TÜVTÜRK

Cam Irmağı Taş Gemi - Nazan Bekiroğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Cam Irmağı Taş Gemi kimin eseri? Cam Irmağı Taş Gemi kitabının yazarı kimdir? Cam Irmağı Taş Gemi konusu ve anafikri nedir? Cam Irmağı Taş Gemi kitabı ne anlatıyor? Cam Irmağı Taş Gemi kitabının yazarı Nazan Bekiroğlu kimdir? İşte Cam Irmağı Taş Gemi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

  • 24.02.2022 16:00
Cam Irmağı Taş Gemi - Nazan Bekiroğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap Künyesi

Yazar: Nazan Bekiroğlu

Yayın Evi: Timaş Yayınları

İSBN: 9789752634787

Sayfa Sayısı: 248

Cam Irmağı Taş Gemi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Taşın boyanmasıydı âdet olan, sıra boyamalara geldi. Yontucunun, kullandığı boyalara güveni sonsuzdu. Asırlarca dayanacaklarını, solmayacaklarını, bambaşka renklere dönüşmeyeceklerini biliyordu. Kimi bir deniz kabuğunun, kimi bir çömlek parçasının içinde karıştırdı renkleri. İstese, sonsuz sayıda renk elde edebilirdi. İstemedi. Kimi iç açıcı, kimi kasvet verici, ama hepsi de canlı ve kalıcı renklerle yetindi. Gözlerini karla hiç ovmamış kadınların ülkesinde buz mavisi, yağmur grisi gibi, kar beyazının da olmazdı elbet ama renklerin en zor olanı, kendisinden başka bütün renkleri yutanı, renksizlik kılanı, göz yakıcı çiğ beyaz bile onun duvar resimlerinde yumuşadı, uysallaştı. Hacmini buldu, boyun eğdi, renklerden bir renk oldu. En çok da bir yıldız ırmağının üzerinde akan lâcivert gökyüzünün altında güzel durdu. Çünkü kraliçe her defasında yıldızlı gök altında beyaz bir elbise giyiyor oluyordu.

Yontucu her şeyi üstün bir gerçekçilik duygusuyla tamamladı. Tasvirleri arasında bu gerçekçilikle bağdaşmayan tek sahne, lâcivert ırmağın burgaçlı dalgaları arasına saldığı, batacağı ya da yol alacağı zamanın tek anlık aynasından belli olmayan taş geminin üzerine kaldı. Onun da tek yolcusu vardı.

Cam Irmağı Taş Gemi Alıntıları - Sözleri

  • Gözden ırak olan gönülden de ırak olmuyor muydu? Aşk bile olsa her şey, eninde sonunda bitmiyor muydu?
  • Gece ile gündüzü, varlık ile yokluğu, neşe ile kederi, ay ile güneşi içinde bir arada bulduğunda anladı aşkın tatlı, dünyanınsa sert olduğunu.
  • Ne kadar abesti aşkın yüzü. Dahası, ne kadar çok yüzü vardı. Aşkın bir yüzü, iki yüzü. Aşkın yüzsüzlüğü. Vefa, ihanet, ahd. Hepsi birbirine karışıyordu.
  • Dili, bilindik kelimelerden çok farklı olsa da aşk, doğası icabı gizli kalamayan bir şeydi.
  • Bir hevesle düşmedim onun hikâyesine ben.Tekinsiz karanlığımın kazası o.. Karanlığım güvenilmezdi ama bana da aşikâr değildi. Benim giden yanım güçsüz, kalan yanım acımasız. Bu tarafta kalan yanıma rastladı..

Cam Irmağı Taş Gemi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Ne kadar kolaymış oysa; sonunda bıraktım kendimi kadere. Amennâ. Her yanım kaza belâ. Her belâda bir belî. Amentü billâhi.. Aslında çok basit gelebilecek bir hikayeyi yazar öyle güzel cümlelerle ifade etmiş ki... (Tuba Büşra Avcı)

Nazan Bekiroğlu altı öyküyle karşılıyor bizi. Her hikaye birbirinden bağımsız gibi görünse de aslında değil, yani iç içe geçmiş hikayeler var. Birbiriyle daha anlamlı olurken tek başına okunduğunda da daha az anlamlı değil. Hem bağımsızlar hem birbiriyle ilişkililer. Herbiri özel. Kitabı okurken o kadar altını çizdiğim cümleler oldu ki alıntı yapmaktan kendimi alamadım. Üzerinde düşünülmesi gereken nice cümlelerden geçti yolum. Şiirsel bir üslupla hikaye okumanın zevki. Anlatılanların güçlü içerik yapısı ve bu manalara giydirilen harflerin, kelimelerin, cümlelerin muazzam dansı. Ne zaman Nazan Bekiroğlu okusam aynı tat. Kitap sanki bana şöyle seslendi : Yorulduysan bende dinlen ya da bir rüzgar gibi eseyim, içinin acısına değeyim ama az acıtayım daha çok bir dost sohbeti tadında kalayım. Oku beni, gel biraz dertleşelim. Öykü okumayı seviyorsanız ve olaydan ziyade durum öyküsü okumaktan zevk alıyorsanız tam da size göre bir kitap. İyi okumalar dilerim. (Rabia Uslu)

"Cam ırmağında taş gemi yüzdürmeyi bir türlü başaramadım.": Bekiroğlu'nun 5 kitabını okuyup 6. kitabını okumaya geçince tasavvufla karışık aşıklar alemine yolculuk yapacağımı tahmin ediyordum. Öyle nahif, güzel kitap isimlerinin içeriği de zarif olacaktı tabiki... Bekiroğlu ruhumu avuçlarının arasına alıp beni bir kelimeler dünyasına daldırıyordu her seferinde. Bu kitabında da birbiriyle bağlantılarına şaşıracağımız güzel hikaler yer almaktaydı. Önce Elif'in Be'ye feryadı, sonra küçük bir kuşun masumane aşkı, diğer taraftan asırlar öncesinde bir mavi gülde aşka dokunmak, bir taraftan hüzünlü Nihade'nin aşkta mektuplarına tutunması. Bütün bunları bir gülibrişim ağacının altında otururken dinlediğinizi hayal etmeniz. Birbirinden ayrı ama içiçe geçmiş, geçmiş zaman hikayelerine yolculuğunuz bir incecik kitapla[bana göre öyle olabilir ;)] mümkündür. Kitapta geçen bu cümleler gibi "Bak, şimdi ben; dünyanın hây-u hûyuna bir gönül huzuruyla hoşça tebessüm edebileceğim kadar ölümün bana yakıştığı yerdeyim." dersiniz her bir cümleyi okurken. Yine kitapta geçen "Bütün o harflerin bana, ruhuma, tenime, canıma teması, ne kadarsam o kadarıma, bütün boşluklarıma dolması." cümlesi kelimelerin üzerinizdeki tesirini daha net anlatır. Bekiroğlu karmaşık gibi gözüken cümleler deryası yaratıp bir kelime de aklınızı bırakır. Kitap bitince güzel bir gönül yorgunluğu kalır sizde kitaptan... Cam ırmağında yüzmeye karar verip yara bere almadan kurtulabilmenin imkansızlığını bilip kitabımızı okumayı bir düşünebilirsiniz pekala... Kitapla kalın ;) İyi okumalar diliyorum... (Döndü BARUT)

Kitabın Yazarı Nazan Bekiroğlu Kimdir?

3 Mayıs 1957 tarihinde Trabzon'da doğdu. İlk ve orta tahsilini aynı kentte yaptıktan sonra Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1979). Dört yıl lise öğretmenliği yaptı. KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak girdi. (1985). Orhan Okay yönetiminde sürdürdüğü Halide Edib Adıvar'ın Romanlarının Teknik Açıdan Tahlili konulu doktorasını tamamladı (1987). Aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Şair Nigar Hanım konulu çalışmasıyla doçent oldu (1995). 1998'den itibaren aynı fakültede açılan Türkçe eğitimi bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan Nazan BEKİROĞLU 4 Mayıs 2001'de profesör olmuştur

Şehirli bir ailenin üç çocuğundan en küçüğü olan Nazan Bekiroğlu; kendi ifadesiyle 'ehl-i kalem ve kelam' bir baba ile titiz ve oldukça eğitimli bir annenin, iki de ağabeyin ikliminde epey nazlanarak, korunarak, esirgenerek büyümüştür. Çocukluğunda Türkçesi bozulur diye sokak yasaklanmış ve arkadaşları seçilmiştir, bunun için konuşurken Karadenizliliği hiç hissedilmez. Bekiroğlu, Türk Edebiyatı dergisi röportaj yazarı Belkıs İbrahimhakkıoğlu'na verdiği bilgilerle, kendini ve (birbirini andıran) hikayeleriyle şiirlerini şöyle anlatmıştır.

Doğduğu ay (3 Mayıs), ruh dünyası ve ardından şiir ve hikayelerinde hep yer almıştır. Altı yaşına kadar oturdukları, konak yavrusu denilebilecek büyük evde yaşadıkları, hikayelerinin şuur altı malzemesini hazırlamıştır; 'Çini dolap tutamakları, billur kapı kolları, vitraylardan süzülen efsunlu hava, kapı yanında açan filbahri çiçekleri, taş duvarlardan fışkıran yabani incir dalı, kocaman halının göbeğine düşen sarı ikindi güneşi, geceleri yatağa uzanan dalga sesleri ve bu seslerle karışan martı çığlıkları.' Bütün bunların izdüşümleri daha çocukluk yıllarında sanatkar ruhunu yoğuran dünyanın temelini teşkil etmişlerdir.

On dört yaşında babasının vefatıyla beraber ailenin ekonomik ve sosyal rengi değişir. Konaktan apartman dairesine geçiş yazarın içe dönük ruh yapısının teşekkülünde ve duyarlılığının şekillenmesinde etkili olmuştur. Daha sonra yüksek tahsil için aileden uzaklaşması bakışlarını dış dünyaya çevirmesini Anadolu'yu ve insanını tanıtmasını sağladı. Öğrencilik yıllarında halk edebiyatı ve Orta Asya estetiğinin peşinde idi. Bunu bir ölçüde ilk hikayelerine de yansıttı. (Hava Hanım Öldü) . Gerek sanatkar, gerekse akademik kişiliğinin gelişmesinde hocası Orhan Okay'dan teşvik ve destek gördü.

Kendi ifadesiyle, kendini asıl buluşu mezuniyet sonrası yıllara rastlar. 1979 yılında apartmandan tekrar eski, müstakil ve bahçeli bir eve taşınırlar. Böylece sanatkarımız, ruhunu harekete geçiren atmosfere yeniden kavuşur. Daha sonra bir İstanbul seyahatinde hayatına Osmanlı ve Topkapı girer ve bu saray giderek, adeta bir tutkuya dönüşür. Ama onu çeken Osmanlı'nın zaferleri ya da yenilikleri değildir. 'Saray'ı özellikle insani yanı ile yakalamaya çalışır.

Bekiroğlu, edebiyata ve özellikle şiire meraklı bir aileden geliyor. Baba ve anne şiiri duyan ve duyuran insanlar. Babası 'Hedef' adlı bir mahalli bir gazetenin sahibiydi. Basılmamış roman denemeleri ve pek çok şiirleri bulunan, tarihe ve bilhassa Osmanlı tarihine meraklı bir zattı. Bekiroğlu 'güzele ilgi duymayı' babasından öğrenmiştir. Okumayı, kendisine sevdiren babasıdır. 'İçinde Bir Sızı Var' hikayesinde kahraman da babasıdır.

Bir zamanlar Tanpınar'ın etkisinde kaldığını şu anda bu etki üzerinden attığını söyler. Hayran olduğu Dostoyevski'den insan ruhunun labirentlerini vermesi bakımından etkilenir. Oscar Wilde'ın insan ruhunun evrensel prensipler doğrultusunda ve çok sade çizgilerle hikayeler yazmasından etkilenir. Nun Masalları döneminde Oscar Wilde gibi hikayeler yazmak ister. Nun Masalları'nın sade görünümünde onun etkisinin olduğunu söyler. Mustafa Kutlu'dan teknik anlamda geleneğe yaslanması yönünden etkilenir. Sezai Karakoç'tan geleneğin dönüştürülerek bugün nasıl kullanılabileceğini öğrendiğini söyler.

Nazan Bekiroğlu Kitapları - Eserleri

  • Yusuf ile Züleyha
  • Lâ: Sonsuzluk Hecesi
  • Nar Ağacı
  • Cam Irmağı Taş Gemi
  • Cümle Kapısı
  • Mavi Lale

  • Mor Mürekkep
  • İsimle Ateş Arasında
  • Nun Masalları
  • Şair Nigâr Hanım
  • Yol Hali
  • Mimoza Sürgünü
  • Kelime Defteri

  • Karınca İzleri - Hikmet Aksoy Kitabı
  • Mücellâ
  • Halide Edib Adıvar
  • Yerli Yersiz Cümleler
  • Kehribar Geçidi (Ciltli)

Nazan Bekiroğlu Alıntıları - Sözleri

  • hayatı seyretmeye alışkındı Mücellâ (Mücellâ)
  • Ufukta bir gövdenin göründüğünü, ışığın tan üzerinde belirdiğini ümit ederek ama bir türlü görmeyerek. (Kelime Defteri)
  • Belki bir gün gelirsin. (Kehribar Geçidi (Ciltli))
  • Ne yani kıymet bilmeyenlerin elinde heba olup gitse miydi canım kitaplar ? (Kehribar Geçidi (Ciltli))
  • Eğer aşk bir kere gerçekleşmişse yapılacak en uygun şey kaderi onun ellerine teslim etmektir... (Kelime Defteri)
  • " Sarsılıyor kalbim yedi yerinden, bunca sarsıntıyı ben kâzasız belâsız nasıl geçeyim? " (Yusuf ile Züleyha)

  • "Akıl ve Kalp: Aklıma yaslansam kalbim, kalbime yaslansam aklım yarı yolda bırakıyor." (Kelime Defteri)
  • "İnşirah süresine ve seccademe kapanmış ağlıyorum." Secde yerini görecek kadar aydınlık. Necip Fazıl'ın sırrı (Cümle Kapısı)
  • "Ateşe düşmeyen yanmayı nereden bilsin? Elini bıçak çizmeyen kanın rengini nasıl öğrensin?" (Yusuf ile Züleyha)
  • "Kahraman sen olsan da, hikâye benim..." (Nar Ağacı)
  • İnsanlık arenalarda olmasa da gladyatör dövüştüren zihniyeti bugün hâlâ taşıyor. (Yerli Yersiz Cümleler)
  • Ya bu kadar sabırlı olmasaydım ya da bu kadar derinden kırılmasaydım. (Yerli Yersiz Cümleler)
  • Beşiği sallayan el dünyaya hükmeder. (Halide Edib Adıvar)

  • Fakat ömrünün çiçeğinden söz etmemiz gerekirse, bu mutlaka hanımelidir. En sevdiği çiçektir hanımeli, bunun birinci nedeni de kokusudur. Bu koku Nigâr Hanım'ın ruhunda yeni açılımlar yaratmaktadır. (Şair Nigâr Hanım)
  • İçine bak, imkansız bir şey olmadığını göreceksin. Kapat gözlerini gitsin. (Mor Mürekkep)
  • Şimdiye kadar bütün öğrendiklerim ... Hayata dair, hiçbir şeyi anlamama yetmediler. Öyleyse onları unutmalıyım. Unutmalı ve yeniden başlamalıyım. (Mor Mürekkep)
  • Bahar, bir yığın hatıranın ayrıntısında ruha dair bir hikâyedir... (Mavi Lale)
  • “Ateşe düşmeyen yanmayı nereden bilsin? Elini bıçak çizmeyen kanın rengini nasıl öğrensin?” (Yusuf ile Züleyha)
  • " Allah'ım " dedi, " Hiçbir şeyim olmasa bile sana şu nefes için hamdolsun." (Nar Ağacı)
  • Fakat bütün istediği yorgun başını dinlendirebileceği müşfik bir dost omzudur. (Şair Nigâr Hanım)

Yorum Yaz