Kendi Ömrümün İçinde
Benim öyle büyük iddialarım yok. Tek derdim, zamanın akışına mahkûm olduğumuz bu kâinatta, zerrenin zerresi bile sayılamayacak bir dünyanın üzerinde geçirmek mecburiyetinde olduğum ömrü kendimce anlamlandırabilmek. Tıpkı sizin de farkında olarak ya da olmayarak kendi ömrünüzü anlamlandırmaya çalışmanız gibi.
Bu yüzden, onlarca yılın tecrübesiyle; yanılgılarıyla, kırılmalarıyla, öğrendikleriyle ve vazgeçtikleriyle şekillenmiş yolumu birkaç cümleye, birkaç sıfata ya da hazır bir tanıma sığdırmayın.
Ya da nasıl istiyorsanız öyle tanımlayın; buna engel olamam. Fakat kendi tanımınızı benim hakikatimmiş gibi önüme koymayın, hele onun benim üzerimde bağlayıcı olduğunu hiç düşünmeyin.
Üzerimde emeğiniz olabilir. Bunu inkâr etmiyorum. İnsan, hayatına dokunanların hakkını teslim etmeyi bilmeli. Fakat ben hayatı yalnızca sizin emeğinizin değdiği zamanlarda yaşamadım. Sizden uzakta geçen yıllarım, görmediğiniz kırılmalarım, tanımadığınız insanlarım, bilmediğiniz mücadelelerim oldu. Yanıldım, öğrendim, kaybettim, yeniden başladım; düşündüm ve değiştim.
Bugün olduğum insanın içinde sizin payınız vardır; ama tamamı size ait değildir. Bir insanın hayatına emek vermek, onun hayatının sahibi olmak değildir. Onu bir dönem tanımış olmak da bütün hikâyesini bilmek anlamına gelmez.
O hâlde bana da biraz yer açın.
Ben de birkaç güzel söz edeyim, birkaç fikrimi dile getireyim. Bırakın fikirlerim hakikatin duvarına çarpsın. Aşabilenlerin sevincini, çarpıp parçalananların yenilgisini ben tadayım. Her düşüncemi daha doğmadan düzeltmeyin, her sorumun önüne hazır cevaplar koymayın. İnsan bazen kendi yolunu yürüyerek, kendi çıkmazına girerek ve kendi yanılgısından dönerek öğrenir.
Bunu kibirle ya da büyüklenerek söylemiyorum.
Kimi zaman bir çobanın yılların içinden süzülüp gelen sade bilgeliğinin karşısında susmayı bilerek, kimi zaman bir işçinin emeğine ve azmine duyduğum saygıyla, kimi zaman da İskenderiye’nin dev sütunları arasında insanlığın biriktirdiği bilginin büyüklüğüne hayranlıkla bakan meraklı bir öğrencinin ürkekliğiyle söylüyorum.
Çünkü öğrendikçe yalnızca bildiklerimin değil, bilmediklerimin de büyüdüğünü görüyorum. Belki bilginin insana verebileceği en kıymetli şeylerden biri budur: Haddini bilmek. Kendini hakikatin sahibi sanmadan onun peşinde yürüyebilmek.
Üstelik bir iz bırakmak gibi büyük bir niyetim de yok. Adım benden sonra yaşasın, insanlar beni hatırlasın, dünyada benden bir şey kalsın diye bir kaygı taşımıyorum. Belki bütün meselem, kendi hayatımın üzerinde bir anlam kurabilmek; bana verilmiş bu kısa ömrü, başkalarının biçtiği anlamların içinde kaybetmeden yaşayabilmek.
Biraz sevmek belki. Biraz umut etmek. Biraz da sevilmek.
Yaşadıklarımı, kaybettiklerimi, sevinçlerimi ve acılarımı kendi içimde bir yere koyabilmek. Dünyada kalıcı olmak değil derdim; burada bulunduğum süre boyunca kendi hayatıma yabancı kalmamak.
Bu yüzden sizden beni haklı bulmanızı istemiyorum. Beni alkışlamanızı ya da söylediklerimi benimsemenizi de beklemiyorum. Bana yalnızca kendi sözümü söyleyebileceğim, kendi sorumu sorabileceğim kadar yer bırakın yeter.
Belki söylediğim söz eksik kalacak, belki fikrim yanlış çıkacak, belki de yıllardır doğru bildiğim bir şeyden vazgeçmek zorunda kalacağım.
Olsun. Fikrimin yenilmesi benim yenilmem değildir. Hakikat karşısında yanlışından dönebilmek de insanın kazançlarından biridir.
Belki birkaç sözüm yerini bulur, bir sorum başka bir sorunun kapısını aralar. Bulmazsa da mesele değil. Ben dünyayı değiştirecek büyük sözlerin peşinde değilim. Yalnızca kendi payıma düşen ömrün içinde anlamaya, anlamlandırmaya ve hakikate biraz daha yaklaşmaya çalışıyorum.
Haklı çıkarsam sevincini, yanılırsam dersini taşıyabileyim.
Günün sonunda geriye büyük bir isim kalması gerekmiyor.
Yaşadığım hayat bana biraz olsun anlamlı gelsin, yeter.
Editör: Mehmet Nezir Güneş
