Doğum Tarihi: 1943
Doğum Yeri: Erzincan
Ölüm Tarihi: 2008
Ölüm Yeri:
Ekrem Sağıroğlu kimdir?
1943 yılında Erzincan’ın Refahiye ilçesinde doğdu. İlkokuldan sonra, özel öğrenimle hafızlığını tamamladı. Kayseri İmam-Hatip Lisesi’ni 1966; Yüksek İslam Enstitüsü’nü de 1970 yılında bitirdi. Refahiye, Digor (Kars) ve Safranbolu ilçelerinde müftülük; Eskişehir ve İstanbul/Bakırköy İmam-Hatip Liselerinde öğretmenlik yaptı. Yazı hayatına lise döneminde başladı. İlk deneme yazıları Kayseri’nin mahalli gazetelerinde, haftalık Yeni İstiklal gazetesinin Genç Kalemler sayfasında yayınlandı. Deneme ve makaleleri de sonraları Milli Gazete, Yeni Devir gibi günlük gazete ve Hakses, Tohum, Mavera, İslam, Altınoluk gibi aylık dergilerde yayınlandı. 2008 yılında, hayatını kaybetti.
--reklam--
Ekrem Sağıroğlu Kitapları - Eserleri
- Zaman Bilinci
- Bilgi Bilinci
- Hz. Ebu Bekir
- Hz. Ömer
- Hz. Osman
- İmam Azam Ebu Hanife
- Hz. Ali
- İmam - ı Rabbani
- Hz. Ali Hayatı, Hilafeti, İlim ve Hikmeti
- İslam'ın İlk Müceddidi Ömer İbni Abdülaziz
- Şah-ı Nakşibend : Muhammed Bahaeddin Buhari
- İlk Sivil Direnişçi Hasan-ı Basri; Hayatı, Takvası, Sözleri
- İslamın İlk Halifesi Hz. Ebubekir
- İmam-ı Azam Ebu Hanife
- Bilgiden Tevhide Yükseliş
- Kur'an'da İnsan ve Toplum
--reklam--
Ekrem Sağıroğlu Alıntıları - Sözleri
- Birçok ayrıntı sayılacak şeyi derinliğine inceleme çabasında olan bilimin, insanın asıl önemli yönünü ihmal ettiğini, bir gerçekçi yazar şöyle dile getiriyor: Hayatımız çok kısadır. Ve insanca bir hayat yaşayabilmemiz için daha önce mesela suyun kaynaması gibi bir tabiat olayını tam anlamıyla çözmeden önce çözülmesi icab eden önemli problemler vardır. Problemlerin en mühimi, “Ben niçin burdayım? Bu alemde varlığımın manası nedir?...” gibi sorulardır. Ben bin sene daha bilimin bu sorulara yanıt vermesini bekleyemem. O zaman ben ölmüş olacağım. Gerçek cevaba bilimin bin sene sonra ulaşacağına dair elimizdeki kanıt nedir? Eğer Kur’an’dan öğrendiklerimizi istisna edersek, yukarıdaki sorulara cevap vermekle ilgili, geriye kalan her şey hatalı tahminlerden başka bir şey değildir. (Bilgiden Tevhide Yükseliş)
- Ömer İbni Abdülaziz'in şahsiyetini tam olarak ortaya koyabilmek için öncelikle yaptığı işin, açtığı çağıran bir inkılab, bir devrim olduğunu belirtmek yerinde olacaktır. Daha doğrusu o bizzat kendisi bir devrimdi. Süregelen tarih çizgisinin bir yükselişi ve yön değiştirmesi idi. (İslam'ın İlk Müceddidi Ömer İbni Abdülaziz)
- Gücü elinde bulunduran otoritelerin “sadece bizim vesâyetimiz altında ve müsade ettiğimiz kadar müslüman olabilirsiniz! dediği bir ortamda ... “Himayen senin olsun! Allah’ın himayesine sığınıyorum!” diyen Hz. Ebubekir’ in bu celâdetinden örnek alınır... (Hz. Ebu Bekir)
- "Son nefesin nasıl olacaksa hep öyle, her an öyle... (Zaman Bilinci)
- " ...Bu dünya hayatı, aldatma ve aldanma metâından başka bir şey değildir." (Âli-i İmran, 185) " Muhakkak ki dünya fani, ahiret ise bâkidir. Fâni olan sizi şımartıp azdırmasın, bâki olandan alıkoymasın. Siz bâkiyi fâni olana tercih ediniz. Dünya sonludur, dönüş Allah'adır. Allah'tan korkunuz. (Hz. Osman)
- İnsanlar ben Hanefiyim, ben Şafiiyim vs. deyince gerçekten Ebu Hanife'yi ya da Muhammed bin İdris Eş Şafii'yi taklid etmiş mi oluyorlardı? Bir mezhebe mensup olmak için sadece dil ile "ben falan mezhepdenim" demek yetiyorduysa, bu, kişinin kendi mezhebini, genelde mezhep olayını hafife aldığının bir göstergesi değil miydi? Üstelik insanlar, yani bugünkü müslümanların çoğu, bir mezhebi araştırarak, okuyarak, bir karşılaştırma yaprak mı tercih etmiştir? Elbette hayır! Bilakis mutlak bilinçsiz bir "taklid" ile, çoğunlukla ana-babadan, aileden ve çevreden tevarüs ederek kendini bir mezhebin içinde bulmuşlardır. Bu durum belki bir suç değildir ama, mezhebinin fıhkını bilmeden, hele tabi olduğunu iddia ettiği imamını; hayatı, görüşleri, şahsiyeti ve özellikleri bakımından tanımadan bir mezhebe mensubiyeti ve mukallidliği mazur görmeye ve meşrû saymaya hiç imkan yoktur. (İmam-ı Azam Ebu Hanife)
- Yüce Yaratıcı'nın ezelde, ruhlar aleminde: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna, "Evet: belâ" diye cevap veren insan ruhunu aslından, yani Hak Teala'dan, sonra Peygamberinden ve Kitabından... Koparıyorlar! Bu kopuş derinleşerek ve hızlanarak devam ediyor. Böylece aslını unutan insanı, o yolun önderlerinden, Peygamber kuşağı olan sahabeden, daha sonra o yolu sistemleştiren din büyüklerinden... Habersiz hâle getiriyorlar!... (İmam-ı Azam Ebu Hanife)
- Hâlbuki hayatta bir ticarettir. Dünya denilen mekan, bir ticaret alanıdır. Fakat buna rağmen nasıl oluyor da ekseri insanlar cüzdanlarındaki paradan, ellerindeki sermayeden ve hatta bütün dünya varlığından daha kıymetli olan zamanlarını, yani ömürlerini hesapsızca,müsrifçe harcayabiliyor ve boş yere heba edip tüketebiliyorlar! (Zaman Bilinci)
- Şüphe yoktur ki riyâ ve gösteriş şirktendir, ihlas ve samimiyet ise iman ve ameldendir. Hz.Ali (r.a.) (Hz. Ali)
- Şüphesiz Kur'an-ı Kerim Allah Teâlâ'nın yeryüzüne ve insanlığa son ve kamil mesajı olup, okunmak, öğrenilmek ve öğretilmek için gönderilmiştir. Hayat yön verme, insana hayatın anlamını bildirmek, yaratılış hikmetini haber vermek... Kur'an'ın hedefidir. o'nun içselleştirilmesi , bildirisinin hayat tarzı haline getirilmesi de ancak O'nun ta'limi ve taallümü , yani ders olarak, tefsir olarak okunması ile mümkündür. (Hz. Osman)
- Okuyan- yazan bir toplum olmadan, dinleyen izleyen bir toplum olduk. (Bilgi Bilinci)
- Ve .."Keşke şimdi de bir Ömer olsaydı. Ömer'ler olsaydı !"dedim.. Derlenip toparlanmamız, düzene girmemiz ,küfre karşı izzetli bir duruş örneği görmemiz için.... "Ömer lazım!" dedim.. (Hz. Ömer)
- Bilime göre insan makinadır. Ölümde kalbin durmasıdır. Ölüm budur ve ruh diye bir şey yoktur. Çünkü laboratuvarda incelenmemiş, ruhun varlığı bilimsel olarak ispatlanmamıştır. Ölen insandan geriye, sonunda çürüyüp toprak olacak et ve kemikten başka bir şey kalmaz. Çünkü insan konuşan hayvandır. Bu cemiyetin fertleri TV’sinin videosunun karşısında, çaylı, kahveli, çerezli ve içkili oturumlarla en mutlu anlarını yaşıyor. Müslüman kıyımı savaş ve zulüm sahneleri ona bayağı keyif veriyor. Kapitalist rekabet duygularıyla ve doymak bilmez bir iştaha ile nefsi iyice kabarmış bulunan bu insan tipi, son model arabasıyla deniz kenarına tatile gitmeyi, denize girip kumlarda sereserpe güneşlenmeyi, kışlık evinden başka bir de yazlık evinin olmasını ve daha sayamayacağımız binlerce şeyi toparlamayı… hayatının yegane gayesi saymaktadır. Bilim, vahyi incelemese de ona saygılı olmalıdır. (Bilgiden Tevhide Yükseliş)
- Insanlardan bazısı da vardır ki Allah'ın rızasına ermek için kendini bile feda eder.. (Hz. Ali)
- Zaman içine serpiştirilmiş ve gizlenmiş elmas ve yakut değerindeki vakitleri yakalamak için pusuya yatmış insanı görüyor musun? İşte o Müslümandır! (Zaman Bilinci)
- Halife Ömer, işi o kadar hakkaniyetle sağlama bağlıyor ve kaçamak yollarını tıkıyordu ki, vicdanlarının sesine kulak veren alttaki yöneticiler itiraza imkan bulamıyorlardı. Mesela, bakınız ne diyor, önce kendi nefsini sorumlu tuttuğu bir yazısında: "- Şayet sana, benden hakkı yansıtmayan bir mektup gelirse onu yere çal gitsin!.." Âlemde bundan daha samimi ve hakka teslimiyeti gösteren bir örnek bulunabilir mi acaba?.. Hakkı yansıtmayan bir görüşün, bir emrin yere çalınmasını istiyor... Bu şey, kendisinden vaki olsa dahi!.. (İslam'ın İlk Müceddidi Ömer İbni Abdülaziz)
- İbn-i Kesir, bu zehirlenmeden sonra Ömer'in 20 gün yaşadığını, Taberi ise 3 gün sonra vefat ettiğini söyler. (İslam'ın İlk Müceddidi Ömer İbni Abdülaziz)
- Yalnız maddi kazanç için, sadece yemek-içmek ve eğlenmek için sarf edilen bir ömür, bütünüyle heder edilmiş bir ömürdür. (Bilgi Bilinci)
- "Etkisi olmayacak yerde hakkı söylemenin bir yararı olmaz." (Hz. Ömer)
- Modern çağdaş bilimin gayesi: Üretimi arttırmak, dünyadan ve tabiattan en yüksek düzeyde faydalanmak, hatta dünyayı gökleri ve denizleriyle beraber sömürmek gibi şeyler olduğuna göre, ferdi planda da bilgiyi çıkar vasıtası yapmak hiç yadırganacak bir şey değildir. Yani onların itikadınca bu çok tabiidir ve hatta akıllılık ve açıkgözlülüktür. İlim maldan hayırlıdır. İlim seni korur, malı ise sen korursun. İlim amel edildikçe artar, mal ise harcandıkça eksilir. İlim alime hayatında itibar kazandırır, ölümünden sonrada anılmasına vesile olur. Malın sağladığı itibar malla birlikte kaybolur. Nice zenginler vardır ki hayatta iken ölürler. Alimler ise dünya durukça hayattadır. (Hz. Ali) (Bilgiden Tevhide Yükseliş)
Yorumlar
0 yorum