Yarım Kalan Bir Hayat: Xabat Talas / HALEP-15

Xabat Talas hikayesinin yazı serisinin onbeşinci bölümü bölümü.

Sorduk!

Aldığımız cevap çok sevindiriciydi. Halk Eğitim Merkezi’ndeki kurslar ücretsizdi. Yani hem Türkçeyi öğrenebilme fırsatını yakalayacak ve hem de bileziklerimizi satmak zorunda kalmayacaktık. Hiç zaman kaybetmeden soluğu bu merkezde aldık. İlk müracaatımızı yaptığımız odada bizleri sıcak karşılayan müdür yardımcısının Suriye’den evli olduğunu duyunca da ayrı bir sevinç yaşadık. Sığınabileceğimiz bir kapı hissiyatı ile olsa gerek, sevinmiştik işte. Aynı günün öğleden sonrasında Türkçe derslerinin verildiği sınıftaydık. Aslında bu kurs, Türk vatandaşlarına yönelik olarak düzenlenen bir okuma yazma kursuydu.

Anlayacağınız bu kurs, dil öğrenmek için dizayn edilen bir kurs değildi. Bizler Latin harfleri ile okuyup yazabiliyorduk ancak bu kurs tamamen Latin harflerini okuyup yazma üzerine kurgulandığından, bizlere faydasının olamayacağını düşündük. Girdiğimiz birkaç dersin ardından oluşan bu fikrimizle karamsarlığa düşmüştük yine. Hem derslerin yapıldığı saatler de bizim için pek uygun saatler değildi. Yabancısı olduğumuz bu memlekette, sabah saatleri bizler için daha uygun düşerdi. Teneffüste bu maruzatımızı müdür yardımcısına ilettik. Sağ olsun, bize bu kursun bir üst seviyesi olan ikinci kademe okuma yazma kursunun sabah saatlerinde yapıldığını ve istersek buna devam edebileceğimizi söyledi. Müdür yardımcısının bu söylemi, zaman ve seviye açısından düştüğümüz karamsarlığı dağıttı biraz. Ertesi günün sabahında müdür yardımcısının zikrettiği sınıfa gelip kabul edildik. Hem Kürtçeyi ve hem de Arapçayı iyi derecede konuşabilen öğretmen, geldiğimiz bu kursun mahiyetini anlatırken pek haz etmedik doğrusu. Bu kursun bir dil öğrenme kursu olmadığını, ancak kentimize gelip ilgili makamlara müracaat eden Suriyeli kardeşlerimizin buraya yönlendirildiklerini ve bizler için elinden geleni yapabileceğini söylüyordu. Bizler için dizayn edilmemiş bir derste bulunduğumuzu söyleyen öğretmenin bu konuşması, bizlere yabancılığımızı hatırlatır gibiydi. Aslında kursun tanıtımını yapıyordu öğretmen ve bu tanıtımı yaparken üzülebileceğimizi düşünmemişti. Kursun tanıtımını konu alan konuşmanın ardından başlattığı derste sergilediği anlatımın yanı sıra bize yaklaşımı, başlangıç konuşmasının üzücülüğünü paramparça edecek güzellikteydi. Dersten müthiş bir keyif almıştım ve kız kardeşimin de aynı hazzı aldığını gördüm. İleriki zamanlarda hayatımızın seyrine dahi etki edecek olan bu öğretmeni çok sevmiştik. Gönül rahatlığıyla, doğru adreste olduğumuzu düşünüyorduk artık.

Türkçe kursuna başlamamızın birkaç gün sonrasıydı. Dişimle ilgili bir sıkıntım hâsıl olmuş, yanağım şişmişti. Dayanılmaz ağrılar içindeydim. Ağrılarımı dindirme adına abimin getirdiği birkaç ilacı kullanmış ancak hiçbir fayda görmemiştim. Bir doktora görünme ihtiyacım vardı ama yol yordam bilmiyordum. Yabancısı olduğumuz bu memleketle ilgili olan bilgisizliğimin kendisiyle beraber getirdiği şey, çaresizlikti sanki. Bir süre sonra ağrılarım o kadar çoğaldı ki evde duramadım artık. Kız kardeşimi de yanıma alarak dışarı attım kendimi. Hastaneyi sorduk ve aldığımız adrese ulaşmak için bir minibüse bindik. Yanı başımızdaki diğer yolculara yapmamız gerekenin ne olduğunu sorduk. Hastanede çalıştığını söyleyen bir genç, bizleri bilgilendirmekle kalmadı ve hastanenin içinde gideceğimiz yere kadar bize refakat etti. Hastanede geçtiğim doktor kontrolünden sonra uğradığım bir eczaneden reçetemde yazılan ilaçları aldım ve ilaç dâhil gördüğüm bu hizmetlerin karşılığında tek kuruş para ödemedim. Ne doktora ve ne de ilaca para istenmemişti ki bu benim için olduğu kadar tüm Suriyeliler için de güzel ve tuhaf bir durumdu. Zira kendi ülkemizde, ücret ödemeden bu hizmetleri asla alamıyorduk.

Halk eğitimdeki kursumuz devam etti ve burada bulunmaktan hep keyif aldık. Hem Kürtçeye hem Arapçaya ve tabi ki Türkçeye hâkim olan öğretmenimizin bizlere olan ilgisi, unutabileceğimiz bir şey değil. Zaman zaman karşı karşıya kaldığımız sıkıntılarımızı da onunla paylaşıp yine ondan yardım alabildik. Türkiye’ye gelmek, hayatta kalabilmek için attığımız bir adımdı ve biz bunu başardık. Ancak evimize ve işimize duyduğumuz özleme asla engel olamıyoruz. İşte bu anlamda da karamsarlığa düştüğümüz bir sırada, yine öğretmenimizin yardımıyla bir avukatlık bürosuna yerleştim. Halep’e ve daha doğrusu kaçtığımız savaşın tam göbeğine dönmeyi düşünecek kadar işine özlem duyan kız kardeşimin içine düştüğü ruh hali de bir ara çok kötüye gitti. Ve tam da dönmeyi düşündüğü sıralarda uzayan bir el, kardeşimin özlemlerini gideriverdi. Onu özlediği işine kavuşturan bu elin sahibi, öğretmenimizdi. Hem Türkçeyi öğrenmesi ve hem de işine kavuşması, kız kardeşimin hayatında ve ona bağlı olarak buradaki hayatımızda asla unutamayacağımız bir dönüm noktası oldu.

Yurdumuzdan uzakta da olsak hayat devam ediyor. Yurdumuzla ilgili umutlarımızı ise asla kaybetmiş değiliz ve oradan gelebilecek güzel bir habere aç olarak bekleyişimiz sürüyor. O güzel haberlerin gelmesini hiç mi hiç küçültmediğimiz umutlarla bekliyor ve asıl evimize dönebileceğimiz günle ilgili hayallerimizi asla yok etmiyoruz.

Gönül heybemize dolduracağınız güzelliklerle beraber, bizleri ülkemize uğurlayacağınız günlerin umuduyla hoşça kalın.

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle