Sosyoloji Notları ve Konferanslar - Cemil Meriç Kitap özeti, konusu ve incelemesi
Sosyoloji Notları ve Konferanslar kimin eseri? Sosyoloji Notları ve Konferanslar kitabının yazarı kimdir? Sosyoloji Notları ve Konferanslar konusu ve anafikri nedir? Sosyoloji Notları ve Konferanslar kitabı ne anlatıyor? Sosyoloji Notları ve Konferanslar kitabının yazarı Cemil Meriç kimdir? İşte Sosyoloji Notları ve Konferanslar kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
Kitap Künyesi
Yazar: Cemil Meriç
Yayın Evi: İletişim Yayıncılık
İSBN: 9789754703566
Sayfa Sayısı: 411
Sosyoloji Notları ve Konferanslar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Elinizdeki kitapta, yazan değil konuşan Cemil Meriç var. Sosyoloji Notları ve Konferanslar, Cemil Meriç'in İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nde 1965'ten 1969'a kadar anlattığı dersleri, verdiği birkaç konferansın metnini ve bazı sohbetlerinden alınan notları içeriyor. Bu metinlerde Cemil Meriç, 'Cemil Hoca' yüzüyle görünüyor. Kendini ' yazar ve hocayım' diye tanımlamamış mıydı? Donmuş bir müfredatı anlatan bir 'hoca' değil, öğrencileriyle ve dinleyenleriyle birlikte sesli düşünen bir fikir adamı, Cemil Meriç. Bu sesli düşünmeler. Cemil Meriç'in daha sonraki yıllarda yazdığı kitapların malzemesini, taslaklarını oluşturuyor. 'Yazar'ın ve 'hoca'nın düşüncesini olgunlaştırmasının izini sürmeyi sağlayan metinler okuyacaksınız. Sesli düşünmenin belki disiplinsiz, dağınık, bazen spekülatif, ama yaratıcı ve kimi zaman da yazılı olandan daha canlı evreni...
Sosyoloji Notları ve Konferanslar Alıntıları - Sözleri
- Ben yalan söylemiyorum, heyecanlarımla konuşuyorum.
- Her asırda birkaç kişi düşünür. Gerisi düşünülenleri düşünür sadece.
- ”Bilinçsiz ilim, insan ruhunun düşmanıdır.” ~Rabelais
- Düşünce mumyalaştığı gün cesetleşir.
- “Aydın yanarak da aydınlatabilir, ama yıldızlaşacağını bilirse yanar, bir kova suyla söndürülen yangın olmak hazindir.”
- Düşünen insan mutlaka mayınlara çarpan insandır, izmlerden birine girmek mecburiyetindedir.
- Bizde fikir ormanda uyuyan güzeldir, kendisini uyandıracak prensi bekliyor
- Müslümanlık'ta türbe yoktur. Tanrı'dan başkasından medet umulmaz.
- Her asırda birkaç kişi düşünür. Gerisi düşünülenleri düşünür sadece.
- Gerçekten Müslümanlığın devam etmesini isteyenler için Kur'an'ın Türkçeye çevrilmesi tehlikelidir
- “Bu memleket için tek tehlikeli insan vardır, düşüncenin tehlikeli olduğunu söyleyen insan.”
- Tarafsız olmak yalanların en iğrenci. Yaşayan her uzviyet taraf tutar, taraf tutmamak oportünizmlerin en âdîsidir.
- “Taraf tutmayan insan, şahsiyeti felce uğramış insandır. Kimse tarafsız değildir ve tarafsız bir sosyoloji de yoktur.”
- Dirileri idare eden ölülerdir
Sosyoloji Notları ve Konferanslar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitabın incelemesine geçmeden evvel Cemil Meriç'in yaşam serüveni üzerine birkaç cümle: Cemil Meriç'i Cemil Meriç yapan hiç kuşkusuz kitaplara ve okumaya olan büyük tutkusudur. Ahmed Arif'in kendisi için söylediği "yürek işçisi" yakıştırması gibi, Cemil Meriç de Türkiye'nin yetiştirdiği aydın bir düşünür ve değerli bir şairdir, bir fikir işçisidir. Durmadan üreten, görme yetisini kaybetme ve geçirdiği diğer rahatsızlıklara rağmen durmadan üreten bir fikir işçisi. Eğitim hayatı kendi kendisini eğitmeyle başlar. O denli donanımlı ve bilgiyle dopdoludur ki, girdiği derslerde hocalarının bilgi eksikliği ve yanlışlarını yüzlerine vurmaktan çekinmez. Öyle ki bir gün hocası ona derslere ihtiyacı olmadığını ve okula gelmesi gerekmediğini söyler 70 Yıl süren yaşamında ilimle buluşma yaşı 4'tür Cemil Meriç'in. Yani, akranlarının yalnızca oyunla meşgul olabildiği bir yaşta yazarımız elinde dergiler ve kitaplarla vaktini geçirir. öyle ki, henüz ufak yaşta başlayan miyopluk hastalığı gün geçtikçe daha da ilerler ve nihayet henüz ömrünün ortalarında, geçirdiği bir kaza sebebiyle de tamamen görme yetisini kaybeder. Peki okuma tutkusunu yitirmiş midir dersiniz? Hayır. 11 bin ciltlik kütüphanesine daha da aşkla bağlanır. Eşi, çocukları ve dostları artık onun gözleri olur. Eşi Fevziye hanım kendisine sıkça, bazen Türkçe, bazen Fransızca kitaplarından okur. Kitabımıza gelince: bu eser, Cemil Meriç'in öğrencileri ile yaptığı derslerden ve emekliye ayrıldıktan sonraki dönemlerde verdiği konferanslardan derlenen sohbet notlarıdır. Kitap ders notları niteliği taşıdığı için fazla detay sayılabilecek bazı bölümler mevcut. Kitabın dili bolca eski Türkçe ve Fransızca kelimeler barındırıyor. Kelime dağarcığınız bunlara hakimse okumakta zorluk çekmeyeceksinizdir. Yazar, bir yandan Balzac, Marx, Machiavelli, Spinoza gibi düşünürlerin tezlerini irdelerken, bir yandan İbn Haldun, Farabi, İslamiyet ve Sosyalizm, Batı ve Osmanlı başlıkları altında bir Doğu-Batı sentezcisi rolü oynar. Pek az kitapta yaptığım "ezberlenesi cümleleri" bu kitapta çokça hafızama kaydettim. Son olarak, yazarımızı daha yakından tanımak isteyenler için hayatına dair çekilmiş belgeselin linkini https://youtu.be/huENWVDMG1E ve doktrinini kısaca özetlediği şu sözü bırakmak istiyorum: "Ben herhangi bir tarikatın sözcüsü değilim. Yani, ilan edilecek hazır bir formülüm yok. Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek hakikat: Her düşünceye saygı." (Melek)
Bir süredir sosyoloji okumaları yapmak niyetiyle buradan ve bölüm mensuplarından başlangıç için kitap tavsiyeleri istedim. Hepsinin çok faydalı olacağına eminim, fakat kullandığım kütüphanede -Orhan Kemal HK- bunlar mevcut değildi. Raflara göz gezdirirken bu kitaba rastladım, ismine kısmen aşinaydım, Bu Ülke'sinden övgülerle bahsedilirdi. Hem de ders notlarıydı, içindekilere baktım, anlayabilirim diyerek tereddütsüzce aldım. Peki neden yarım kaldı? Bilemiyorum, başlangıç için yanlış bir seçimdi herhalde. Meriç normalde de çok konudan konuya atlarmış, bir de konuşma dili olunca iyice bağlantı koptu bende. Tamamen katıldığım noktalar da oldu, tespitinin yanlış olduğuna inandığım da. İkisine de mecbur değiliz neticede. Bazı tekrarları beni sıktı. Bıraktım, yine elime aldım, yine bıraktım. Ama en azından geldiğim sayfaya kadar değindiği yazarlarla bana bir kitap listesi daha hazırlattı. Hiç huyum olmasa da yarım kalmış vaziyette rafa kaldırıyorum. Belki bir gün bitirmeyi denerim. (Buse Öğütlü)
Şeriatiden sonra beni etkileyen ikinci yazardır kendileri. Rumeli çocuğu Dimetokalı. Adaşım. Bu kitabı ilk okumaya başladığımda bir şey anlamamıştım. Çünkü hızlı okuma yaptığımı farkettim sonradan. Daha sade okumaya başladım, daha ara vererek sindirerek. Öyle okunmalı diye düşünüyorum. Bitirdiğime üzüldüm. Not almak nedir bunu bir kez daha düşündürdü bana. Ke ndi düşüncelerimi kısaca yazdım, onun düşünceleri de hararetli, kimi zaman isyankar bir şekilde burada. Belli bir yol katettiğini düşünenler için sosyolojik anlamda okunmalı. Son demlerin de kızına verdiği öğütler mi diyeyim dünyaya isyanı mı harikaydı. Keyifli okumalar dilerim okumak isteyenlere. (huseyinyaras)
Kitabın Yazarı Cemil Meriç Kimdir?
Hüseyin Cemil Meriç (12 Aralık 1916, Reyhanlı - ö. 13 Haziran 1987, İstanbul), Türk yazar, şair ve düşünür.
Meriç’ten önce bir dönem, Şaman ve Yılmaz soyadlarını kullandı. Rumeli’den göçen bir ailenin çocuğudur. İlk ve ortaokulu Reyhanlı Rüştiyesinde(1928) tamamladı. Burada Arapça, Fransızca, Kur’an, tecvîd (Kur’an-ı Kerim’I uygun telâffuzla okuma), ahlâk okudu. Buradaki Türkçe öğretmeni yarım düzine şiir kitabı olan Ömer Halim Bey’di. Sonradan adı Fransız Lisesi (Lycéed’Antioche) olan Antakya Sultanisi’nde okudu, “benim üniversitem” diye andığı bu lisede Fransız ve yerli hocalardan özel dersler aldı. Ali İlmî Fânî’nın kılavuzluğunda Divan edebiyatının sihirli dünyasını burada keşfetti. Yine burada Bazantey’den Fransız edebiyatı tarihi okudu. 1936’da İstanbul’a giderek bir yıl Pertevniyal Lisesine devam etti. Buradaki öğretmenleri arasında Nurullah Ataç ve Reşat Ekrem Koçu da vardır. Bu arada Nâzım Hikmet ve Kerim Sadi ile tanıştı. 1937’de kısa süre İskenderun’un bir köyünde öğretmenlik
yaptı, İskenderun Tercüme Bürosuna sınavla reis muavini oldu, bu işe beş ay devam etti. 1938’de Fransızlar tarafından Aktepe’ye nahiye müdürü tayin edildi, yirmi gün sonra işine son verildi. 1939’da iki ay hapis yattı, hakkında açılan dava beraatle sonuçlandı. 1940’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin Felsefe Bölümünde bir süre okudu. Ancak üniversiteden çok kütüphanelere devam ettiği için bu bölümü bitiremedi. Birkaç yıl sonra aynı fakültenin Fransız Filolojisi Bölümünden mezun oldu (1944). Tayin edildiği Elazığ Lisesi öğretmenliğinden (1942-45) sonra hayatını kalemiyle kazanmaya başladı. 1946’da
sınavla İstanbul Üniversitesine Fransızca okutmanı olarak (1946-74) girdi. Bu arada bir yıl İstanbul Işık Lisesinde öğretmenlik (1952-53) yaptı. 1974’te emekliye ayrıldı.
Cemil Meriç, 1954’te görme yetisinin zayıflaması üzerine geçirdiği bir dizi ameliyat
sonucunda gözlerini kaybetti. Hayatının geri kalan kısmını bu şekilde geçirdi. Bundan sonraki dönemde okuma ve yazma konusunda yakın çevresinden yardım aldı. 1974 yılında emekliye ayrılınca tüm zamanını eserlerine ayırdı. 1942’de evlendiği Fevziye Menteşoğlu’ndan Mahmut Ali ve Ümit (Meriç Yazan) adlı iki çocuğu oldu. 1984’te geçirdiği beyin kanaması sonucu felç oldu, sıkıntılı ve uzun bir hastalık döneminden sonra vefat etti. Karacaahmet Mezarlığında toprağa verildi.
İlk manzumesini on bir yaşında iken yazdı. Yayımlanan ilk yazısı “Geç Kalmış Bir Muhasebe”, "Yenigün" (23.9.1933) gazetesindedir. Ciddi anlamda ilk yazısı “Honoré de Balzac”, "İnsan" dergisinde (1941) yayımlandı. Aruz ve hece ölçüsüyle şiirler de yazmış olan Cemil Meriç, çok iyi özümsediği Batı düşüncesi ile Türkiye'nin batılaşması konularını incelediği eserleriyle tanındı. Batılı fikir ve sanat adamlarının adeta resmî geçitte olduğu eserlerinde Türk aydınlarının “müstağrib”leşmesini büyük bir yetkinlikle eleştirir, önce kendi kültürlerini tanımalarını ister. Yazılarında düşünür, sosyolog yanı ağır basar. Özellikle kullandığı bazı kelimeler mülkiyetine geçmiş gibidir. Kendisine has coşkulu üslubu ve temiz Türkçesi ile kırk kadar gazete, dergi ve ansiklopedi de yüzlerce makale yayımladı. Yazı ve çevirileri başlıca; İnsan, Amaç, 19. Asır, Gün, Yeni İnsan, Hisar (Fildişi Kuleden başlığı ile 1980'e kadar sürekli), Hareket, Yirminci Asır, Yurt ve Dünya, Yücel, Dönem, Çağrı, Türk Edebiyatı, Doğuş Edebiyat, Kubbealtı Akademi, Pınar, Köprü, Gerçek, Millî Eğitim ve Kültür gibi dergiler ile Yeni Devir (1980), Orta Doğu gazetelerinde yer aldı. Düşünce ve yazı hayatının en verimli yıllarında (1954’ten itibaren) gözleri görmüyordu. Okumalarına kızı yazar Ümit Meriç ve öğrencileri yardımcı oldu. Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi ve Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye’de maddeler yazdı. Umrandan
Uygarlığa adlı kitabıyla 1974 yılında ve Kırk Ambar adlı kitabıyla 1980 yılında Türkiye Millî Kültür Vakfı ödülünü aldı. 1981 yılında Türkiye Yazarlar Birliğinin Üstün Hizmet Ödülünü Mehmet Kaplan ve Emin Bilgiç ile paylaştı. 1982’de Kayseri Sanatçılar Derneği'nden inceleme dalında ödül aldı. 1986 yılında Kültürden İrfana adlı eseriyle aynı kuruluşun fikir dalı ödülünü kazandı.
Cemil Meriç Kitapları - Eserleri
- Jurnal
- Kültürden İrfana
- Mağaradakiler
- Kırk Ambar 1: Rümuz-ül Edeb
- Umrandan Uygarlığa
- Bu Ülke
- Bir Dünyanın Eşiğinde
- Işık Doğudan Gelir
- Sosyoloji Notları ve Konferanslar
- Saint-Simon: İlk Sosyolog, İlk Sosyalist
- Kırk Ambar 2: Lehçe-t-ül Hakayık
- Jurnal
- Bir Facianın Hikayesi
Cemil Meriç Alıntıları - Sözleri
- Klasik denilenlerin çoğu unutulup gitmiş zamanla. Klasiklerin en büyükleri yaşadıkları dönemde anlaşılmayanlar. (Kırk Ambar 1: Rümuz-ül Edeb)
- Kimse ne olduğumuzu bilmez, nasıl göründüğümüzü bilir. (Umrandan Uygarlığa)
- ... bireycilik şaşkınlıkların ve hataların kaynağıdır. (Işık Doğudan Gelir)
- Ve dünya bir gözyaşı vadisi, bir vehim, bir rüya... (Umrandan Uygarlığa)
- servet her olayın can damarı hiçbir şey yapmazsanız zengin değilsiniz herkesin emeli zengin olmak yeteneğinde ahlakın da ölçüsü para (Kırk Ambar 2: Lehçe-t-ül Hakayık)
- İnsana, doğru yolu gösterecek iki kılavuz: imanla ilim. (Işık Doğudan Gelir)
- |Ne yazık ki, deva illetten daha vahimdir. (Bir Facianın Hikayesi)
- “Vaktiyle bütün insanların kolayca kavradığı hakikatleri anlayamaz olmuşuz yavaş yavaş. İlâhi hikmet unutulmuş.” (Bir Facianın Hikayesi)
- Mümin Tanrısıyla gönül gönüledir. (Bir Facianın Hikayesi)
- Ne acılar kelimeye aktarılabilir, ne sevinçler. Güneş altında söylenmeyen ne kaldı? (Jurnal)
- Kadının hayatında en bahtiyar çağ, bütün varlığını ailesine, bütün varlığını cemiyete verebildiği çağdır. Gerçek ve tabii bir heyecan. Kendi başkaları için çırpınır, başkaları onun için. Kadın çocuğu için hem sütanne hem terbiyeci, hem sevgili olduğu yıllarda bahtiyardır. (Kırk Ambar 2: Lehçe-t-ül Hakayık)
- Sevdiğim bir başkasına tutkun. O bahtiyar rakip de başka bir dilberin esiri. Bana da sevmediğim bir kadın âşık. Sevdiğime de, sevdiğimin sevdiğine de, beni sevene de, aşk Tanrı'sına da, kendime de yuhhh! (Bir Dünyanın Eşiğinde)
- sonra seni hatırlıyorum. birden zindanım aydınlanıyor. kuşlar cıvıldıyor içimde. (Jurnal)
- Ölmek, unutulmaktır. Hatırlandıkça yaşıyoruz. (Jurnal)
- Ne ararsan bulunur,derde devadan gayrı.” (Kırk Ambar 1: Rümuz-ül Edeb)
- Saint Simon, o güne kadar bir fakirler yığını olarak ele alınan işçi sınıfına sosyal bir kişilik kazandırır. Artık fakir yok, fakir işçi var. Fakir kilisede avlusundan çıkmış, keşkülünü fırlatmış, çalışan bir insan olmuştur. Yoksuldur ama çalışmak isteyen bir yoksul. Ve çalıştığı halde fakir kaldığı için ahlak ve iktisat açısından ilgiye değer. Yoksuldur çünkü ya hakkı olan ücreti alamıyordur ya da işsizdir. Saint Simon iktisada yeni bir vazife yükler: fakirleri göz önünde bulundurarak toplumu yeni baştan düzenlemek. Çoğunluk ön plana geçiyordur artık. Bakışlar ücret verenden ücret alana, topraktan fabrikaya, çiftçiden demirciye çevirilir. (Saint-Simon: İlk Sosyolog, İlk Sosyalist)
- “Aydın yanarak da aydınlatabilir, ama yıldızlaşacağını bilirse yanar, bir kova suyla söndürülen yangın olmak hazindir.” (Sosyoloji Notları ve Konferanslar)
- Bugünkü sömürgeleştirme, 14. asırda doğdu. İki ihtiyacın çocuğudur: Baharat ve altın. (Kırk Ambar 2: Lehçe-t-ül Hakayık)
- Şairin dediği gibi “Güleriz ağlanacak halimize”. (Jurnal)
- kitapları oldukları gibi saklamak ve gelecek nesillere aktarmak büyük bir titizlik ve sadakatle sürdürülen bir iş olmuştur. (Işık Doğudan Gelir)