Üç İstanbul - Mithat Cemal Kuntay Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Üç İstanbul kimin eseri? Üç İstanbul kitabının yazarı kimdir? Üç İstanbul konusu ve anafikri nedir? Üç İstanbul kitabı ne anlatıyor? Üç İstanbul PDF indirme linki var mı? Üç İstanbul kitabının yazarı Mithat Cemal Kuntay kimdir? İşte Üç İstanbul kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Mithat Cemal Kuntay

Tasarımcı: Deniz Çorbacıoğlu

Yayın Evi: Oğlak Yayıncılık

İSBN: 9789753299053

Sayfa Sayısı: 576

Üç İstanbul Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Adnan: “Fatih hocalarının dini de yalandır; dinsizliği de!”

Hoca: “Yalanmış! Tabii ki yalan. Onu ben de biliyorum. Onun için bu yalandan korkum diyorum ya! Sarıklı milletini bana sen mi anlatacaksın? Menfaat göster: Vapur bacası gibi bağırarak sana Allah’ı da inkâr etsinler; Peygamber’i de!.. Sultan Hamit otuz üç sene sarığa sırma takarak; taassuba maaş vererek tahtında oturdu efendi!”

Türk romanının kilometre taşlarından biri daha Oğlak Yayınları’nda...Yirmiyi aşkın, önde gelen roman kahramanı, bir romanı roman yapan bütün ruh çözümlemeleriyle karşınızda. Bir o kadar sayıda gerçek tarihî kişilikler ile başka yardımcı unutulmaz tipler romana ustaca yedirilmiş... Simsiyah ve 33 yıl sürmüş Abdülhamit dönemi baskısıyla “İstibdat İstanbul’u”... Özgürlük adına iktidara gelenlerin yönetiminde olduğu ama Abdülhamit’e rahmet okutturan “Meşrutiyet İstanbul”u...Batan bir imparatorluğun bütün sefaleti ile ülkeyi işgal edenlere yaltaklanmada birinci olanların “işgal İstanbul”u...ve bütün bu İstanbul’ları dikey olarak kesen bir yazar hayatı: Muharrir Adnan Bey.

Bugüne kadar yapılmış olan bütün sıralamalarda ilk 10’a girmiş olan efsanevi roman Üç İstanbul’u okumuş olanlara katılmak isteyenlere.

Üç İstanbul Alıntıları - Sözleri

  • "Sonra arkasına döndü; hayatına baktı: Başkasının denecek kadar kendisinin olmayan hayatına!"
  • "Bir evde herkes çalışacaktır: Erkek, kadın, çocuk, ihtiyar, herkes. Ev demek içindekilerin hepsinin çalıştığı yer demektir."
  • "İnsan başkasının felaketi önünde şair, âlim, feylesof olur."
  • Her çocuk bir parça şair, biraz romancıdır.
  • Bu kaidedir; insan kendi yaptığı şeye başkasında hücum eder.
  • İnsanlar kendi rezaletlerini başkalarında görünce ne çabuk iğreniyorlardı!
  • İnsan cemiyetinin yakasından yakalayacağım, "Bana borcun var! Evvela onu ver!" diyeceğim.
  • "Kış! Fakir olanları daha çıplak, hastaları daha zayıf yapan kış!.."
  • (...) fıkaralık açlık değildi;fıkaralık kimsesizlikti.
  • Bütün memlekette bir tek adam vardı: Anafartalar kahramanı!… Şimdi vatan bir insan gibi ölürken, bir insan bir vatan gibi ayaktaydı: Mustafa Kemal!.. Mustafa Kemal ayağa kalkınca yeryüzüne vuran gölgesine bütün bir memleket sığıyordu. Mustafa Kemal ayağa kalktı demek, on beş milyon muztaribin altında duracağı bir bayrak vardır demektir.
  • "Acaba karı koca saadetlerinin yüzde kaçı bir terbiye meselesi, başkalarına karşı bir mesut görünmek meselesi, bir belli etmemek meselesi değildir!"
  • "Servetin zaman ölçüsü Avrupa'da dakikaydı; şarkta bütün bir ömür!"
  • Namus ve namussuzluk, görmediğimiz bir çocuğun oynadığı yazı mı, tura mıdır?
  • "Bu kaidedir; insan kendi yaptığı şeye başkasında hücum eder."
  • Güzel düşünülmüş yalana, üstübaşı temiz rezalete insanlar muhtaçtır.

Üç İstanbul İncelemesi - Şahsi Yorumlar

yazılmasının üzerinden neredeyse koca bir asır geçmesine rağmen hakkındaki kafa karışıklığının halen devam ettiği tarihsel/siyasal bir roman. kimi, bir dönem romanı olarak oldukça öğretici olmasına karşın değerinin yeterince bilinmemesine hayıflanırken, kimi de boş, tekrarla dolu, yoğun, fazla uzun ve/veya sıkıcı bulmuş. her iki gruba da hak vermekle beraber, sanırım ben ikinci gruba daha yakınım. nedenlerini elbette dilim döndüğünce sıralayacağım. her ne kadar siyasal özelliği öne çıksa da, ben burada edebi yönüne eğilerek, fazla spoiler vermeden bir değerlendirme yapmak istiyorum. edebiyat eleştirmeni fethi naci "üç istanbul" için, "mithat cemal kuntay'ın romanından sürekli olarak bir leş kokusu gelir burnunuza" der. gerçekten de okurken burnunuz o kokuyu bol bol alır. baştan sona, içerdiği yaklaşık kırk kişilik dev kadrosuyla, kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmadığı, aldatmaların, ihanetlerin, satışların, hastalıkların vs. her türlü iğrençliğin tepemize boca edildiği bir kokuşmuşluğun anlatısıdır üç istanbul. temelde yıkılma sürecindeki bir devletin son 25-30 yıllık bir döneminin tablosu olmakla birlikte, belirgin ayrımlardan çok, yumuşak geçişlerle, (öyle ki istibdat'dan meşrutiyete geçişi, hatta koca osmanlı'nın çöküp milli mücadelenin başlamasını bile) yazarın ustalıkla vurduğu basit fırça darbeleriyle anlatır bize. bu elbette yazarın tercihidir ve isabetlidir. fakat okurken bunun bir tarihsel roman olduğu akıldan çıkarılmamalı, bol bol göze sokulan yazarın öznel görüşlerine kurban gidilmemelidir. evet, her yazarın kendi romanının tanrısı olmasından hareketle, yarattığı karakterler, kurguladığı olay, mekanların seçimi hep kuntay'ın yanlı bakışını yansıtır bize. o kadar kalabalık kadro içinde adnan'ın annesini saymazsak (ki gerçekten de silik bir karakterdir) hepi topu üç iyi insan vardır, o kadar. gerisi yukarıda örneklendirdiğim her türden ahlaksızlığın içinde oradan oraya savrulur, kah satılan bir konakta, kah mahalle arası umumhanede, kah cercle d'orient'da roman boyunca karşımıza çıkar dururlar. çıkış noktasını "nefret"ten alan bir roman çünkü elimizdeki."eski rejime" savrulmuş bir küfür demek de haksızlık olmaz bence. yazarın 1938 yılında tamamladığı bu romanı yaklaşık 20 yılda yazdığı söyleniyor. abartı ihtimali yüksek olsa da, genç cumhuriyetin verdiği milli coşku ile eskiye sövmenin geçer akçe olduğu "rahat" yıllarda yazıldığı su götürmez. yazar bu rahatlıktan alabildiğine faydalanmış, tanıklık ettiği üç büyük dönemi, kokuşmuşluk ve yozlaşmışlık kavramları altında romana yedirmiştir. her yazar kendi romanının tanrısıdır dedik. bu ona kurguda ve karakter seçiminde geniş bir alan kazandırsa da, okuduğumuz romanın "hayatın akışı"na uygun olmasını bekleriz. yazarın mantıksız davranışları, metni inandırıcı ve etkileyici olmaktan uzaklaştırır. kuntay'ın olur olmadık herkesi veremden öldürmesi, gereksiz şekilde yüceltip parlattığı "güç sahibi" kişileri ilerleyen sayfalarda dilenciye dönüştürmesi, neredeyse her kadın karakterini fahişeliğe meyilli göstermesi, hırsızlık ve paraya olan düşkünlüğü en bayağı biçimde aktarması gibi hayatın akışına aykırı anlatımı romanın zayıf yönleri olarak göze çarpıyor. bu açıdan, kuntay'ın edebi kaygı gütmediğini düşünüyorum. yukarıda yeterince örneği verildiği için buraya tekrar yazmaya gerek görmüyorum fakat, elbette güçlü benzetmeleri, vurucu sözleri, hakim anlatış tarzından yararlanarak ortaya serdiği enfes psikolojik tahlilleri var. zaten romanı okunur kılan en büyük özellikler bunlar. fakat biteviye tekrarları, çizgisel bir zaman grafiği, mekanların hep konaklar, zengin muhitler, balolar, davetler oluşu kuntay’ın bitmek bilmez nefretini yüzümüze çarpıp durması bir süre sonra can sıkıcı olabiliyor. sokak yok bu romanda. sıradan insan yok. yarı aydın, kimliksiz, ahlaksız tipler var sadece. aydın olmayanlar da onlardan aşağı kalır değil. topyekün bir şehir (dolayısıyla bütün bir ülke) ahlaksızlıkta, sapkınlıkta ve rezillikte birbiriyle yarışıyor, arada romana akış sağlayacak malzemeden öte geçemiyorlar. romanın ana karakteri adnan dahi böyle. sınıf atlama sevdasından başka bir şey düşünmeyen tipik bir osmanlı “münevveri”. para sevgisinin vatan sevgisine üstün geldiği o aşağılık kompleksli zavallı ve zalim adnan. en başta kendisine ve onu seven bir avuç kişiye zulmeden adnan... anlatımındaki nefret, romanın edebi kalitesini ve karakterlerin yıldızını söndürmüyor olsa da ortaya rahatsız edici bir hava bırakıyor. üç istanbul, kelimenin tam anlamıyla rahatsız edici bir roman. biraz daha objektif, hiç olmazsa daha az karikatür tip görmek isteyenlere ve dönem olarak osmanlı'nın son yıllarını, batılılaşma ya da erken cumhuriyet dönemini merak edenlere yakup kadri'nin eserlerini tavsiye edebilirim. hem ondaki gelecekten umut ve cumhuriyet sevdası, içinde bulunduğumuz şu süreçte büyük bir eksiği de dolduracaktır. üç istanbul'u oldukça boş bir zamanınızda okusanız daha makbule geçer diye düşünüyorum. (M.D.)

Kitap bir şehrin farklı tarihlerde yaşadığı üç dönemi anlatıyor. Haliyle roman kahramanlarının hayatıda bu üç döneme göre şekil alıyor. O dönemde yaşamamış olsanızda olaylar ve şahsen tanışmamış olsanızda karakterler size tanıdık geliyor. Başka bir yazar bu kitap için "kokuşmuşluğun romanı" diye yorum yapmış. Kitabı okurken bu yorumun haklılığını anlıyorsunuz. Bu kokuşmuşluğun korkutucu yanı ise yaşayan bazı tarihçilerimizin kitapta geçen olayların gerçek olduğunu söylemesidir. Kitabın kalınlığı size ürkütücü gelmesin. Bazı gerçeklerden iğrensenizde bırakmak istemeyeceksiniz. İyi okumalar. (Pınar KARATAŞ)

Bu kitabı her elime alışımda okumaya devam edip etmeme konusunda tereddüt ettim.. Henüz kitabın tamamını okumadım ve bu tereddütüm de devam etmekte.. Kitapta yer alan karakterlerin hemen tamamı bir insanın hayatı boyunca görebileceği hatta belki göremeyeceği kadar şerefsizlik, alçaklık ve haysiyetsizliğe sahip, neredeyse hepsi ahlaksızlığın dibine vurmuş.. Sanırım yazar kötülemeye çalışılan dönemi olabilecek en mübalağalı şekilde okura yansıtmak istemiş.. Bir insan (!) kendi halkınının (!) ahlaki zaafiyetlerini neden bu kadar abartılı yansıtır bunun takdirini size bırakıyorum.. Ancak benim şöyle bir yorumum var Sultan 2. Abdülhamit Han ve onun eylemlerini, dönemini bu kadar kötüleyen, kitaptaki onlarca karakterin neredeyse hepsinin birbiriyle şerefsizlik yarışına girdiği bir ortamda okuyucu, şayet kendisi de karakterlerin hayat felsefesini paylaşmıyorsa Abdülhamit Han’ın yanında yer alır.. Zira bana göre bu kadar alçak ve şerefsiz insanlar topluluğu, bir kimseye, görüşe, döneme karşıysa, bu durum olsa olsa o kişinin, düşüncenin, dönemin faziletine delalet olabilir.. Şimdilik yorumum bu kadar.. Birçoğuna benim de katıldığım, kitabın edebi yönünün, tasvirlerinin vb. kalitesi hususunda, diğer inceleme yazılarında yeterli bilgi bulunmaktadır.. Bu yüzden bu kısma çok fazla girmek istemedim.. (Kadir Öztürk)

Üç İstanbul PDF indirme linki var mı?

Mithat Cemal Kuntay - Üç İstanbul kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Üç İstanbul PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Mithat Cemal Kuntay Kimdir?

Mithat Cemal Kuntay, (1885, İstanbul - 30 Mart 1956, İstanbul), Türk yazar, şair ve hukukçu.

Yazdığı vatanseverlik şiirleri onu Türk edebiyatının en tanınmış hamaset şairlerinden birisi yaptı. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış dönemini konu edinen, Üç İstanbul (1938) adlı ilk ve tek romanı ile ünlendi. Biyografi yazarlığı yönüyle de tanındı.

Yaşamı

1885 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Mithat Cemal, İşkodra’dan gelen bir ailenin oğludur. Babası Selim Sırrı Bey, annesi Rumeli’nin Tırhala Kasabası’ndan Samiye Hanım’dır. Henüz çocukken annesinin okuduğu Cezmi romanı ona ilk edebiyat zevkini verdi. Orta öğrenimini Aksaray’daki Mekteb-i Osmaniye Rüştiye’sinde, Saint Joseph Lisesi’nde başladığı lise öğrenimini Vefa Lisesi’nde tamamladıktan sonra Mekteb-i Hukuk’tan birincilikle mezun oldu. 17 yaşındayken babasını kaybedince 10 kişilik ailesinin geçim yükünü üstüne aldı ve öğrencilik yıllarında gazetecilik, özel öğretmenlik, daha sonra avukatlık yaparak bu yükü taşımaya çalıştı.

Aynı dönemde ilk şiirlerini dergi ve gazetelerde yayımladı. İleride yakın dost olacağı ve biyografisini yazacağı Mehmet Akif ile 1903 yılında tanıştı. Bu tanışma, onun sanatını ve düşüncelerini etkiledi. Padişaha jurnal edildiği için 1906’da bir süre tutuklu kaldı. Mehmet Akif’in II. Meşrutiyet’ten sonra yazdığı İstibdat adlı şiiri, bu olayın hatırasına Mithat Cemal’e ithaf edilmiştir.[3] Mehmet Akif ile birlikte yazdığı ‘Elhamra’ adlı şiiri ve ‘Acem Şahına’ adlı manzumeyi Resimli Kitap’ta yayımladı. Acem Şahı, şair olarak ününü arttırdı.

1908 yılında kazandığı imtihan sonucu doktoraya başlayarak, hukuk idaresi dersi vermekte olan İbrahim Hakkı Paşa’nın asistanı oldu. Eğitimini tamamladığında Türkiye’de ilk hukuk doktoru ünvanını aldı. Bir süre “hukukta hitabet” dersleri verdikten sonra sınav kazanarak Adliye Nezareti Özel Kalem’ine kâtiplik görevine başladı, zamanla müdür yardımcılığına yükseldi. Kısa bir süre Birinci Hukuk Mahkemesi üyesi olarak yargıçlık yaptı.

I. Dünya Savaşı sırasında hükümetin Çanakkale Cephesi’ne gönderdiği 40 kadar şair arasında Mithat Cemal de yer aldı. Savaş yıllarında çıkartılan Harp Mecmuası’nda hamasi şiirlerini yayımladı. Milli Mücadele yıllarında da hamaset şiirleri yazmaya devam etti. 30 Ağustos Zaferi’nden sonra yazdığı ‘Vatan Hisleri’ adlı şiirinin son iki mısrası TBMM’de Mustafa Kemal tarafından okundu: Ölmez bu vatan farz-ı muhal ölse de hattâ / Çekmez kürenin sırtı bu tâbât-ı cesîmi (Ölmez bu vatan varsayalım ölse bile / Çekmez dünyanın bedeni bu kocaman tabutu). Bu olay, ününü birden arttırdı.

Mithat Cemal, 1923 yılında noterliğe başladı. Beyoğlu 4. noterliğine tayin edildi ve 1956 yılında yaşamını yitirinceye kadar noterliği sürdürdü; Türkiye’nin en uzun süre noterlik yapan hukukçusu unvanını aldı.

1950 seçimlerinde CHP listesinden Çorum milletvekili adayı olduysa da seçilemedi.

Hicaz Valisi Ahmet Ratip Paşa’nın torunlarından Naile Hanım ile evlenen Kuntay, çok sevdiği eşini genç yaşta yitirdikten sonra tekrar evlenmedi. Naile Hanım (1895-1945) ile evliliğinden Vedat (1918-2011) isimli tek bir oğlu ve fotograf sanatcisi Lale Tara tek torunudur. Kuntay akciğer kanseri nedeniyle 30 Mart 1956 günü İstanbul’da hayatını kaybetti. Kabri Karacaahmet Mezarlığı’ndadır.

Edebi Yaşamı

Mithat Cemal’in yayımlanan ilk şiiri, Çırçır Suyu’nda başlığını taşır. 1901 yılında Malumat Dergisi’nde çıkmıştır.[3] Sırat-ı_Müstakim Dergisi ve Tercüman-ı Hakikat gazetesi’nde yayımlanan şiirleri ile adını duyurdu. Tek şiir kitabı Türkün Sehnamesi'nde 82 şiiri yer aldı. Şiirlerinde aruzu ustaca kullandı. Ağır bir dille sahip olan şair, dilini zamanla sadeleştirmiştir. Vatan ve millet sevgisi temalı epik ve lirik şiirleri yazdı. Hiciv türünde de şiirler yazdı, aşk temasını hemen hemen hiç işlemedi. Hiçbir edebi topluluğa katılmadı. Çınaraltı dergisinde 1943-1944'te yayınlanan son dönem şiirlerinde Yahya Kemal Beyatlı'dan da etkilendiği görüldü.

Oyunlarında yalın bir dil kullandı, yurt sevgisi konusunu işledi.

Yazdığı tek roman olan Üç İstanbul, onun en önemli eseridir. Eser, II.Abdülhamit II. Meşrutiyet ve Mütareke yıllarının İstanbul'unu anlatır. Eserin, yazarın hayatını yansıttığı söylenir. Roman, 1983 yılında TRT tarafından televizyon dizisi olarak çekilmiştir.

Monografileri, titizlikle düzenlenmiş birer belgeler kitabı gibidir.

Kuntay, ayrıca edebiyat araştırmaları yapmış, Fransız yazarlardan tercüme eserler vermiş bir sanatçıdır.

Mithat Cemal Kuntay Kitapları - Eserleri

  • Mehmed Akif
  • Namık Kemal
  • Ali Suavi
  • Türkün Şehnâmesinden
  • Mehmet Akif Hayatı-Seciyesi-Sanatı
  • Fatih ve Fetih Fatih Sultan Mehmet
  • Üç İstanbul
  • Namık Kemal

Mithat Cemal Kuntay Alıntıları - Sözleri

  • Zira, çalışan için her vakit, vakit vardır. (Ali Suavi)
  • Kendisi sustuğu derecede devlet adamıydı ve başkaları ses çıkarmadığı miktarda vatanperverdi. (Ali Suavi)
  • Bir kenarda olmak, uzak olmak, kimseye çarpmamak için az mevcut olmak istiyordu. Kımıldadıkça başkalarının yerini alıyor gibi çekingen bir hali vardı. Dertlerini kendi emziriyor, kendi büyütüp yetiştiriyor, bir kadın kadar gizli ağlamayı biliyordu. (Mehmed Akif)
  • Muhbir'in Londra'da çıktığı, ilk sayfada ve ilk sütununda ilk cümleden belliydi: ''Muhbir, doğru söylemek yasak olmayan bir memleket bulur, gene çıkar.'' (Ali Suavi)
  • "Kış! Fakir olanları daha çıplak, hastaları daha zayıf yapan kış!.." (Üç İstanbul)
  • "Fatih'in Ayasofya mabedi önünde atından yere kendini atarak Tanrı'ya secde ettiğini ve secdeden doğrulan başını açarak yerden bir avuç toprak alıp başına serptikten sonra "Ya Rabbi, sana şükrolsun ki bu şehrin fethini bana nasip ettin!" dediğini bir tablo kuvvetiyle, ancak Le Sac de Constantinople ismindeki eserde okumak acı değil midir ?" (Fatih ve Fetih Fatih Sultan Mehmet)
  • Maziye karışan bir mevcut yoktur ki izlerini görüp de müteessir olmayalım. Büyük bir garp edibinin dediği gibi " AYRILDIĞIMIZ HERŞEY VARLIĞIMIZDAN BİR PARÇADIR " . Onun için geçmişten, geçmişi düşündüren her hâtıradan nasibimiz daima hüzün olur... (Mehmed Akif)
  • "Saltanattan uzun müddet ayrı kalmasının acılığını, bütün hamlesini ilme vermekle unutmak istedi ve ikinci padişahlığının tahtına, o makama layık olan kültürle çıkmak imkânını sağladı : Arap, Fars, Latin, Yunan dillerini öğrendi ve Arapçaya yardımı olduğu için İbraniceyi de elde etti. Yalnız dil öğrenmekle kalmadı yalnız din kültürüyle kanaat etmedi, asrının müspet ilimlerine de çalıştı ve ikinci defa padişah olduğu zaman, hükümdar olmasa âlim olarak tanınacak kıymetteydi." (Fatih ve Fetih Fatih Sultan Mehmet)
  • Belâ mı kaldı ki dünya evinde görmediğim ? (Mehmed Akif)
  • "Bir evde herkes çalışacaktır: Erkek, kadın, çocuk, ihtiyar, herkes. Ev demek içindekilerin hepsinin çalıştığı yer demektir." (Üç İstanbul)
  • Izdırabından acı bir tad duyardı. (Mehmed Akif)
  • "Servetin zaman ölçüsü Avrupa'da dakikaydı; şarkta bütün bir ömür!" (Üç İstanbul)
  • "Acaba karı koca saadetlerinin yüzde kaçı bir terbiye meselesi, başkalarına karşı bir mesut görünmek meselesi, bir belli etmemek meselesi değildir!" (Üç İstanbul)
  • Akif böyleydi; Tekirdağı kadar memleketin karpuz kabukları da onun gözünde vatandı. (Mehmed Akif)
  • Zira, simitleri kapışmaya hazır olan köpekler için tablayı devirmek niyetinde değiliz. (Ali Suavi)
  • Deryaları kan, taşları bitmez kemik olsa, Bir son nefesin aynı olup bitse nesîmi Ölmez bu vatan, farz-ı muhal ölse de hatta, Çekmez kürenin sırtı o tabût-ı cesîmi. (Türkün Şehnâmesinden)
  • " Yatağındaki buruşuk yastığı alıp Paşa'ya uzattı ve: - Bu yastığı gördün mü, dedi. Uykusuzlukla döne döne bu hale getirdim. Gece gündüz hayal ettiğim İstanbul fethine muvaffak olamazsam gözüme uyku girmek ihtimali yoktur." (Fatih ve Fetih Fatih Sultan Mehmet)
  • Yoksun kuru topraktan ibâret vatanınla, Târîhini yazmazsan eğer sen de kanınla ! Varsın âlemde, sesin varsa, gurûrun varsa; Varsın, insanlar adından bile korkarlarsa ! (Türkün Şehnâmesinden)
  • İstanbul İmparatoru On Birinci Konstantin, Ayasofya'dan çıkarak ata bindiği gecenin ertesi günü, Ayasofya'nın kapısı önünde, yirmi iki yaşında bir delikanlı atından yere atlayacak, secde edecek ve secdeden doğrularak, mücevvezesini(resmi kavuğunu) çıkaracak, yerden aldığı toprağı başına atacak, İstanbul fethini nasip eden Allah'a şükredecek. Bu delikanlının adı artık "Fatih"tir, Sultan Mehmed değil. (Fatih ve Fetih Fatih Sultan Mehmet)
  • İnsanlar kendi rezaletlerini başkalarında görünce ne çabuk iğreniyorlardı! (Üç İstanbul)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle