Doğum Tarihi: 1968
Doğum Yeri: Erzurum
Algan Sezgintüredi kimdir?
1968’de Erzurum’da doğdum ama orada büyümedim. İstanbul’da yetiştim. St. Benoit’dan sonra MSÜ Grafik Bölümü’nü bitirdim. Bir süre grafik tasarımı yaptım ajanslarda ama devam ettiremedim. Beceremedim belki de... Sonra evlenip İzmir’e gittim, kayınpederimin şirketinde çalışıyorum o zamandan beri.
--reklam--
Algan Sezgintüredi Kitapları - Eserleri
- Katilin Şeyi
- Katilin Şahidi
- Katilin Uşağı
- Süperben
- Katilin Meselesi
- Maktulün Şansı
- Kanlakarışık
- Bedel
--reklam--
Algan Sezgintüredi Alıntıları - Sözleri
- "Anneler unutmaz, oğlum," (Katilin Uşağı)
- Zorluklar değil, zorluklara yalnız katlanmak zor. (Bedel)
- "Her şeyin bir görünen birde görünmeyen tarafı vardır. Dünyanın, insanların, aşkın, yaşamın, ölümün, herşeyin... Derinlik böyle bir şey işte...." . (Kanlakarışık)
- "Küçük yaralar sadece kin doğurur," (Katilin Uşağı)
- "...ben şu geçen on sene içinde anladım ki her meslek grubunda olduğu gibi bizim poliste de hem işin kralı var hem de andavallının önde gideni." (Katilin Şeyi)
- "dünya sizden el etek çektiğinde yalnızlığa razı gelmek kolaydı." (Bedel)
- Vay! Hırslısın ha! (Katilin Şeyi)
- Şartlar, veriler, bilinmeyenler falan eşitse doğru açıklama en basit ve makulüdür. (Katilin Şahidi)
- "Namusla, alın teriyle zenginliğe erişilemeyeceği gerçeğinin nüfuza uzanan ilişkiler ağını barındırması gereğini bilmemek en azından saflığa giderdi." (Maktulün Şansı)
- ilgi çekmek için kafasına göre isim uydurmuştu (Katilin Şeyi)
- “Nefret ettiğim, yok etmeyi dilediğim şeye mi dönüşmüştüm.” (Bedel)
- Ve çoğunlukla bunların ardından, tarihin belki en eski, en kişisel ve işin aslı, kabul edilsin edilmesin, kendi küçücük varlığımızı gözümüzde ne biçim büyüttüğümüze delalet etmesi bakımından en önemli sorusu gelir: "Neden ben?" Dedektifliğe başlamamızdan önceki dönemin her şeyden şikâyet ettiğim gecelerinin birinde, Tefo yukarıda bahsettiğim soruya, şu yaşıma dek benimseyebildiğim ve başka otuz yedi milyon altı yüz yirmi üç bin yüz elli bir kişi tarafından bulunduğunu ve sorulduğunu bildiğim tek ve malum retorik yanıtı vermişti: "Neden olmasın?" (Katilin Uşağı)
- "E, peki," dedim, "Hamlet'in bu yerli malı versiyonunda, bana düşen nedir? Tamam, elbette genç Selçuk’un, masumiyet timsali Filiz'ciğin sözlüsü ve kısmetsiz Danimarka Prensi Hamlet, Filiz'in de Ofelya olduğunu; bu durumda babası Osman ağanın her işe burnunu sokmaya meraklı, iyi niyetli ama çok geveze Polonius rolünü üstlenmesinin kaçınılmaz hale geldiğini ve hikâyeye uyacaksa tabii, Selçuk'un, hayaletten gerekli bilgiyi almasını müteakip, babasını öldürüp yerine geçen, üstüne bir de annesini yatağına alan Clau-dius Şahap Amca'sından intikam almak için deli ayaklarına yatarak harekete geçeceğini, arada Osman Ağa'nın kazayla, Filiz'in de intihar ederek canından olacağını anlamıştım. İşin çatısı, ilk bakışta, büyük ustanın, defalarca kullanıldığı halde elbette asla eskimeyen şablonuna, romanlarda kullamılacak kadar benziyordu ve olayların gelişiminin de, hani demiştim ya, Vedat işin içine girdiğinde illa saçma yönlere doğru gideceği kabul edilirse, saydıklarımın hepsinin yaşanması beklenebilirdi. İyi de, Shakespeare'in ölümsüz tragedyasına, muhtemelen işin suyu çıkmasın diye koymadığı özel dedektiften, yani benden istenen neydi? (Katilin Meselesi)
- ....hem süper güçlü hem deli hem de paçalarından bok akıyor; kesin başımıza bu geçer artık. (Süperben)
- İnterlüd: Ey ruh, geldiysen... Bir varmış, bir yokmuş: Bir zamanlar, her yanı saran onca rivayetten birine göre, Dünya'nın tam ortasında bulunan ve diğer birçok özelliğinin yanında, bugünkü halkının atalarının tarih boyunca pek çok kişinin tavuğuna kışt demesi yüzünden başı dertten hiç kurtulmayan Türkiye adlı bir ülke varmış. (Katilin Meselesi)
- “Yani, niye öldürüyor kadınları diyorum…” dedim. (Katilin Şeyi)
- Fakat işte ne yaparsın, Güzel laftan anlayan, Aklını kullanan, Kalmadı fazla. (Maktulün Şansı)
- hayallerinizin kahramaninda aradıklarınızdan biri üniversite diplomasıysa, o da var yani.. (Katilin Meselesi)
- "Cumartesi sabahları deyince hep aklıma kuşların cıvıldaştığı, taze ekmek ve toprak kokulu, serin bahar sabahları gelir. Biri çıkıp, 'Cumartesi sabahı seni öldüreceğiz' dese bile o sabah ferahlığı hissi hep içimde olacakmış gibi gelir bana." (Katilin Şeyi)
- Tamam, ilk defa anca yirminci yüzyılın sonunda ve fırlatılışından on iki dakika sonra infilak eden bir haberleşme uydusu fırlatabilmiş, fırlatan kurumun sloganında dahi Türkçe hatası yapabilmiş ("iletişim herşeydir") ve kendi olanaklarıyla batiskafından suyla çalışan arabasına kadar envai çeşit icat yapmış vatandaşını basında alay malzemesi etmekten öte gitmemiş; kafası çalışandan hep korkmuş, kafası çalışıp düşündüğünü söyleyeni hep cezalandırmış, sürmüş, içeri tıkmış, işkenceden geçirmiş, ezmiş, öldürmüş ve boyun büküp kuyruk sallayanı, yalayanı, yalayıp yutanı, hiç düşünmeden ağzına geleni söyleyeni, işine geliyorsa tabii, hep baş tacı etmiş; güzelliğine elbette güzel ama maalesef aynı oranda akrep gibisin kardeşim memleketimde bilimkurguya bildim bileli zırva muamelesi yapılmıştı ve halen yapılıyordu elbette ama... (Katilin Şahidi)
Yorumlar
0 yorum