Yazar Cihan Okuyucu edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Cihan Okuyucu hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Cihan Okuyucu hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Cihan Okuyucu hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 1959

Doğum Yeri: Hendek/Adapazarı

Cihan Okuyucu kimdir?

 İlk-Orta ve Lise tahsilini burada tamamladı. Üniversite tahsilini 1976-1980 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde ikmal etti. Mezuniyetini takiben Süleymaniye Kütüphanesi'nde elyazması uzmanı olarak göreve başladı ve bu kuruluşta Türkiye Yazmaları Toplu Kataloğu (TÜYATOK) bünyesinde çalıştı. Bu arada İstanbul Üniversitesi'nde "Cinani, Hayatı, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni" ünvanlı doktora çalışmasını 1985 yılında tamamladı. 1986 yılında Süleymaniye Kütüphanesi'nden naklen Erciyes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Yardımcı Doçent olarak akademik hayata başladı. Burada 1990 yılında Doçent, Nisan 1996 tarihinde de Profesörlüğe yükseltildi. 1998 yılında Fatih Üniversitesine geçti ve 2008 yılına kadar Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanlığı görevini yürüttü. 2009 yılından itibaren görevini Yıldız Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde sürdürüyor.

Fakülte yahut Devlet destekleriyle 1987 yılında Paris Bibliotheque Nationale'de, 1996 yılında Başkırt Devlet Üniversitesinde, 1997- 98 yıllarında Tunus'ta, 2008 yılında Bakü'de dönemlik araştırmalarda bulundu. Ayrıca son yıllarda bir çok yabancı ülkede Mevlana hakkında konferanslar verdi, radyo ve TV'de seri programlar yaptı. Bazıları popüler olmak üzere 20 kadar yayınlanmış kitabı bulunmaktadır. Bunlardan "Göz Gördü Kalem Yazdı" isimli gezi kitabı Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2006 yılı en iyi gezi kitabı ödülünü kazanmıştır.

Yabancı dili Fransızcadır. Ayrıca iyi derecede Farsça ile orta derecede Arapça ve İngilizce biliyor. Evli ve beş çocuk babasıdır. 

--reklam--

Cihan Okuyucu Kitapları - Eserleri

  • Divan Edebiyatı Estetiği
  • İçimizdeki Mevlana
  • Mevlana Konuşuyor
  • Nabi
  • Mevlana
  • Mum Çiçeği
  • Göz Gördü Kalem Yazdı
  • Gazele Yolculuk
  • Rumi
  • Arşiv Belgeleri Işığında Marko Paşa; Hayatı, Çevresi, Şahsiyeti
  • İrfan Sohbetleri
  • Zamana Adanmış Sözler

--reklam--

Cihan Okuyucu Alıntıları - Sözleri

  • Gerçekte bizim de mallarımıza gelen zararlar canlarımızın sadakasıdır. Nitekim; sadaka belayı def eder ve ömrü uzatır. (Mevlana Konuşuyor)
  • Hak Teala işe yaramayan bilgi sahipleri için "onlar kitap yüklü eşeğe benzer" buyurmuştur. (Mevlana Konuşuyor)
  • Ne enisim var ne yar-ı gamharım Ne teselli verir vefadarım (Nabi)
  • Eğer kendimi (hakikatimi) bilmem gerektiği kadar yakından bilseydim bütün yaratılmışlar hakkında tam ve mükemmel bir bilgiye sahip olurdum. Çünkü ruh en üst gücünü kullanabildiğinde, temiz bir aynanın her şeyi tek bir görüntü içinde görebildiği gibi, her nesneyi bilebilmeye muktedirdir. Livingston (Divan Edebiyatı Estetiği)
  • "Dürüş kazan ye yedir bir gönül ele getir Yüz Kabe'den yeğrektir bir gönül ziyareti" (Divan Edebiyatı Estetiği)
  • Sembolik dille birlikte eserde yoğun bir teksif divan şiirinin karakteristik özelliklerindendir ve bu husus onu Batı’daki örneklerden ayırır. Vasfi Mahir Kocatürk bunu şöyle ifade ediyor: ”Şark toplayıcı, garb yayıcıdır. Garbın bir cümle ile anlattığını şark bir hece ile duyurur. Avrupalı bizimkilerin bir mısradan duydugunu bir kitap okumadıkça anlayamaz. Onun için aynı duygunun ifadesi Fuzulı ’de bir gazel, Shakespeare’de bir kitap olur. Garblı müşahhastan anlar. Bu mücerret fikir ve duygu hülasasmı onun gözünün önünde açmak, yaymak, canlandırmak lazımdır. ", ”Fuzuli yarım kilo bal için iki çeki odun yemeye gelemez.” (Kahraman, 70) Bir hayli abartılı görünen bu fikrin bir benzerine Schimmel'de de rastlıyoruz. Yazara göre, divan edebiyatının en büyük özelliği sublimasyondur. Minyatürist ve tezhipçiler bir gülü olduğu gibi tasvir etmez adeta gülden gülyağı çıkarmak kabilinden davranırlar. Bu konsantrasyon şairde de görülür. 0 bir parçaya bir hikâye sığdırır ve böylece iş ferdî bir tecrübe olmatan çıkıp umumi bir mahiyet kazanır. Şair bu yoğunluğu hayal ve telmih yoluyla sağlar. Bu durum Orta Çağ ve Barok şiirinin büyük ölçüde Tevrat, Zebur ve İncil’e yaslanması ve onlara telmihte bulunmasına benzer. (Schimmel, (Divan Edebiyatı Estetiği)
  • Geleneksel kültürde bilginin sonradan kazanıldığına değil hatırlamadığına inanılır. Sanatkârın (insanın) yapması gereken şey, "hatırlama"nın gerçekleşmesi için akıl aynasını temiz tutmaktır. (Divan Edebiyatı Estetiği)
  • Ey insan! Ömür dediğin zincir an halkalarından meydana gelir. Sen eline verilen bu an emanetlerini zayi etme. Her ana hakkını ver. Geçmişle oyalanma ve gelecek hayalleri kurma. Elindeki biricik zaman dilimi işte bu zamandır. Her ne yapacaksan işte şimdi yap. (Mevlana Konuşuyor)
  • Bizler eski ve yırtık elbiseli birini gördüğümüzde merhametimiz kabarır.Oysa asıl acınması gerekenler sırf elbiseden ibaret olanlar değil mi? (İçimizdeki Mevlana)
  • İnsanın manen olgunlaşması için gereken imtihanların başında dünya imtihanı gelir. (Mevlana Konuşuyor)
  • Olur o tîr ki çıkmaz keman-ı re'yinden Nişânegir-i hebâ yâ Muhammed-i Arabî Ey Muhammed-i Arabî! Senin fikir yayından çıkmayan bir okun akıbeti ancak hedefine varmadan heba olmaktır. NÂBÎ (ks) (Nabi)
  • Modern sanat hareketlerinde estetik ve fayda kavramları birbirinden ayrı düşünülür. Bütüncü bir hakikat anlayışına sahip olan İslam’da ise güzel ile faydalı, bilim ile sanat birbirinden ayrılmaz. Aslında bu durum diğer klasik kültürlerde de böyledir. Eski Yunan'dan kalan bir sürü alet edevat -kaşık, küpe, tarak, kalkan vs.hep günlük hayatta kullanılmak üzere yapılmıştı; ama aynı zamanda güzel idiler. (Edman, 40) Edman’a göre, “Bu çeşit örnekler, sağlam bir sanatta gaye ile vasıtanın, güzel ile faydalının birbirinden ayrılmayacağı iddiasını ispat etmekte ve kuvvetlendirmektedir. Bazı sanatlar mesela mimari hiçbir zaman sadece güzelliğe hasrdilemez.”(Edman, 42) Güzel ile faydalı kopunca bir tarafta hayalin güzelliği ile kimsenin ilgilenmediği faydacı bir medeniyet, öbür tarafta ise lüks bir güzellik budalalığı, anlamdan yoksun kelimecilik, düzensiz müzik düşkünlüğü kalır. (Edman, 43) (Divan Edebiyatı Estetiği)
  • Kur'an, her derde deva bulan büyük bir eczanedir. Mesela o üzüntüyü yasaklıyor. Zira en tehlikeli hastalık üzüntü... Hz. Yakup, derdi içine attı ve kör oldu. İçe atmak, kanın içeri akması gibidir. Sonra sevinçli haber gelince Hz. Yakup'un gözleri açıldı. O halde üzüntülü haller olsa bile üzülmeyeceğiz. Zira her şeyin gelişi Allah'tan... "Yar elinden zehir olsa içerim." denmiş. İnsan imtihandadır. (İrfan Sohbetleri)
  • Layık olmayana ilim ve fen öğretmek, yol kesicinin eline kılıç vermek gibidir. (Mevlana Konuşuyor)
  • Hak daima boş iddiadan güçlüdür. (Mevlana Konuşuyor)
  • "Toplumun belli bir süre içindeki durumunu görmek istiyor musunuz? Edebiyatını gözden geçiriniz. Toplumbilim araştırmalarında çok zengin bir kaynak olan tarih, bu konuda edebiyatla asla yarışamaz." (Divan Edebiyatı Estetiği)
  • Allah, insan gibi değil. O, insanın zannına göre muamele eder. Sen onu cimri sanırsan cimri olur, cömert dersen cömertleşir. Kudsi Hadis'te de "Ben kulumun zannına göreyim." buyuruluyor. Biz onu daima hüsn-i zan ile biliriz, O da lütfeder. (İrfan Sohbetleri)
  • Ya ilahi bana meded senden Lutf-u ihsan-ı bî-aded senden (Nabi)
  • Herkes kendi İsa'sina gebe Meryemdir. (İçimizdeki Mevlana)
  • Modern sanat hareketlerinde estetik ve fayda kavramları birbirinden ayrı düşünülür. Bütüncü bir hakikat anlayışına sahip olan İslam'da ise güzel ile faydalı, bilim ile sanat birbirinden ayrılmaz. Aslında bu durum diğer klasik kültürlerde de böyledir. Eski Yunan'dan kalan bir sürü alet edevat -kaşık, küpe, tarak, kalkan vs.- hep günlük hayatta kullanılmak üzere yapılmıştı; ama aynı zamanda güzel idiler. (...) Güzel ile faydalı kopunca bir tarafta hayalin güzelliği ile kimsenin ilgilenmediği faydacı bir medeniyet, öbür tarafta ise lüks bir güzellik budalalığı, anlamdan yoksun kelimecilik, düzensiz müzik düşkünlüğü kalır. (Divan Edebiyatı Estetiği)