TÜVTÜRK

Anneler, Babalar: Suçlu Sizsiniz!

Anneler, Babalar: Suçlu Sizsiniz!

Modern hayatın beraberinde getirdiği disiplinsizlik, bencillik ve edepten yoksun yaşam tarzı bugün hemen her vicdanı rahatsız etmektedir.

Kime dokunsanız bir ah işitiyorsunuz; toplumun her kesimi gidişattan şikâyetçi fakat kimse samimi ve kalıcı bir çözüm yolu ortaya koyamamaktadır.

Eskiden aileler, çocuklarının elinden tutar; âlimlerin, ariflerin sohbet meclislerine götürürlerdi. O meclislerde yetişen gençler, sadece dini bilgi edinmekle kalmaz; sükûneti, vakarı, büyüklere hürmeti ve birlikte yaşamanın zarafetini—yani adab-ı muaşereti—bizzat yaşayarak öğrenirlerdi. Bugün ise sohbet halkaları boşalmış, aile içi ve toplumsal gönül bağları zayıflamıştır.

Gerçekten bu derin yozlaşmanın sebebi sadece modern hayatın cazibesi midir? Yoksa ebeveynlerin söylemleri ile eylemleri arasındaki o derin uçurum mu? Dünya telaşına dalıp evlatlarını ruhsal bir öksüzlüğe terk eden anne ve babaların bu süreçte hiç mi payı yoktur? Sosyolojik bir tespitle ifade etmek gerekir ki; bir toplumun ahlaki mimarisi, ailede atılan temellerle şekillenir. Psikolojik açıdan ise çocuk, yetişkinlerin kendisine sunduğu süslü nasihatleri değil, gözlemlediği somut davranışları benimser. Çocuğun zihinsel ve ahlaki gelişimi, çevresindeki rol modellerin tutarlılığı oranında sağlıklı ilerler. Bu yazıda asıl amacımız, ebeveynlerin çocuklarına verdikleri nasihatler ile kendi yaşam tarzları arasındaki tezatı incelemektir.

Bir baba düşünün...

Evine gelen misafirleri izzet ve ikramla ağırlar, son derece samimi gülücükler dağıtır. Fakat o misafir kapıdan çıkar çıkmaz arkasından gıybetini yapar, ağır ve incitici sözler söyler. Bütün bu tiyatroyu sessizce izleyen bir çocuğun zihninde tek bir net sonuç şekillenir:

"Demek ki babam ikiyüzlüdür." Ya da anne ve babalar çocuklarına, "Biz Allah için yaşamalıyız, hayatımızın tek gayesi O'nun rızası olmalıdır" telkininde bulunurlar. Ancak aynı çocuklar, ebeveynlerinin bütün hayat mücadelelerinin, hırslarının ve kavgalarının sadece dünyalık menfaatler üzerine kurulu olduğuna şahit olurlar. Çocuk zihninde beliren o acı içsel sorgulama kaçınılmazdır:

"Bu çorba kokmuş! Onlar bile içmediğine göre, biz de içmeyiz."

İşte evlatlarımızın dinin özünden soğuması ve manevi değerlerden yavaş yavaş kopması tam da bu samimiyetsizlikten başlamaktadır.

Bir gün bir Hoca anlatmıştı: Lüks araçlarıyla kapısına gelen zengin bir aile, çaresizlik içinde derdini yanar: "Hocam, çocuklarımız artık sözümüzü dinlemiyor. Her an başımıza bir iş açmalarından korkuyoruz. Ne olur bu çocukların ıslahı için bir muska yazın..."

Hocanın verdiği cevap ise çok anlamlı:

"Siz bu çocuklara küçükken İslami bir terbiye vermediniz. Namaz kılmamaları hiç umurunuzda olmadı. O lüks araçlarınızı çizselerdi dünyayı başlarına yıkardınız ama Allah’ın hududunu çiğnemelerini hiç dert etmediniz. Ceplerine bol harçlık koydunuz, bellerine ruhsatlı silahlar, altlarına son model arabalar verdiniz. Şimdi onların davranışlarından tedirgin oluyorsunuz. Ama Allah’ın dinine riayet etmedikleri için değil, rahatınız ve menfaatiniz bozulduğu için benden muska istiyorsunuz! Bunun muskası yoktur. Siz ne ektiyseniz onu biçiyorsunuz."

Düğünlerde kız çocuklarına ancak iffet sınırlarını zorlayan kıyafetleri kendi elleriyle alan siz anne babalarsınız. Sonra da aynı kızlarınızın tesettüre, edebe ve hayâya riayet etmemesinden şikâyet ediyorsunuz.

Tarihin en büyük sosyologlarından İbn Haldun, yüzyıllar öncesinden ebeveynlik felsefesinin özünü şöyle ifade eder:

"Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Kendinizi terbiye edin; zira onlar zaten sizi örnek alacaklardır."

Anneler, babalar! Hiç buğday ekilip de arpa biçildiğini duydunuz mu? Önümüzdeki bu acı tablo, tamamen sizin kendi ellerinizle çizdiğiniz bir eserdir. Çocuklarınıza ne davranışlarınızla doğru bir model olabildiniz ne de zihinlerini besleyecek manevi bir iklim sundunuz. Soruyoruz size: Her evde bulunması gereken bir Kur'an-ı Kerim meali, İmam Gazali’nin İhya-u Ulumiddin’i, Riyazü’s-Salihin hadis kitabı ya da Peygamberimizin ahlakını anlatan sahih bir siyer kitabı kaçınızın evinde başköşede duruyor?

Siz hem halinizle ve yaşantınızla iyi bir örnek olmadınız hem de iyi bir ahlakla yetişmeleri için evlatlarınıza hakikat yollarını göstermediniz. Yapılan yanlışların faturasını gençliğe veya değişen zamana kesmek, ebeveynlik sorumluluğundan kaçmaktır. Bugün ağlamaya, feryat etmeye veya kaderi suçlamaya hakkınız yok.
Çünkü suçlu sizsiniz!

Yorum Yaz