Yarım Kalan Bir Hayat: Cumana Şeyhmus / ŞAM -1

Cumana Şeyhmus hikayesinin yazı serisinin birinci bölümü...

Suriyeli kardeşlerimize Türkçe dersi verdiğim sınıfın kapısına dayandığı gün tanıdım Cumana’yı. Kendinden emin bir görüntüsü vardı ki hala da öyle. Savaşın tam anlamıyla yıpratamadığı bir sağlamlıkla dimdik bir duruşa sahip. Aslında üniversite öğrencisi olan Cumana, yaşadıklarını anlatırken pek duygusal olmadı. Gerilere, geride bıraktıklarına da dalıp gitmedi.

Ahlamadı…

Öflemedi…

Yaşadıklarına sitemleri oldu belki ama ezilmedi…

Cumana’yı dinliyorum şimdi;

Yaklaşık olarak üç buçuk yıl öncesiydi. Güzelim memleketimin topraklarında başlayan karışıklığın bizleri buralara sürükleyeceğini asla tahmin etmemiştim.

Sizler için “Arap Baharı” olarak nitelenen arbede, bizler için cehennemin başlangıcı oldu. Dera’da başlayan baharımızın(!) bir iki ay içerisinde biteceğini düşünüyorduk ama maalesef ki öyle olmadı.

Üzerimize yıldırımların ateşlerini yağdırıp topraklarımızı bir kan seli yatağına dönüştürecek olan bu baharın ne kadar zalim bir bahar olacağını aklımızın ucundan dahi geçirmemiştik.

Annem, babam ve üç erkek kardeşimle beraber Şam’da yaşıyorduk. Mütevazı bir hayatımız vardı. Olayların ilk yılında, yaşadığımız yere sirayet eden herhangi bir olumsuzluk yoktu.

Ve hiçbir olumsuzlukla karşı karşıya kalmamamıza rağmen televizyon haberlerinde izlediklerimizin etkisiyle yavaş yavaş bizler de endişelenmeye başlamıştık.

Bir taraftan endişe duyuyor, diğer taraftan kendi kendimize uydurduğumuz bahanelerle duyduğumuz endişelerin gereksiz olduğunu düşünüyorduk.

Aslında bu arbedenin asla ve asla Şam’a ulaşamayacağını tahmin ediyor ve bu tahminimizi gerçeğin kendisiymiş gibi düşünerek rahatlamaya çalışıyorduk.

Cumana Şeyhmus hikayesinin yazı serisinin devamı gelecek...

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle