diorex
life
Dedas

Tüneldeki Çocuk - Sait Faik Abasıyanık Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Tüneldeki Çocuk kimin eseri? Tüneldeki Çocuk kitabının yazarı kimdir? Tüneldeki Çocuk konusu ve anafikri nedir? Tüneldeki Çocuk kitabı ne anlatıyor? Tüneldeki Çocuk kitabının yazarı Sait Faik Abasıyanık kimdir? İşte Tüneldeki Çocuk kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

  • 28.02.2022 22:00
Tüneldeki Çocuk - Sait Faik Abasıyanık Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap Künyesi

Yazar: Sait Faik Abasıyanık

Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları

İSBN: 9786053328056

Sayfa Sayısı: 120

Tüneldeki Çocuk Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

“Sait Faik yolda, sinema önünde, otobüste, köprü üstünde, vapurda, Gülhane Parkı’nda, ne bileyim bir dükkânda ya da İstanbul’un en kıyıda köşede kalmış bir yerinde rastladığı insanları kollarından tutup öykülerine sokuşturur.

Tabii, bu öyküleri düzmek için yanaştığı her insana hemencecik el atmaz, onları, kavun alıyormuş gibi iyice tartar, koklar ve öykü olabilecek bir yan bulduktan sonra onlara kucak açar. Çünkü ona göre her insanın içinde öykü bulunmaz. Yazara düşen iş, içinde öykü taşıyan insanı kıstırmaktır. Bir kez kıstırdıktan sonra da elini uzatıp onun içinden öyküyü çekip çıkarmaktan başka iş kalmaz.”

Salâh Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu’dan

Tüneldeki Çocuk Alıntıları - Sözleri

  • Şu insanlara hiçbir şey çok değil.
  • Dünya boyuna dönüyordu. Yine de insanlar rızklarını çıkarabilmek için yırtınıyorlar, çırpınıyorlardı. Yine de günden güne daha çok çalışmaları, daha çok didinmeleri lazım geliyordu.
  • İşçilerin ne kontratı var ne saati. Her zaman yarım saat, bir saat fazla çalıştırılmak... Hasta olunca umursanmamak. Hiçbir şeylerini düşünmemek... Yalnız, yalnız kesesini doldurmak... Elli iki yaşında çocuklar çalıştırmak, bunları okutmamak... İşte işverenin zihniyeti!
  • "Şu insanlara hiçbir şey çok değildir."
  • "Aç ve tok, her şeydedir. Hem maddemizde, hem ruhumuzda! İkisinin de ekmeğe ihtiyacı vardır."
  • Hani öyle bir laf vardır. Seninle de, sensiz de yapamıyorum gibi. Ben seninle de sensiz de yapıyorum.
  • Şu insanlara hiçbir şey çok değildir.
  • Şu insanlara hiçbir şey çok değildir.
  • "...İşte böyle. Kimi insanın içi koftur. Hiçbir şey çıkarılamaz. Kimileri de işte böyle doludur."
  • —Birbirimizi tanıyıp da ne olacak? —Aramızdaki ihtilaf kalkacak, desem kalkmayacak. Fakat herkes saadetini bulacak.
  • "Şu insanlara hiçbir şey çok değil."
  • Bütün kış buluşamayacağımıza sen memnunsan mesele yok! Yazın ben seni yine bulurum.
  • Belki her şey hakikattir. Belki her kavgada bir hak, bir haklı ve bir haksız vardır. Fakat aşkta ne hak, ne haklı, ne haksız, hatta ne de bir hakikat vardır. Onda yalnız bütün bunların yokluğundan var olan bir şey, güzellik vardır.
  • Hem sonra, sen beni yüzüstü bırakıverdin. Canım bir şeyler istemiyor. Sen varken ne iyiydi.

Tüneldeki Çocuk İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Ben Sait Faik’in kitaplarını hangi cümlelerle nasıl süsleyeyim de öveyim bilmiyorum. Hangi kitabını okusam bu en güzeli demek geliyor içimden. Beni çok sarsan şu cümlelerini yazmasam olmaz: “Dünya boyuna dönüyordu. Yine de insanlar rızıklarını çıkarabilmek için yırtınıyorlar, çırpınıyorlardı. Yine de günden güne daha çok çalışmaları, daha çok didinmeleri lazım geliyordu. Yukarıdan bunu tanzim eden hiçbir kuvvet yoktu.* Ancak insanlar birbirlerinin hakkını yememekle bu işe bir çare bulabilirlerdi. Bütün dünyada mesele gelip buraya dayanmıştı. Bütün dünyada insanlar bu işi düşünüyorlardı. Harpler bunu için oluyordu. Ancak insanların birbirini düşünmesi, haksızlık etmemesi, birbirini sevmesi, her insanın kendisi gibi bir varlık olduğunu anlaması şartıyla bu ekmek ve katık işi halledilebilecekti.” ~~~ Bu cümleleri defaatle okudum. Hatta öykünün birinde yine dişleri olmayan bir adama teselli verilirken adamın teselliye yanıt olarak: “Teselliye ihtiyacım yok! Sizin kuyumcu çarşısına dönen dişleriniz başkalarının etini, ekmeğini yemek için bir vesileyse ben halimden memnunum.” Demesi; Sait Faik’in, Nazım Hikmet’in, Orhan Veli’nin içlerinde taşıdığı kardeşlik duygusunun cümleleri değil mi? ~~~ Zaten insanlığın kaygısını her zaman şairler, yazarlar taşımıştır yüreklerinde. (dnz)

Sait Faik'in son yazdığı öykü kitabıdır. Bu açıdan bakıldığında belkide son yazdığı öykü Uzun Ömer. Yine çok beğenerek okuduğum bir öykü kitabı oldu. Yazar bir yandan güldürürken bir yandan düşündürüyor. Her öyküsü bir yaşanmışlık her öyküsü bir ders niteliğinde. Salah Birsel'in son yazısında söylediği gibi Sait Faik durmadan oradan oraya dolaşan bir yazarmış. O kahve senin bu meyhane benim o köşe başı senin bu köşe başı benim dolaşırmış. Bunca öyküyü yazmak içinde böyle olmak gerekirdi zaten. Her gördüğünü de yazmaz önce alıp kavun gibi koklar sonra oradan bir öykü çıkarsa oturup yazarmış bunları. Istakoz olayını da öğrenmek için siz kitabı alıp okuyun derim. Son olarak kitabı okuduktan sonra ciddi anlamda kelime hazneniz artacaktır. Ben çoğunun altını çizdim hepside çok değerli. İyi okumalar. (BLACK JACK)

Güzel ve aydınlık bir günde yolumun üzerindeki hep uğradığım sahafa girdim. Havanın güzelliği içimde Sait Faik okuma isteği uyandırırken sahafta gözüme okumadığım Sait Faik kitapları ilişince derhal aldım. Sait Faik tam da böyle bir yazar bence insanın okudukça içine yaşamı, aydınlığı büsbütün hissettiren; her gördüğü insanın altındaki nice hikayeyi merak ettiren bir yazar. Bundandır Sait Faik "nahif" kelimesinin tam karşılığıdır gözümde. Kitabı okurken acele etmek istemedim, zaten Sait Faik bu bakımdan benim için özel yazarlardandır. Bir yandan, hangi eserini okursam seveceğimi bildiğim ve bir an önce her eserini okumak istediğim, bir yandan ise bundandır okumadığım eserlerini bir an önce tüketmekten imtina edip en zor günlerime sakladığım yazarlardan. Kitap Sait Faik'in ölümünün ardından yayımcısı Yaşar Nabi Nayır tarafından hazırlanan bir seçki. 17 öykü ve kitabın en sonunda Salâh Birsel'in Sait Faik için yazdığı "Sait Adında Bir Balık" yazısından oluşuyor. Bu yazıyı çokça beğendiğim ve Sait Faik'i çok iyi anlattığını düşündüğüm için incelemede bu yazıdan bir alıntı kullanmak istiyorum: "(...) bu öyküleri düzmek için yanaştığı her insana hemencecik el atmaz, onları, kavun alıyormuş gibi iyice tartar, koklar ve öykü olabilecek bir yan bulduktan sonra onlara kucak açar. Çünkü ona göre her insanın içinde öykü bulunmaz. Yazara düşen iş, içinde öykü taşıyan insanı kıstırmaktır. Bir kez kıstırdıktan sonra da elini uzatıp onun içinden öyküyü çekip çıkarmaktan başka iş kalmaz. Sait, bu öykü anlayışını bir gün Çiçek Pasajı'nda, Tahir Alangu'nun da bulunduğu bir toplulukta çok canlı bir biçimde dile getirir. Sait'in fokur fokur kaynadığı günlerden biridir o gün. Tahir Alangu ve arkadaşlarına: "Ne cıbıl heriflersiniz siz, size bir ıstakoz ısmarlayayım da mideleriniz bayram etsin!" sözünü bağışlamıştır. Sonra da Pasaj'ın o ünlü ıstakozcusunu çağırıp ıstakoz ısmarlamıştır. "İyi olsun ha!" demeyi de savsaklamamıştır. Istakoz gelmiş, Sait bıçağı eline almış, hayvancağızın şurasını burasını tıktıklamıştır: -Yaramaz bu. Daha iyisini getir! Istakozcu söylenecek olmuştur. Ama Sait: - Parasıyla değil mi? İyi olacak! Yeni gelen ıstakoz da aynı biçimde inceden inceye gözden geçirilir: -Haa, bak bunda iş var! Sait elini kolunu sıvayıp ıstakozu çıtır çıtır da kırmıştır. Koca, koskoca bir tabak dolusu bembeyaz et de salına salına ortaya çıkmıştır. Kendisinin gevezelik ettiğini sanan, ama bir kayık tabak ıstakoz etini karşılarında görünce şaşıran Tahir Alangu'ya şöyle demiştir: -İşte böyle. Kimi insanların içi koftur. Hiçbir şey çıkarılamaz. Kimileri de işte böyle doludur. Öykücünün işi bunu bulmaktır." Bu kitabı ve içindeki öyküler de bir o kadar naif ve sokaktaki içi "dolu" insanların hikayeleri. Hele ki "Sevgilime Mektuplar" isimli hikayesi var ki muazzam. İsmi bir aşk hikayesi izlenimi uyandırabilir ancak Sait Faik burada gazeteciyken gittiği fabrika teftişlerini anlatıyor ve görüyoruz ki yıllar da geçse bazı şeyler değişmiyor. Kitaba ismini veren Tüneldeki Çocuk hikayesi bir o kadar sokaktaki insan bir o kadar doğal. "Diş ve Diş Ağrısı Nedir Bilmeyen Adam" ise tam anlamıyla gerçek midir kurgu mudur bilinmez ancak Sait Faik'in işte bu içi dolu insanları nasıl da kıstırdığının müthiş bir örneği. Kitabın son kısımlarında " Rakı Şişesinde Balık Olmak İsteyen Şair" öyküsü ise benim için Sait Faik gibi "nahif" olan bir diğer önemli edebiyatçımız Orhan Veli ile aralarındaki sohbetten oluşuyor ve okuması en keyifli öykülerden. Velhasıl, Sait Faik ki Türkçe'nin nahif yüzü, Türk öykücülüğünün en önemli değerlerinden. Benim için kesinlikle en beğendiğim kitaplarından oldu. İncelemeyi kitabın açılışını yapan ve çokça etkileyici olan bir cümleyle bitirmek istiyorum: "Şu insanlara hiçbir şey çok değildir." (Atakan)

Kitabın Yazarı Sait Faik Abasıyanık Kimdir?

Sait Faik Abasıyanık ya da Sait Faik (18 Kasım, 22 Kasım ya da 23 Kasım 1906 -11 Mayıs 1954), Türk öykü, roman ve şiir yazarıdır. Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarından sayılan Abasıyanık, çağdaş hikâyeciliğe yaptığı katkılarla Türk edebiyatında bir dönüm noktası sayılır. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle "kökü kendisinde olan" bir yazar olarak kabul edilir.

Klasik öykü tekniğini yıkarak doğayı ve insanları basit, samimi, hem iyi hem kötü taraflarıyla oldukları gibi fakat şiirsel ve usta bir dille anlatmıştır. Bunu yaparken diğer çoğu Cumhuriyet sonrası sanatçısı gibi Batı'daki gelişmelere bağlı kalmamış, hiçbir edebî anlayışın etkisinde hareket etmemiş ve belli bir tarzın takipçisi olmamıştır. Toplumun problemlerine değil bireyin toplum içindeki sorunlarına yönelen yazar, öykülerinde çoğunlukla kendisinden yola çıkıp bireyler hakkında yazarak insan gerçeğini anlamaya çalışır. Çoğunlukla şehirli alt sınıfın hayatını yazan Abasıyanık, balıkçı, işsiz, kıraathane sahibi gibi karakterleri anlatır. İnsanların yaşama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini irdeleyerek, toplum meselelerinden çok "insanı ele alan sanatçılar" sınıfında yer alır.

1930'larda başladığı yazı hayatı boyunca "sorumlu avare", "gözlemci balıkçı", "çakırkeyf sirozlu", "küfürbaz şair", "müflis tacir", "züğürt yazar", "hamdolsun diyemeyen rantiye", "anadan doğma çevreci" gibi sıfatlarla anılan Abasıyanık'ın tüm yazdıkları bir şair duyarlılığı içermektedir. Hikâye, roman, şiir yazan, çeviriler ve röportajlar yapan sanatçı bütün bu türleri kendine özgü tarzı ile kaynaştırmıştır. Yazarın, anlık heyecanlarını yansıtan izlenimci ve fovist ressamların üslubunu anımsatan bir tarzı olduğu söylenmiştir. Kendi özgün dilini oluştururken André Gide, Comte de Lautréamont, Jean Genet gibi isimlerden etkilenen Abasıyanık, kendisinden sonra gelen Ferit Edgü, Adalet Ağaoğlu, Demir Özlü gibi pek çok yazara da öncülük etmiştir. Ölümünün ardından Burgaz Adası'ndaki evi müzeye dönüştürülen yazar adına her sene öykü ödülü de verilmektedir.

Sait Faik Abasıyanık Kitapları - Eserleri

  • Mahalle Kahvesi
  • Semaver
  • Şahmerdan
  • Havuz Başı
  • Lüzumsuz Adam
  • Seçme Hikayeler

  • Havada Bulut
  • Sarnıç
  • Kayıp Aranıyor
  • Alemdağ'da Var Bir Yılan
  • Son Kuşlar
  • Büyüyen Eller
  • Hikâyecinin Kaderi

  • Mahkeme Kapısı
  • Karganı Bağışla
  • Şimdi Sevişme Vakti
  • Kumpanya
  • Sevgiliye Mektup
  • Medarı Maişet Motoru
  • Bir Sonbahar Akşamı

  • Semaver Sarnıç
  • Yaşamak Hırsı
  • Balıkçının Ölümü / Yaşasın Edebiyat
  • İstanbul Öyküleri Antolojisi
  • Tüneldeki Çocuk
  • Sait Faik'ten Çocuklara Hikayeler
  • Havuz Başı - Son Kuşlar

  • Alemdağda Var Bir Yılan / Az Şekerli
  • Az Şekerli
  • Açık Hava Oteli
  • Bitmemiş Senfoni Ve Sait Faik Kaynakçası
  • Tüneldeki Çocuk - Mahkeme Kapısı
  • Müthiş Bir Tren
  • Mahalle Kahvesi - Havada Bulut

  • Kumpanya - Kayıp Aranıyor
  • Bütün Eserleri
  • Toplu Öyküler 1
  • Öyle Bir Hikâye
  • Stelyanos Hrisopulos Gemisi

Sait Faik Abasıyanık Alıntıları - Sözleri

  • Gelmeyeceğini çok iyi biliyorum. Onu beklemek , bilhassa güzel… (Az Şekerli)
  • “Kafa dediğin eskir, ihtiyarlar, ölür bile insan ölmeden, dedi. Sonra kalbini gösterdi: — Eskimeyen, eksilmeyen şey buradadır.” Alıntı: Sait Faik Abasıyanık. “Alemdağ'da Var Bir Yılan”. Apple Books. (Alemdağ'da Var Bir Yılan)
  • Dünyada her şeyle alay edilir , şaka yapılır ama şiirle asla ! (Az Şekerli)
  • Sevgilim sen, sen de mi şu havayı kokluyorsun? (Mahalle Kahvesi - Havada Bulut)
  • Gülmek, dünyanın en güzel şeyidir. (Bitmemiş Senfoni Ve Sait Faik Kaynakçası)
  • Zaten dünya kan ağlıyor, birde biz ağlatmayalım. (Kumpanya)

  • Atatürk'ü Niçin Severiz? Atatürk'ü, 'niçin severiz' diye düşünmeden sevmeliyiz... (Açık Hava Oteli)
  • Ben bir acayip oldum. Gözüm kimseyi görmüyor, kimsenin kapımı çalmasını istemiyorum... (Lüzumsuz Adam)
  • O sevilmek için yaratılmışların en mükemmeliydi. (Kumpanya)
  • Yalnızlık dünyayı doldurmuş.Sevmek,bir insanı sevmekle başlar her şey.Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor. (Alemdağ'da Var Bir Yılan)
  • Keyfim kaçmış, üzgün, ağlamaklı gibiydim. Canım bir taraftan acı bir türkü söylemek çekiyordu. (Sait Faik'ten Çocuklara Hikayeler)
  • ' Mühim ' diyoruz ama, bu kendi kendimize verdiğimiz bir peşin hükümden başka bir şey değildir. (Medarı Maişet Motoru)
  • "Bırakın beni ey hakikatler! Yürümek istiyorum." Cennetlerin olduğu yere doğru." (Bütün Eserleri)

  • "Uzun bir yoldan sonra denizi görmek gibisin..." (Bir Sonbahar Akşamı)
  • "İnsanın içinden bir başka insanın kalkıp yürüdüğü görülür." (Mahalle Kahvesi)
  • Aklıma sanki bir yerde bir şey unutmuşum, birisine bir söz vermişim, hani bir ismi unuturuz da ararız bulmadan rahat edemeyiz. Öyle bir hal oldum. Evet bu unutulmuş bir isim değildi, ama bunun ne olduğu hakkında da kafamda hiçbir fikir yoktu. (Müthiş Bir Tren)
  • Anası: -Ali be, günah be yavrum, dedi. Günah yavrucuğum, yapma! Ali: -Allah affeder ana, dedi. Sonra saf, masum sordu: -Allah hiç gülmez mi? (Öyle Bir Hikâye)
  • Kimse kimsenin aslını, kafatası içinin meselesini anlamak için uğraşmıyordu. (Kayıp Aranıyor)
  • - Nasıl bir dünya arzuluyorsunuz? - Nasıl bir dünya mı? Haksızlıkların olmadığı bir dünya... İnsanlarının hepsinin mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya... Sokaklarda sefillerin bulunmadığı bir dünya... Kafanın, kolun çalışabildiği zaman insanın muhakkak doyabildiği, eğlenebildiği bir dünya... İçinde iyi şeyler söylemeye, doğru şeyler söylemeye salahiyetle kıvranan bir adamın, korkmadan ve yanlış tefsir edilmeden bu bir şeyleri söyleyebildiği bir dünya... (Havada Bulut)
  • Dünyada hiçbir şeyden, zalimlikten iğrendiğim kadar iğrenmem. İnsanoğlunun en büyük savaşı zalimliğe karşı açılmalı. (Kayıp Aranıyor)

Yorum Yaz