugünlerde hayır işlemek de iyice zorlaş­tı!" dedi. Hancı biraz daha yalvardı. 4. ablam yere diz çöktü. Patroniçe, "Tamam be, benim kalbim yumuşaktır. Yirmi yuan daha veriyorum, bu vereceğim en yüksek fiyat!" dedi. Haberi duyan annem taş kesildi, vücudu iki yana sarsılarak yavaş yavaş yere devrildi." Eserin ana karakteri bana kalırsa, anne Shangguan Lu idi. Fakat onun kadar başrolde olan ve onun kadar iyi verilen bir diğer karakter de oğlu Altın Çocuk Jintong. Yazarın tabiriyle Jintong, boylu poslu, yakışıklı biri olmasına rağmen, karakteri zayıf, tüm hayatını annesinin memesinden ayrılmadan geçiren, manevi bir cüce! Ve bu ayrıntının da bizi kitabın ismine ulaştırdığı aşikar... "İri Memeler ve Geniş Kalçalar" ismi, ilk duyulduğunda kulağa absürd geliyor olabilir. Sosyal mecralarda birtakım kötü niyetlilerin, kötü emellerine alet de olmuş olabilir. Mo Yan bundan hiç gocunmuyor. Kitabı noktaladığım an, kendimce ilk kurduğum cümle "Bir başlık bir kitaba ancak bu kadar güzel yakışabilirdi." cümlesiydi. "Bir arkadaşım kitabın adını "Jintong, Yunü/Altın Oğlan, Yeşim Kız" diye değiştirirsem kitabın kamu tarafından daha fazla kabul edilebileceğini önerdi. Ama on beş yıldır "İri Memeler ve Geniş Kalçalar" olarak bilinen bir kitabın adını değiştirmenin ne gereği vardı ki? "İri Memeler ve Geniş Kalçalar" aslında başıma hiç de bela olmadı, hem günümüzde böyle bir kitap adı kimi korkutup kaçırabilir ki?" Anlaşılacağı üzere Jintong bir meme bağımlısı. Ülkedeki karışıklık sebebiyle 13 yaşında okula başlayabilme imkanı bulan Jintong, ergenlik dönemlerine kadar anne sütü ile besleniyor. Bu bağımlılığında, büyümeyi reddetmesinin de payı büyük. Ek gıda olarak ise keçi sütü içiyor. Dolayısıyla, meme objesine, anne sütünün kaynağı olduğu için bir kutsiyet yüklenmiş kitapta ve karakteristik bir figüre evirtilmiş. "Annem o kadar cefa çekmesine rağmen, sütü hâlâ çok verimli ve kaliteliydi." Eser boyunca işlenen vahşeti anlatmam elbette olanaksız. Öyle bir yokluk ki akla hayale sığmaz. Emeklerinin karşılığını alamayan değirmen işçilerinden bir örnek vereyim. Bu işçiler ailelerini doyurmak için, çalıştıkları değirmenden buğday çalıyorlar. Çalmak eylemi nasıl yapılır? Ya çuvalla sırtlanır, olmadı cebe doldurulur, olmadı bir araç çekilip istif edilir... Yok bunların çalması da başka türlü bir acı. Yutarak çalıyorlar, buğday tanelerini dişleri ile öğütmeden, tümden yutup midelerine doldurmak suretiyle... Eve gelince ise, kendi kendilerini kusturup, çıkan buğdayları temizliyor, onları pişirerek, aile bireylerinin karınlarını doyuruyorlar. Bu yokluğun ötesi var mı? 1 ön söz, 7 bölüm ve 1 ek'ten oluşan bu şaheser, toplamda 1038 sayfa. Bu hacim sizi yanıltmasın, korkutmasın, tek bir sayfasında bile sıkıldığım olmadı, öyle akıcı, öyle dokunaklı, öyle gerçek... Okurunun daralma ihtimalini yine de hesaba katarak, ne olur ne olmaz diye aralara, lugatlarda rastlamamızın bile pek mümkün olmayacağı okkalı argo tabirler ve küfürler serpiştirmiş yazar. Ele avuca gelir cinsten değiller üstelik. Mesela bir komutanın askerlerinin "yedi ceddi"ne sövdüğü bir paragraf var. Burada çevirmen hemen araya giriyor ve aslında özgün metindeki küfür" on sekiz ceddi" kapsıyordu, ben dilimize göre daralttım, diyor. İlkokul terk bir yazar olan Mo Yan, şartlar elverseydi de tahsilini tamamlayıp, bir akademisyen olsaydı, çok büyük ihtimal şimdiye Küfür Dili ve Edebiyatı bölümü çoktan kurulmuş olurdu zannımca. Daha fazla başınızı ağrıtıp, içerik hakkında detay vermeden cümlelerimi noktalamak en hayırlısı olacak sanırım. Sözün özü; Mo Yan yer yer bizi güldürmeyi başarsa da, bu gülümsemeler bile arkasında gizli bir hüzün barındırıyor. İçerikte de yer verdiği Lenin'in bir sözünü kendine direktif ediniyor ve "'Geçmişte yaşananları unutmak da bir çeşit ihanettir.' diyor. O halde Çin tarihine, Japon vahşetine, bir ananın meziyetlerine ve evlatlarının çilesine edebi bir şölen eşliğinde tanıklık etmek, literatürünüze enfes ötesi bir ek yapmak istiyorsanız, okuyunuz, okutunuz... "Bir insanın saç rengi ister kızıl, ister sarı, ister siyah olsun, hepimizin Tanrı'nın kuzuları olduğunu da söylememiş miydin? Kuzunun tek istediği çayır çimen değil mi?" (Seda Bera)

Tanrım Ne Çok Acı!: İri Memeler ve Geniş Kalçalar Shangguan ailesinin kişisel tarihinin yanı sıra bu ailenin bireylerinin tarihini ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kültür Devrimi Dönemi’ni anlatır. Devrim sözcüğü bile tek başına bu kitapta ne kadar çok detayın ve acının olduğunu hissettirebilir; çünkü kanla toprakları çamurlaşmamış hiçbir devrim yoktur dünyada. Kitap Çin ve Japon savaşının halk üzerinde bıraktığı etkileri anlatmakla başlar. Bu savaş ikinci dünya savaşı yani batı da Nazilerin büyümesi ile aynı tarihlere denk gelir. Mo Yan savaşanlardan ziyade savaşın etkisinde kalan halkı anlatarak da başlıyor kitaba diyebilirim. Savaşın patlak verdiği gün Shangguan ailesinin tek gelini olan Shanggun Lu doğum sancıları içerisinde kıvranır. Aynı anda evin tek eşeği de doğum sancıları içerisindedir. Kitabın bu kısmında Mo Yan çok güçlü bir ironi ile bizi yüz yüze bırakır. Yedi tane kız doğurmuş olan gelin Lu bu doğumu tek başına yapar. Çünkü aile bireyleri eşeğin doğumu için eşeğe yardım etmektedirler, geline değil. Kitabın daha başında bizi ataerkil bir toplumda olduğumuzu, kız çocuklarının yok sayılıp tüm ailenin tek derdinin erkek torun olduğunu ve tam yedi tane kız doğurmuş gelinin sekizinci doğumunda da kız doğuracağı yanılgısıyla yalnız bırakılmıştır Shangguan Lu. Nitekim öyle olmaz, Lu bu doğumda bir kız ve bir de erkek çocuk doğurur. Kitabın ana karakteri ve kitabın anlatıcısı oğlan Shanguan Jintong bu şekilde dünyaya geldiği için kitaptan küçük bir detay verdim. Gel gelelim kitap bize neyi anlatıyor? Mo Yan neden böyle bir kitap yazma gereği duymuş, sorularını irdelemeye. Okumaya başlamadan bu sorularla başladım bende. Zaten kitabın adı beni yeterince düşündürmüştü. Ama okuma serüveni sürecinde Mo Yan’a teşekkür etmeden, önünde saygıyla eğilmeden edemedim. Çünkü sorun sadece savaş ya da sadece devrim değildir. Sorun sadece bir ailenin ve bu ailedeki bireylerin çektikleri acılarda değildir. Sorun yaşamaktır. Ya da Pavese’nin tabiriyle ‘yaşama uğraşıdır’. Yaşamak için, hayata devam edip çocuklarınızı doyurmak sevdiklerinizi korumak için neler yaparsınız ya da neler yapar insanevladı? Mo Yan tam da bunu gözümüze sokar bu kitabında da. Kitap Jintong’un meme tutkusu ve bağımlılığıyla genişleyip büyür. Peki neden meme? Kitabın son cümlesi bana bu sorunun cevabını o kadar iyi verdi ki, kitap bitmesin istemi yanı sıra bir ah çektim desem abartmış olmam (Hatta karşı koltukta oturan eşime de okudum bunu). Meme üzerinden devam etmek istiyorum çünkü meme yaşam kaynağıdır. Doğan memeli her varlığın bildiği ilk şey annesinin memesini emmektir. Yani yaşam meme emmekle başlar. Ama Jintong için bu hep devam eder. Birkaç yıl sonra bitmez. Bu da onun bütün yaşamını etkiler. Kitap aslında kadınların ne kadar güçlü olduğunu kanıtlamak amacıyla yazılmış sanki. Nitekim Mo Yan’ın kitabın annesinin kişisel deneyimlerinden yararlanarak yazdığını açıkça söylüyor. Zaten yazar kitabı da annesinin ruhuna adamış. Kitaptaki anne karakter Shangguan Lu Çin Japon savaşında ölen ailenin erkeklerinin de işlerini yaparak dokuz çocuğunu büyütür. Kitap da bu dokuz çocuğun kişisel tarihlerini Jintong tarafından anlatılır. Mo Yan o kadar başarılı bir anlatım sergiliyor ki bu ailenin tüm bireylerinin kişisel tarihlerini hiç sıkılmadan severek okuyorsunuz. Tam da bu noktada kitap bana sık sık Yüz Yıllık Yalnızlık kitabını anımsattı. Başlık olarak seçtiğim ne çok acı var cümlesi bu kitap için o kadar uygun ki, başka ne diyebilirim bilemedim. İnsan, yaşam ve yaşamın doğurduğu acı bize anlaşılmaz bir şekilde bir üçgen oluşturuyor. Aslında hepimizin böyle bir üçgenin içinde debelenip durduğumuzda su götürmez bir gerçek. İnsan, insana savaşı ve acıyı veriyor. İnsan, insana güveni sonra da ihaneti veriyor. İnsan, insana önce mutluluğu sonra da mutsuzluğu veriyor. Yani insan her şeyin karşıtını üreterek yaşamı sürdürüyor. Dünyanın toprakları kanla sulanmışken hiçbir yazardan bu kadar güzel bir detay okumadım. Kitaptan alıntılayarak buraya bırakıyorum. “Çiçeklerden tatlı bir koku yayılıyordu. Öne doğru birkaç adım süründü, elini uzatıp o çiçeği kopardıktan sonra kendine verdiği küçük bir ödül olarak ağzına atıverdi. Çiçeğin yaprakları çok gevrekti, sanki çiğ karides yiyordu, biraz çiğnedikten sonra ağzına kanın o kötü tadı geldi. Bir çiçekte niye kan tadı olur ki? Çünkü üzerinde yetiştiği toprak insan kanına bulanmıştır.” Kitabın diğer boyutu da siyasi oluşudur. Devletler ya da devletleri yönetenler ne kadar düşüncesiz ve zalim olabiliyorlarsa o kadar zalimlik ve düşüncesizliği gözümüze sokuyor Mo Yan. Savaş ne kadar acımasız oluyor, bunu savaşı yapan erkekleri anlatmaktan ziyade bu savaş esnasında masum halk ne kadar etkileniyor asıl onu anlatıyor. Kitabın bu kısmı da çok etkiledi beni; çünkü genelde savaşların kendileri ya da savaşan askerlerin acıları anlatılır. Ama yazar korkusuzca Çin’deki Kültür Devrimi’nin acımasızlığını, bunun toplumu nasıl etkilediğini anlatıyor. Onun bu korkusuz kalemi beni inanılmaz etkiliyor ve kendisine olan hayranlığımı kat be kat arttırıyor. Kitapları yasaklansa da o bu kitapta şu şekilde insanlara seslenmeye devam ediyor. “Kardeşlerim, dostlarım, silah arkadaşlarım, açın gözlerinizi artık, kocaman açın, açın da görün kamu mallarının ceplerine nasıl da girdiğini, halkın alınterini ve kanını nasıl da çarçur ediyorlar görün bakalım, baksanıza, bizim altı aylık mutfak masrafımızla bir sudyen alabiliyorlar, şöyle hafif bir yemek yemeleri bizim üç aylık tahılımız. Nereye baksam otel ve restoran doldu, rüşvet ve yolsuzluk her yerde, her yer görevini kötüye kullanan vurguncularla doldu taştı. İki yıl belediye başkanlığı yapıp cebine on milyon yuan indir. Sevgili köy halkı, her şeyi benden daha iyi bildiğinizi biliyorum, atardamarınıza birer kamış sokmuşlar. Sevgili köy halkı, onların arzuları dipsiz birer okyanustur! Dostlarım uykulu gözlerinizi açıp gerçeği görün artık!” Mo Yan insanı çok iyi tanıyor bana göre. İnsan psikolojisini iyi biliyor. Müthiş bir dehası var. Sosyolojik kavramlara ve bunların insanlar üzerindeki etkilerini de çok iyi biliyor. Çünkü ne kadar savaş ve yıkım olursa olsun insan da asla umut bitmez. Açsa tokluğu umut eder. Yaralıysa yaşamı umut eder. Ser sefilse ferahı umut eder. Dünya da cehennemi yaşıyorsa, ölümden sonra cenneti umut eder. Ah çilekeş, aynı zamanda vefalı, yaşamak için her yolu denen acılı kahraman, yılmayan güçlü kadın Shangguan Lu nasıl da güzel söylüyor çocuklarına: “Ananız şu yarım hayatında çok şey yaşadı şu birkaç şeyi öğrendi: Cennet her şeye rağmen yine de iyidir, şu bizim üç göz odalı yıkık dökük evimizle kıyaslanamaz; şu bir başınıza dolanan vahşi hortlaklardan korkacağınıza yaşayanlardan korkun.” Evet ölülerden değil, yaşayanlardan korkun. Peki Mo Yan, peki… Bu kitap hakkında yazmaya devam edersem daha çok harf ve kelime götürür. Kitap asla sıkmıyor sizi bin küsür sayfa olmasına rağmen. Tek tek hayatları ve bu hayatların acılarını gösteriyor size. Kitabın sonlarına doğru Mo Yan’ın aslında bu kitabı kadınların ne kadar yüce ve güçlü varlıklar olduğunu göstermek için yazdığına iyice ikna oldum. Çok ama çok da haklı. Erkekler savaşır, öldürür ama kadın hep var kılıp yaşatır. Başta da dediğim gibi kitabın son cümlelerinden biri olan bu cümle ah dedirtti, ah! “Gökteki hazineler güneş, ay ve yıldızlarsa, yerdeki hazinelerse iri memeler ve geniş kalçalardı işte.” (GökHan)

İri Memeler ve Geniş Kalçalar PDF indirme linki var mı?

Mo Yan - İri Memeler ve Geniş Kalçalar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İri Memeler ve Geniş Kalçalar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Mo Yan Kimdir?

Guan Moye (Mo Yan) (doğum 17 Şubat 1955), Çinli yazar. Gerçek adı Guan Moye'dir fakat eserlerinde Çince "Konuşma!" manasına gelen Mo Yanmahlasını kullanır. "Sürekli sansürlenen ve eserleri korsan yollarla çoğaltılan Çinli yazarlar arasında en meşhuru" diye bilinir. Batı dünyasında Kızıl Darı Tarlaları filmine konu olan iki romanı ile bilinir. Çin'in Franz Kafka'sı ya da Joseph Haller'i olarak gösterilir. İsveç Akademisi'nin "som med hallucinatorisk realism förenar saga, historia och samtid - who with hallucinatory realism merges folk tales, history and the contemporary", yani "sanrısal gerçekçilikle halk hikayelerini, tarihi ve şimdiyi kaynaştırma"daki ustalığına yaptığı atıfla 2012 Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmüştür.

Mo Yan Kitapları - Eserleri

  • Değişim
  • Kızıl Darı Tarlaları
  • İri Memeler ve Geniş Kalçalar
  • Yaşam ve Ölüm Yorgunu
  • Saydam Turp
  • İçki Cumhuriyeti

Mo Yan Alıntıları - Sözleri

  • Bazen insan ırkının bozulmasıyla gittikce daha zengin ve daha rahat hayat koşullarının oluşması arasında bir baglantı olduğunu düşünüyorum.Zengin ve rahat hayat koşullarınin peşine düsmek insan ırkının hedefidir,ama bu hedefe ulaşmak bazı koşullara baglıdır,bu da kaçınılmaz olarak derin ve korkutucu bir çelişkiyi ortaya çıkarır.Insanlar insan ırkina ait bazı mukemmel özellikleri kendi çabalarıyla ortdan kaldırirlar. (Kızıl Darı Tarlaları)
  • İnsanoğlu toprağı bir anlığına ihmal etse, toprak onu bir yıl unutur. (Yaşam ve Ölüm Yorgunu)
  • "Şu küçük zavallıya bakın hele! Böyle bir havada yarı çıplak sokağa salmışlar." "Senden çıkmadıysa sevemiyorsun işte çocuğu." (Saydam Turp)
  • Bir kaç gün önce şantiyedeki herkes öğle yemeğine gittiğinde demirci ustalarından birinin, çekiciyle çeliğe su vermek için kullandığı yepyeni kovası çalındı. Bunun üzerine Liu Taiyang bent kapağının üzerine çıkıp herkese bir güzel sövdü durdu yarım saat. Kara Çocuk'a yeni bir görev verdi: Her öğlen diğerleri yemek yerken şantiyede kalıp aletlere bekçilik edecekti, öğle yemeğiniyse demirci ustaları getirecekti mutfaktan, " Bu küçük köpek de bedava öğle yemeği yemiş olacak" dedi Müdür Yardımcısı Liu. (Saydam Turp)
  • ...sakın çekinmeyin, eşeklerin vücudundan gelen bu iki hazine kötü gözüküyor ama tadı çok lezzetlidir, yemezseniz çok şey kaybedeceksiniz, yerseniz yine çok şey kaybedeceksiniz , gömülün hadi , yiyin , yiyin , yiyin hadi şu Ejderha ve Zümrüdüanka’nın Getirdiği Şansı. (İçki Cumhuriyeti)
  • " Birbirlerinden binlerce kilometre uzakta olsalar da birbirlerine görünmez bir aşk ipiyle bağlıdır gerçek âşıklar, bir ömür boyu sürecek aşk eninde sonunda karşına çıkar, bundan kaçış yoktur." (Kızıl Darı Tarlaları)
  • Her bekleyişin bir sonu olduğunu, bu son ortaya çıkınca da bu sonun ne kadar sıradan ve öylesine kendiliğinden olduğunu çok sonraları kavramış. (Kızıl Darı Tarlaları)
  • “...ağaçlar yerinden olursa ölür ama insan yaşamaya devam eder.” (Değişim)
  • Kadınların gözyaşlarına dayanamıyorum. Kadınlar ağlar ağlamaz burnumun direği sızlardı. Kadınların ağlarken gördüğüm an düşüp bayılırdım. Bu zayıf mizacım bütün hayatımı mahvetti. (Yaşam ve Ölüm Yorgunu)
  • Kadeh kaldırıp ayı da çağırıverdim,gölgemle birlikte üç kişiyiz artık (İçki Cumhuriyeti)
  • Sarayda tanıdığın varsa memur olmak kolay,eskiden beri böyle süregelmiştir (İçki Cumhuriyeti)
  • Gerçekler hitabet sanatından daha üstündür, yalan gerçeği örtbas edemez, halka açık toplantılarda sık sık bunu dile getirdi dedem. (Saydam Turp)
  • İçkinin karakteri pervasızdır,dizginlenemez;içkinin mizacı sular seller gibidir,ağzına geleni hiç çekinmeden söyler (İçki Cumhuriyeti)
  • Zaman değişti, her şey bunun kanıtı adeta. (Değişim)
  • ".... Başarıya giden yolda kestirme yoktur, sadece dağın o engebeli yolunu tırmanmaktan korkmayan, cesur insanlar zaferin o şanlı zirvesine ulaşmayı umut edebilirler!" (İçki Cumhuriyeti)
  • Ama benim tüm yaşamım bir mücadeleyle geçti, nerede bir hayat varsa orada bir mücadele var, derler ya hani, işte öyle. (İri Memeler ve Geniş Kalçalar)
  • “... içki içerken şarkı söylemek güzel bir kadına serenat yapmaya benzer, hayat kısadır, güzel kadınlar sabah çiyi gibidir.” (İçki Cumhuriyeti)
  • Tüm yaşanmışlıklar hoş kokulu meyvelere ve yere düşen oklara benziyormuş. Tüm yaşanacaklarsa ninemin belli belirsiz görebildiği bazı kısacık aralıklarmış.Sadece şu kısa, yapışkan ve kaygan bir şimdi varmış ninemin umutsuzca tutunmaya çalıştığı. (Kızıl Darı Tarlaları)
  • Topraktan gelen her şey yine toprağa döner. (Yaşam ve Ölüm Yorgunu)
  • Aşksız evlilik en büyük ahlâksızlıktır. (Yaşam ve Ölüm Yorgunu)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle