Öğretim Üyesi, Yazar, Çevirmen Aliye Çınar edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Aliye Çınar hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Aliye Çınar hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Aliye Çınar hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Tam / Gerçek Adı: Doç. Dr. Aliye Çınar Köysüren

Doğum Tarihi:

Doğum Yeri:

Aliye Çınar kimdir?

1998’de Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Din Felsefesi Anabilim Dalında, ‘Leibniz’de Tanrı-Âlem İlişkisi’ konulu yüksek lisans ve 2004 yılında da ‘Paul Tillich’de Din-Sembol İlişkisi’ başlıklı doktora tezini tamamladı. 2009’da doçent oldu. Hâlihazırda Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde görev yapmaktadır. Disiplinler arası bir çalışma yelpazesinde, felsefe ekseninde makale, kitap ve bildirileri yayınlanmıştır.

--reklam--

Aliye Çınar Kitapları - Eserleri

  • Kültürel ve Dini Algıda Toplumsal Cinsiyet
  • Tanrı Yanılgısı Üzerine İnanmak Ya da İnanmamak
  • Modernitenin Arka Planı
  • Varoluşçu Teoloji
  • Antropolojiye Giriş
  • Değerler Felsefesi ve Psikolojisi
  • Modernizm, Kent ve Toplum
  • Rasyonel Teoloji
  • Deizm ve Ateizm Üzerine
  • Eğitim Felsefesi
  • Çokkültürlülük Efsanesi
  • Felsefeye Giriş
  • Evlilik Dünyası
  • Varoluşçu Teolojide İnsan ve Anlam
  • Akıl Tanrı Devlet

--reklam--

Aliye Çınar Alıntıları - Sözleri

  • Mimaride ve dolayısıyla kentte mekanın şekilllendirilmesi kültürümüzü simgeler, mevcut toplumsal düzeni simgeler, amaçlarımızı, ihtiyaçlarımızı, korkularımızı simgeler. (Modernizm, Kent ve Toplum)
  • Kısacası, 'gerçek olan rasyonel, rasyonel olan gerçektir.' (Rasyonel Teoloji)
  • Bir Ortaçağ kilisesinin tasarımı, sosyal hiyerarşinin doğası hakkında, basitçe bireylerin merkezi odak noktasıyla olan mekansal ilişkisi aracılığıyla çok şey anlatır. Korodakilerin, Tanrı'ya bir şekilde neftekilerden daha yakın (dolayısıyla daha ayrıcalıklı) görünmeleri tesadüf değildir. (Modernizm, Kent ve Toplum)
  • Sonuç olarak diyebiliriz ki, 'varlık-bilgi-değer’ birliğini öne süren bır düşünce biçimi, her şeyden önce bütün bir insan paradıgmasını şekillendirmek zorundadır. İnsanı, nefs, akıl, sezgi ve sevgi boyutlarının bir dengeye kavuşmuş halinde konumlamak gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, ruh ve bedenin, canlılık ve rasyonelliğin, bilinç ve bilinçaltının, duygusallık ve entelektüelliğin dinamik birliğindeki bir insan profilinin öne çıkarılması gerekmektedir. Eğer insanı Descartesçı anlamda sadece düşünce (cogito) varlığı olarak kabul edersek, bu her şeyden önce insanı parçalamak anlamına gelir. Arkasından da Varlık ve Hakikat anlayışında bir kırılma baş gösterir. Dolayısıyla da, Varlıktan kopan bilgi ve değeri ona yapıştırmak için gösterilecek bütün çabalar, sözde bir emekten öteye geçemeyecektir. Demek ki bu konuda asıl şifre, insanı nasıl konumlayacağımızda gizlidir. İnsan sadece düşünen bir varlık olmayıp, o aym zamanda hisseden, inanan, irade gösteren ve eylemde bulunan bir varlıktır. Esasında insanın eşyayı ve Varlığı bütüncül olarak kavraması, bu bütünlük içinde kendi yerini bilmesi (adl), sözünu ettiğimiz algılama biçimi için iyi bir köprüdür. Kısacası, insanı kul ('abd) ve halife olarak konumlamak onu, hem pasif hem de aktif kılmak anlamına gelir. Bunların dengelenmesindeki bir insan tasavvuru, zaten kendinde varlık-bilgi ve değerin birlığini ıhtiva edecektir. (Modernitenin Arka Planı)
  • Ortaçağ'ın zorunlu kapatılma bölgeleri olan gettolar, modern zamanlarda gönüllü kapanma bölgeleri haline gelmiştir. Gerçek gettonun anlamı özgürlük yokluğudur, gönüllü gettolar ise özgürlüğe kaynaklık eder. (Modernizm, Kent ve Toplum)
  • Tanrı var olduğu için yaratır; yarattığı için var değildir. (Rasyonel Teoloji)
  • Aristoteles'in pratik hikmet (phronesis) kavramını analiz etmeye başlamadan önce, onun günümüzde neden yeniden gündeme geldiğine ve önem kazandığına temas edelim. Modern düşüncenin ilerlemeci ve mekanik dünya görüşüne hangi açıdan bakarsak bakalım, kendinde bir kırılmaya işaret eder. Bu kırılmayı sadece modernizmin bir kısır döngüye girmesi olarak değil, aynı zamanda onun insan, dünya ve Tanrı alglsındaki parçalanma olarak da okumak mümkündür. Meseleye akıl perspektifinden yaklaşırsak, olabildiğince geliştirilen teorik aklın ve episteme’nin aklın bütün diğer görünümlerini de ihlal edecek kadar bir tek boyutluluğa mahkum edildiğini söyleyebiliriz. İşte bu bağlamda, Modern düşüncenin eleştirilmesiyle birlikte, ‘pratik hikmet’in önemi derinden fark edilmeye başlanmıştır. Zira modern düşüncede, pratik hikmet, evrensel akılda eritiince, ahlakî bir varlık olan insan için önemli olan gelenek, âdet ve alışkanlık devre dışı bırakılmıştır. Bu durumda insanın salt akıl ve doğa varlığı olduğu ima edilmiştir. Mesele sadece bununla kalmamış, tamamen nesneleştirilen doğa karşısında insan özne olarak konumlanmıştır. İnsan, özne olarak kendisini, bir nesne olarak düşündüğü doğa karşısında merkeze yerleştirmiştir. İnsanın bu şekilde kendini merkeze koyarak özne/nesne ilişkisi çerçevesinde doğayı denetleme girişimi onu Varlık'tan uzaklaştırmıştır. Bütün bu değişiklikler, modernizmin determinist ve rasyonalist dünya görüşü adına yapılmıştır. (Modernitenin Arka Planı)
  • Hem robotlar şiir yazamadığı gibi, resim de yapamazlar. (Çokkültürlülük Efsanesi)
  • Kadının doğası özellikle annelik açısından düşünülürse, namus eksenli algı anneliği kutsadığı için diğer boyutlarından çaldığı kadını, doğal anaç yönüyle baş başa bırakarak cinsiyeti bir görev boyutuna kilitleyecektir. Onun rolü anne olmak olacaktır. (Antropolojiye Giriş)
  • - " (…) İşte mistisizm, insanı Tanrı’da eritmesinden dolayı; panteizm insanın ve dünyanın Tanrı’da çözülmesine göz yumduğu için; materyalizm ise, Tanrı’yı inkar ederek insanı dünyanın içine atması hasebiyle, var oluşun anlamını tahrip ederler...” (Akıl Tanrı Devlet)
  • Yanlış din yorumlarını bizzat din gibi görüp yanlış din algısına değil de bütün dinlere ve Tanrılara başkaldırmak ilginç psikolojik bir durumdur. (Tanrı Yanılgısı Üzerine İnanmak Ya da İnanmamak)
  • Gettolar açık hapishanelerdir; hapishaneler, kapalı gettolardır. (Modernizm, Kent ve Toplum)
  • Antropolog, özneyi anlamak için yükleme yani eyleme bakar ve neden, nasıl sorularını sorarak nesne ile temasa geçer. (Antropolojiye Giriş)
  • Diyebiliriz ki, özü itibariyle 'İslam düşüncesinin en özgün yanı varlok-bilgi-değer düzlemlerinde ortaya koyduğu son derece tutarlı ve dayanıklı algılama biçimidir’. Bir başka ifadeyle Kur'ânın anlam bütünlüğünde iman (inanç-varlık), ‘ilm (bilgi) ve salih amel (ahlâk-eylem) kavramları öylesine bir birine bağlıdır ki, bunlar birbirini hem besleyen hem de gerektiren boyutlardır (Davutoğlu, 1996: 4). Öyle ki bu düşünce modunda, bilgi (ilm), hikmet, adalet ve hakikati içinde barındıran çok katmanlı bir kavramdır (Rosenthal, 2004: 54). Hatta, “bilgi ise hakiki imandır. Insanın yaratıklar aleminde doğru ve bu yüzden uygun yerini ve yaratıcısı ile olan uygun irtibatını bilmesi ise adalet olarak bilinen şeydir” (Attas, 1989: 101) Adalet de bilgiden kopuk değildir. Yine Kur’an'ın kulluk kavramı kesinlikle bilgi (marifet)anlamındadır. Zira Allah'ın insanı yaratış amacı, insanın O'nu bilmesidir (Attas: 107). Aynı şekilde eşyanın bütünü içinde kendi yerimizç bilme, durumumuzu tanıma ve tasdik etme ve kişinin bu biliş ve tasdike göre hareket etmesi, hem bireysel hem de toplumsal açıdan adaleti getirecek olan edebli olmadır (Attas, 1989, 129). (Modernitenin Arka Planı)
  • Varlık, değeri önceler, ancak değer varlığı tamamlar’ ((Tillich, 2006: 39). Görüldüğü gibi Varlık ve değer birbirine etle kemik gibi bağlıdır. Değerden azade bir varlık eksik kalacağı gibi, dayanak ve temelden yoksun, Varlıksız bir değerin de sadece sözde bir var oluşundan bahsedilebilir. Kâbe ile gönül arasında bir benzerlik kuran Mevlânâ (Mevlana, 1994: 150] ise, gönül hem varlığın evi, hem varlığın dili, hem de varlığın yönüdür, der. Doğrusu hem Kâbe hem de gönül, İslam düşüncesinde,ontolojik, epistemolojik ve ahlâkî birliğin ve bütünlüğün kısacası tevhidin' sembolü olup çıkmıştır. (Modernitenin Arka Planı)
  • Kişinin gündelik yaşam içindeki davranışı ile dans içindeki davranışının farklı olduğuna vurgu yapan barba, dans tekniğini de bedenin özel bir kullanımı olarak görür. (Antropolojiye Giriş)
  • Bauman'a göre modern toplumun sorunu, yabancılarla ve farklılıklarla dahası ötekiyle bir arada nasıl yaşanacağı sorunudur. (Modernizm, Kent ve Toplum)
  • Zevk ile haz aynı anlamda kullanılıyorsa, zaten estetik ve sanat sürgünde demektir. (Çokkültürlülük Efsanesi)
  • Köleleşerek özgürleşme vetiresidir aşk. Aşk, aşık olunan kişi sayesinde, kendi içimizdeki bütünlüğü keşfederken, içsel dengemizi kurma ve sürdürme sürecidir; dolayısıyla karşılaşmada, kendimizi fark etme sürecidir. (Tanrı Yanılgısı Üzerine İnanmak Ya da İnanmamak)
  • Kendi olabilen çok az insanın iç çocuğu canlıdır. (Çokkültürlülük Efsanesi)