Tarihçi, Yazar Caroline Finkel edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Caroline Finkel hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Caroline Finkel hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Caroline Finkel hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Tam / Gerçek Adı: Caroline Fiona Finkel

Doğum Tarihi:

Doğum Yeri: İskoçya, Birleşik Krallık

Caroline Finkel kimdir?

Caroline Finkel, İskoçya doğumlu, İngiliz asıllı tarihçi ve yazardır. Londra Üniversitesi Kraliyet Koleji Bilim ve Teknoloji bölümü mezunudur. Mühendislik Fakültesi Sismoloji Bölümü'nde 1985 yılında yardımcı assitanlık görevinde bulunmuştur ayrıca School of Oriental and African Studies üzerine master (Ph.D.) yapmıştır. Araştırmaları Türkiye'yi ve Osmanlı'yı içermektedir. Osmanlı tarihi dalında doktorası bulunmaktadır. Gazeteci yazar Andrew Finkel ile evlidir. 1 kızı vardır. Londra ve İstanbul'da yaşamaktadır.

--reklam--

Caroline Finkel Kitapları - Eserleri

  • Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı
  • Türkiye'de ve Komşu Bölgelerde Sismik Etkinlikler
  • Osmanlı Seyyahı Evliya Çelebi'nin İzinde Evliya Çelebi Yolu

--reklam--

Caroline Finkel Alıntıları - Sözleri

  • Ayasofya’nın önünde bir sütunun üzerinde İmparator Jüstinyen’in, yaklaşık MS 543’te yapılmış, elinde altın bir küre bulunan, at üstünde devasa bir heykeli vardı. Bizanslılar bu heykeli, yıkılması Bizans’ın sonunu haber verecek bir tılsım olarak görürlerdi. 1426’da, doğuda uzun yıllar tutsak kaldıktan sonra evine dönerken Konstantinopolis’te üç ay kalan Johann Schiltberger de aralarında birçok gezgin gibi, Osmanlılar da küreyi “Kızıl Elma” nın simgesi olarak gördüler ve Fetih’ten sonraki üç yıl içinde heykel, yenik imparatorluğun geri dönüşüne karşı simgesel bir eylem olarak, yerinden kaldırıldı. 1540’ların ortalarında İstanbul’da yaşayan Fransız hümanisti Pierre Gilles heykelden geri kalanları Topkapı Sarayı çevresinde görmüştü. “Parçalar arasında Jüstinyen’in benim boyumdan uzun bacağı ve yirmi üç santimden uzun burnu vardı. Atların yerde yatan bacaklarını ölçmeye cesaret edemedim, ama gizlice toynaklardan birini ölçtüğümde, bunun yirmi üç santim yüksekliğinde olduğunu gördüm.” (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • Osmanlılar yapının adını bile değiştirmediler, yalnızca “Hagia Sophia” yı “Ayasofya” olarak Türkçeleştirdiler. (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • "OSMANLILARIN, 4. yüzyıldan beri Doğu Roma İmparatorluğu' nun merkezi olan Konstantinopolis'e göz dikmeleri için çok sayıda stratejik nedenleri vardı. İstanbul Boğazı'nın Bizans'ın kontrolünde olması birkaç durumda padişahlar ya da padişah heveslileri ve onların Rumeli ile Anadolu'daki toprakları arasında gidip gelen orduları için ciddi lojistik sorunlar yaratmıştı. Yanısıra , fetihlerin ve Osmanlı egemenliğine giren bölgelerin idaresinin maliyeti artıyordu ve Karadeniz havzası ile Akdeniz ve Avrupa arasındaki zengin ticaretin vergilendirilmesinden sağlanacak kârlar, Osmanlı'nın gelecek harcamaları için çok önemliydi .Ortodoks ve Katolik kiliselerinin 1439' da birleşmesinin Osmanlılar açısından ciddi sonuçları vardı, çünkü bu, yeni haçlı seferleri olasılığını artırmaktaydı ve Konstantinopolis'te Latin etkisinin hortlaması tehlikesi Osmanlılar ile Ortodoksları aynı derecede dehşete düşürüyordu. Ayrıca , Konstantinopolis'e sahip olmanın , bir imparatorluk olmanın teyidi ve dinin zaferi gibi simgesel bir değeri de vardı. Kent gerek kutsal , gerekse laik Müslüman efsanelerinde yer almıştı ve Osmanlıların Konstantinopolis'i alması Hazreti Muhammed'in bir hadisini gerçekleştirecekti . Bu hadisin tekrarlamaktan çok hoşlandıkları bir versiyonuna göre Peygamber: "Konstantinopolis bir gün mutlaka fethedilecektir . Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onu fetheden asker ne güzel askerdir" demişti. Konstantinopolis aynı zamanda, Osmanlıların nihaî hedeflerini tanımlamak için kullandıkları terimle 'Kızıl elma' idi." (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • “Derviş tekkelerinin birçoğu Kuzeybatı Anadolu’da kuruldu. Ama sınır bölgelerinin oturmamış koşulları, tefekkür eğilimli olmayan enerjik dervişlere çekici geldi ve bunlar 14. Yüzyıl ortalarından sonra, Osmanlıların Balkanlar’ı sömürgeleştirmeye başladıkları dönemde, önemli bir rol oynadılar. Sınır bölgelerinin yanında savaşan, onları esinlendiren dervişler, Türk-İslam kültürünü beraberinde götürdüler; bunun karşılığında da boş ya da kaçan halktan kazanılmış topraklar kendilerine bağışlandı” (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • Safevi öğretisine göre şah, Hazreti Muhammed’in damadı ve kuzeni İmam Ali’nin ruhunun yeni bedeniydi (Şii imamı olmak için Ali soyundan gelmek asgari bir koşuldu), Ali ise Tanrı’nın insan biçimindeki görüntüsüydü. (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • Osman 621 seferini âdet olduğu üzere Mayıs ayında çıktı , ama ordusunun hevessizliği ve kötü hava koşulları gibi sorunlarla uğraşmak zorunda kaldı önceki kış İstanbul Boğazı bile donmuş ve İstanbullular Haliç'i buz üstünde yürüyerek geçebilmişlerdi. Tuna'yı, İsakçı' da teknelerden yapılan bir köprüyle geçmek üzere kuzeye giden ordu yolundan ilerleyen Osmanlılar, bu sırada çok sayıda yük hayvanı ve malzeme kaybettiler.Kazakların Lehistan ordusuna katıldıkları biliniyordu aslında bu ordunun en az yarısını onlar oluşturuyordu. O sırada kaptanıderya olan Kayseriyeli Halil paşa olası bir Kazak saldırısına karşı köprüyü korumak üzere geride kaldı. Ordunun ana güçleri başlarında Osman olduğu halde yukarı Dinyester' de birkaç yıl önce ayrılıp, Lehistan'a katılıncaya kadar Boğdan' a ait olan Hotin kalesine ulaştılar. Kalenin önünde bir ay kalınmasına ve altı saldırıya rağmen, kale düşmedi. Osman yenilgiyi kabul etmek istemiyordu, ama huzursuz birlikleriyle arada kışı geçiremeyeceği açıktı. Sonunda kuşatmayı kaldırıp, eve dönmeye ikna edildi. Daha sonra varılan anlaşmanın koşulları uyarınca Osmanlı topraklarına Kazak saldırıları ve Lehistan topraklarına Tatar ve Eflak saldırıları sona erdirilecekti. Lehistan, Osmanlı Macaristanı' na ve Osmanlı'nın vassal devletleri Erdel, Eflak ve Boğdan' a müdahale etmemeyi kabul etti. Osmanlılar savunmadaydılar, ama Lehistan da onları daha fazla kızdırmya aynı derecede isteksizdi. Ordu 1622 Ocak' ında İstanbul'a döndüğünde , Hotin 'den geri çekilmek zorunda kalınması sanki büyük bir fetih gibi kutlandı. Sultan Osman'ın kâtipleri geleneksel olarak Osmanlı'nın savaştaki zaferlerini ilân etmek için yazılanlara benzer "zafernâmeler" hazırladılar ebedi yapıtlar seferi bir zafer olarak övdüler." (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • "I. Kosova Savaşı Osmanlılara sultanlarını kaybettirdi, ama savaşın Sırbistan için bedeli çok daha ağır oldu. Bayezid’in zaferi bağımsız Sırp Krallığı’nın sonunu getirdi ve Balkanlarda kalıcı bir Osmanlı varlığını güvenceye aldı. Bugün, 600'ü aşkın yıl sonra, I. Kosova Savaşı Sırp ulusal bilincinde belirleyici bir tarihsel an olarak hala canlıdır. Çağlar boyunca aktarılan destanlar, bir Hıristiyan vatanında bir Hıristiyan kralının Müslüman bir sultan tarafından yenilgisinin anısını dramatik bir biçimde anlattılar ve unutulmamasını sağladılar. Bu tür destanlar 20. yüzyıl sonlarındaki korkunç savaşlarda bölgedeki Hıristiyan Sırp nüfusunun duygularını kışkırttı: Bu durum yüzyıllar sonra birçok kişi tarafından hala yabancı gibi görülen Müslüman nüfusu aralarından çıkarmak için bir fırsat olarak değerlendirildi. Müslüman nüfus da buna kalma hakkını vurgulayarak aynı şekilde yanıt verdi.” (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • Kristof Kolomb bir yandan Kudüs’ü Müslüman egemenliğinden kurtarmak, öte yandan tüm dünyayı Katolik yapmak gibi ikili bir amaç peşindeydi ve kendisini dünyanın son günlerinin mesihi gibi görüyordu. (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • Şeriata göre Müslüman’ın Müslüman ile savaşının kabul edilebilir tek gerekçesi diniydi, savaş ancak “ilahi yasayı uygulatmak ya da bunun ihlalini önlemek“ için yapılabilirdi; bu nedenle Osmanlı seferlerinin, düşman görülen tarafın gerçek İslam’ın yolundan saptığına ilişkin ulemadan bir fetvayla onaylanması gerekiyordu. (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • Süleyman Bağdat’ta kaldığı aylar içinde, Sultan II. Mehmed’in Konstantinopolis’i aldığı sırada Müslüman veli Eyüp Ensari’nin mezarını bulmasına benzer mucizevî bir keşifte bulundu. Osmanlılar Sünnî İslam’ın dört mezhep ekolünden Hanefi mezhebini benimsemişlerdi; diğer üç ekol olan Malikî, Şafîî ve Hanbelî ise Arap eyaletlerinde Hanefîliğin yanısıra varlıklarını sürdürüyorlardı. Hanefîliğin kurucusu şeriat alimi Ebu Hanife MS 767’de Bağdat’ta ölmüştü. Süleyman onun mezarını "yeniden buldu" ve Bağdat üstündeki dini otoritesinin de ifadesi olarak mezarı tamir ettirdi ve ona bir cami ve bir misafirhane ekledi. Süleyman ayrıca ilahiyatçı ve mutasavvıf Abdülkadir Geylani’nin kabrinin üzerinde bir kubbe de yaptırarak, bu din adamına ortodoks İslam adına sahip çıktı ve Şah İsmail’in başlattığı bir camiyi tamamlattı, böylece bunu Şii değil, Sünni ibadethanesi haline getirdi. (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Haçlı seferine buraların bir zaman Hıristyan olduğu gerekçesiyle Reconquista [yeniden fetih] adı veriliyordu. (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • "On iki İmam" düşüncesi yandaşları, Müslüman cemaatinin lideri On ikinci İmam’ın MS 940’da kaybolmasından bu yana müminlerden gizlendiğini ve tekrar ortaya çıkarak yeryüzünde Allah’ın krallığını başlatacağına inanırlar. (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • 1437’de, Ioannes bu amaçla toplanan Ferrara Konseyinde netameli kiliselerin birleşmesi konusunun yeniden görüşülmesini istedi. Bizans her yardım dileğinde, Katolikler ve Ortodokslar arasında yüzyıllardır süren hizipleşme Avrupa’nın Hıristiyan devletlerinin ayak sürümesi için bir bahane oluşturmuştu. Osmanlıların Selanik’i geri aldıktan sonra yeniden yükselişe geçmeleri yalnızca onun toprakları için tehlike oluşturmakla kalmayıp, Venedik ve Macaristan için de doğrudan bir tehdit olduğundan, Ioannes Katoliklerin onun birlik önerisine olumlu bakacaklarını umuyordu. İki kiliseyi ayıran en kritik teolojik konular arasında Aşai Rabbani ayininde mayalı ya da mayasız ekmek kullanımı; Ortodoksların kabul etmediği Latinlerin Araf öğretisi ve papanın üstünlüğü vardı. (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • "Kızılbaş", Şiiliğin On iki İmamı’na bağlılıklarına ifade etmek için on iki katlı, uzun, kırmızı külahlar giyenleri tanımlamakta kullanılan bir terimdi. (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)
  • Takkarabe ilâRabbi’l-azameti ve’l-ceberût. Hallâk-ı âlemi’l-mülk ve’l-melekût. Abdühü’l-muktediri bi’l-kudreti’r-Rabbâniyye ve Halifetühü’l-azizi bi’l-izzeti’s-Sübhâniyye, el-ka’imü bi-emri’l-kitabi’l-meknûn. Ve icra’ ahkâmihi fî eknafı’rrub’û’l-meskûn. Mazhar-ı âyâti’ş-şer’i’l- mübîn. Râfı’-i râyâti’d-dini’l-metîn. Mâlik-i memâliki’l-âlem. Zıllüllâllahi’z-zalîl alâ kâffeti’l-üzmem. Fâtih-i bilâd el-Meşârik ve’l-Mağârib. Bi-nasrillâhi’l-azîz ve cündihi’l-gâlib. Haizü’l-emanâti’l-uzmâ ve’s-Sultani’l-bâhir. Vârisü’l-hilâfeti’l-kübrâ kâbiran an kâbir. Âşiru’l-Havâkîni’l-Osmâniyye. Nâşirü’l-kavânini’s-Sultâniyye. Kâsirü’l-ekâsirâti’l-kâhiri’l-kurûm. Sultanü’l-Arabi ve’l-Âcem ve’r-Rûm. El-müftahîr bi-hizmeti’l-makameyni’l-münifeyni’l-mufahhameyn. Es-Sultan İbnü’s-Sultan es-Sultan Süleyman Hân İbnü’s-Sultan Selim Hân. Lâ-zâlet silsile-i saltanatihî müteselsile ilâ intiha silsiletü’z-zaman. [Sultan Süleyman] yüce ve her şeye kadir, yeryüzünün yaratıcısı ve mutlak hükümdarı Rabba yönelmiş, onun kölesi [Sultan Süleyman] ilâhî güçle donatılmış, Halife, ilâhî yücelikle onurlandırılmış, ki gizli kitabın emirlerini yerine getirir ve onun fermanlarını dünyanın tüm meskûn bölgelerinde uygular; Yüce Allah’ın ve muzaffer ordusunun yardımıyla doğunun ve batının ülkelerinin fatihi, dünya krallıklarının sahibi, bütün insanlar üstünde Allah’ın gölgesi, Araplar ve Farslar üstünde sultanlar sultanı; sultanî kanunları yapan, Osmanlı hanlarının onuncusu, sultan oğlu sultan, Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman... Onun saltanat soyu zamanın sonuna kadar yaşasın. (Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı)