tatlidede

Thornton Wilder kimdir? Thornton Wilder kitapları ve sözleri

Amerikalı Yazar Thornton Wilder hayatı araştırılıyor. Peki Thornton Wilder kimdir? Thornton Wilder aslen nerelidir? Thornton Wilder ne zaman, nerede doğdu? Thornton Wilder hayatta mı? İşte Thornton Wilder hayatı... Thornton Wilder yaşıyor mu? Thornton Wilder ne zaman, nerede öldü?
  • 04.07.2022 12:00
Thornton Wilder kimdir? Thornton Wilder kitapları ve sözleri
Amerikalı Yazar Thornton Wilder edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Thornton Wilder hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Thornton Wilder hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Thornton Wilder hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 17 Nisan 1897

Doğum Yeri: Madison, Wisconsin, Amerika Birleşik Devletleri

Ölüm Tarihi: 7 Aralık 1975

Ölüm Yeri: Hamden, Connecticut, Amerika Birleşik Devletleri

Thornton Wilder kimdir?

Thornton Wilder Kitapları - Eserleri

  • Köprüden Düşenler
  • Our Town
  • The Skin of Our Teeth
  • Kasabamız
  • Our Town and Other Plays
  • Cennet Yolunda
  • The Bridge of San Luis Rey
  • Kader Köprüsü

Thornton Wilder Alıntıları - Sözleri

  • Bir sır keşfetmişti Esteban. İnsanın kafasından söküp atamayacağı bir sır: En derin aşklarda bile taraflardan biri daha az sever. İki insan aynı derecede iyi, aynı derecede yetenekli, aynı derecede güzel olabilir ama birbirini aynı ölçüde seven iki kişi yoktur yer yüzünde. (Köprüden Düşenler)
  • Conde, mektuplardan büyük bir zevk alıyordu ama sanıyordu ki, mektupların bütün zenginliği, bütün hedefi: Usluplarındadır. Edebiyatın gerçek güzelliğini farkedemiyordu: gönlün sesi olmak. Uslup: içinde acıların dünyaya sunulduğu alalede bir kaseden ibaret. (Köprüden Düşenler)
  • “Bence faizle sahip olunmuş bir para, kazanılmış bir para değildir.” (Cennet Yolunda)
  • İkizler, aşağı yukarı onbeş yaşlarındayken rahibenin dizleri dibine oturur, anlattığı çarmıha gerilme hikayesini dinlerlerdi can kulağı ile. Kocaman gözlerini kadına dikerek birden bağırırdı Manuel: " Esteban'la ben orada olsaydık önlerdik bunu" (Köprüden Düşenler)
  • ... both of those ladies cooked three meals a day - one of’em for twenty years, the other for forty - and no summer vacation. They brought up two chikdren a piece, washed, cleanes the house - and never a nervous breakdown. (Our Town and Other Plays)
  • Bir ölülerin dünyası var, bir de dirilerin. Sevgi aradaki tek köprü. (Köprüden Düşenler)
  • At times, after a day’s frantic resort to such invocations, a revulsion would sweep over her. Nature is deaf. God is indifferent. Nothing in man’s power can alter the course of law. Then on some street-corner she would stop, dizzy with despair, and leaning against a wall would long to be taken from a world that had no plan in it. But soon a belief in the great Perhaps would surge up from the depths of her nature and she would fairly run home to renew the candles above her daughter’s bed. (The Bridge of San Luis Rey)
  • Bir yaz günü çocukların öldürdüğü böcekleri neyse, biz de oyuz Tanrı için. Kimi tam tersini söylüyor: Tanrının emri olmadan bir serçenin tüyü bile düşmezmiş. (Köprüden Düşenler)
  • “Ve paranın faizini bankaya bırakıyorsunuz, öyle mi?” “Evet.” “Peki, bizim bu parayla ne yapmamızı istersiniz?” “Bunu söylemeye benim hiçbir hakkım yok. Para bana ait değil. Onu ben kazanmadım.” (Cennet Yolunda)
  • Ancak Wilder tersine dramatik yazarlığı sevmektedir ve dramatik yazarlıkta karakterler ne olacağından tamamen habersizdirler. Bu nedenle her kelime özgürdür. (Cennet Yolunda)
  • Herkes biliyor ki dünyada tek yaptığımız şey arzularımızı beslemek. Bu bencillik efsanesini sürdürmek niye? Neden bu digergamlık masalını canlı tutmaya çalışırız? (Köprüden Düşenler)
  • .How often as she turned her pages with her gemmed hands, she would ask herself, almost with amusement, whether the constant pain at her heart had an organic seat. She wondered whether a subtle doctor cutting through to that battered throne could at last discover a sign and lifting his face to the amphitheatre cry out to his students: “This woman has suffered, and her suffering has left its mark upon the structure of her heart.” (The Bridge of San Luis Rey)
  • EMILY Hiç fark etmemişim. Yaşam öylece akıp gidiyormuş ve biz fark etmemişiz. Beni yerime, mezarıma götürün ama önce bekleyin. Son bir kez daha bakayım. Hoşça kal, hoşça kal. Hoşça kal dünya, hoşça kal Grover's Corners... Annem ve babam. Hoşça kal saatlerin akıp giden zaman... ve annemin ayçiçekleri... yiyecekler ve kahve. Yeni ütülenmiş elbiseler ve sıcak banyo... uykuya ve uyanmaya veda. Ah, dünya öyle güzelsin ki, kimse seni fark edemiyor. (Sahne Amiri'ne döner ve gözyaşları içinde) Hayattayken yaşamın farkına varmış hiç insan var mı? Ama her anının, her saniyesinin? SAHNE AMİRİ Hayır, yok. (Ara) Belki azizler ve şairler... Onlar da bazen... (Kasabamız)
  • I didn’t realize. So all that was going on and we never noticed. Take me back - up the hill - to my grave. But first: Wait! One more look. Good-bye, Good-bye, world. Good-bye, Grover’s Corners... Mama and Papa. Good-bye to clock ticking... and Mama’s sunflowers. And food and coffee. And new ironed dresses and hot baths... and sleeping and waking up. Oh, earth, you’re too wonderful for anybody to realize you. Do any human beings ever realize life while they live it - every, every minute? STAGE MANAGER: No. (Our Town and Other Plays)
  • Evet, kimse kimseyi sevmiyordu... tabii kendisi hariç. Bütün aileler alışkanlığın ağları içinde yaşıyorlardı... sıkıcı bir iklimdi bu. Herkes sevmeden öpüyordu birbirini. Anladı ki bu pis dünyanın insanları hodbinlik zırhı içinde dolaşıyor, herkes kendi kendisiyle sarhoş, iltifatlara susamış, kimsenin söylenenleri dinlediği yok, herkes en yakın dostlarının felaketlerine kayıtsız, arzularıyla başbaşalığını bozacak her müdahaleden korkuyor. Cathay'dan Peru'ya kadar Hz.Ademin tüm çocukları böyleydi işte. (Köprüden Düşenler)
  • -Peki anlaşıldı bana yardımcı olmayacaksın. Bari söyle hangisisin sen? Esteban mı Manuel mi? -Manuel diye cevapladı Esteban. (Köprüden Düşenler)
  • “Dinle bebeğim” dedi. “Dur da sana bir bakayım. Sen benimle dalga mı geçiyorsun?” (Cennet Yolunda)
  • Bütün aileler alışkanlığın ağları içinde yaşıyorlardı.. sıkıcı bir iklimdi bu. Herkes sevmeden öpüyordu birbirini. Anladı ki bu pis dünyanın insanları hodbinlik zırhı içinde dolaşıyor, herkes kendi kendisiyle sarhoş, iltifatlara susamış, kimsenin söylenenleri dinlediği yok, herkes en yakın dostlarının felaketlerine kaygısız, arzularıyla başbaşalığını bozacak her müdahaleden korkuyor. (Köprüden Düşenler)
  • MRS ANTROBUS (calmly, almost dreamily) : I didn’t marry you because you were perfect. I didn’t even marry you because I loved you. I married you because you gave me a promise made up for mine. (she takes off her ring and looks at it) That promise made up for your faults. And the promise I gave you made up for mine. Two imperfect people got married and it was the promise that made the marriage. (Our Town and Other Plays)
  • ...Masaldaki kırlangıca benziyordu; hani kuşcağız bin yılda bir, bir tek buğday tanesi taşır da; bu taneleri üst üste yığarak kuracağı dağ ile aya ulaşacağını umarmış. Ona benzer insanlar yetişir her çağda. Israrla taşırlar buğday tanelerini, hatta seyircilerin alaylarından bir çeşit zevk de alırlar. (Köprüden Düşenler)

Yorum Yaz