Editör,yazar Enver Ercan edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Enver Ercan hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Enver Ercan hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Enver Ercan hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 21 Ocak 1958

Doğum Yeri: İstanbul

Enver Ercan kimdir?

21 Ocak 1958 tarihinde İstanbul'da doğdu. Haydarpaşa Lisesi'nde okudu. Çeşitli yayınevlerinde editör ve danışman olarak çalıştı, tv ve radyo programları hazırladı. Güneş, Sabah, Yeni Düşün, Varlık gibi gazete ve dergilerde edebiyat sayfaları hazırladı, yayın yönetmenliği yaptı. Varlık dergisine, Yaşar Nabi Nayır ve Kemal Özer'den sonra yayın yönetmeni oldu. Antolojiler hazırladı, çocuk kitapları yazdı. Komşu yayınlarını kurdu, çok sayıda şiir kitabını yayımladı. Halen Yasakmeyve dergisini çıkarmakta.

Şiirleri ve yazıları; Broy, Gösteri, Milliyet Sanat, Yeni Düşün, Yeni Olgu, Varlık gibi dergilerde yayımlandı. 1980 sonrası şiirimizde beliren özgün şiir adalarından; varolan sözcüklerle yeni ve şaşırtıcı imgeler oluşturuyor, söyleyişi akıcı ve rahat, tedirginlik barındırmıyor; yaşamla ve şiirle hesaplaşmasını sürdürüyor.

Yapıtları:

Eksik Yasam (1977)

Sürçüyor Zaman (1988)

Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman (1997)

Ödülleri:

1997 Cemal Süreya Şiir Ödülü

1997 Yunus Nadi Şiir Ödülü

1996 Abdi İpekçi Ödülünü (mektup dalında )

--reklam--

Enver Ercan Kitapları - Eserleri

  • Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman
  • Türkçe'nin Dudaklarısın Sen
  • İstanbul'un 100 Şiiri
  • Sürçüyor Zaman
  • Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003
  • Gergin Ruhlar Antolojisi
  • Kadınların Aklından Geçen Öyküler
  • Varlık 75. Yıl Seçkisi
  • Erkeklerin Aklından Geçen Öyküler
  • Varlık'ta İlk İmzalar
  • Gülümseyen Anlar

--reklam--

Enver Ercan Alıntıları - Sözleri

  • Bugünümü uğruna feda ettiğim geleceğin hiç gelmeyeceğini içimde duyuyorum artık. Hiç gelmeyecek olan belli belirsiz bir şeyleri beklemekten umut kestim. Nasıl yürürsem yürüyeyim fark etmiyor, yanlış yola girmişim bir kez, o yol bir zamanlar varmayı istediğim yere çıkmıyor. (Gergin Ruhlar Antolojisi)
  • "İnanın bana sayın dostum, insan her yerde namuslu olabilir; erdem, tapınağını ne Budha papazının hücresinde ne de çok sevilen kimsenin köpek kulübesinde yükseltir; bu tapınak, iffetli bir kadının kalbindedir." (Erkeklerin Aklından Geçen Öyküler)
  • bu sabah resmini kaldırdım raftan günlerdir kaçırıyordu benden gözlerini (Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman)
  • dün sesiniz kalmıştı durakta arkanızdan yetişemedim bari şimdi dinleyin lütfen kanat uçup durmasın adımlarınız (Türkçe'nin Dudaklarısın Sen)
  • Ah! Güzel şeyler düşünmeme rağmen Muttasıl ağlamak geliyor içimden. (Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003)
  • Doğru! -sinirliydim- çok, pek çok, korkunç derecede sinirliydim, hâlâ da öyleyim.; ama deli olduğumu nereden çıkarıyorsunuz? Hastalık, duyularımı keskinleştirmişti; yıkmış, yok etmiş değildi onları, körleştirmiş de değildi. Hepsinden çok da işitme duyum güçlenmişti. Cennetteki, yeryüzündeki her şeyi duyuyordum. Cehennemdekilerin de birçoğunu duyuyordum. Nasıl, öyleyse nasıl deli dersiniz bana? (Gergin Ruhlar Antolojisi)
  • Kara dutum çatal karam çingenem Nar tanem nur tanem bir tanem Ağaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın ağulum Günahımsın vebalimsin Dili mercan dişi mercan dizi mercan Yoluna bir can koyduğum Gökte ararken yerde bulduğum, Kara dutum Çatal karam çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam ağlayan narımsın Kadınım kısrağım karımsın (Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003)
  • “bende bulduğun benim de aradığımdı” (İstanbul'un 100 Şiiri)
  • sırtlarına bakıyorsun insanların yüzleri gibi künyesiz (Sürçüyor Zaman)
  • "Fotoğraf makinesinin merceğinin doğrultulduğu kişi aynı zamanda gözetlenen değil midir? Kusursuz, dayanılmaz bir üçgen: Çeken, çekilen ve resme bakan... ya da yazan, yazılan ve okuyan... Bir okur da röntgenci değil midir?" (Erkeklerin Aklından Geçen Öyküler)
  • Yaşamak aramaktır içindeki gömüyü (Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003)
  • Köroğlu yaşasaydı ne derdi? piyango icad oldu güvercin bozuldu (Sürçüyor Zaman)
  • Soğan doğrarken niçin var olmam gerektiğini düşünüyorum ve dünyanın gerçekliğine dayanamıyorum. Durgunluğa demir atmış paslı bir gemi enkazıyım. Örümcek ağına yakalanmış bir sinek. Çevremde olup biteni ayrıştırma, yeniden yorumlama yetimi kaybettim. Bazen mutlu bir son yerine bitmemiş, acınası bir öyküm olmasını şiddetle istiyorum. Yoksa var mı? (Gergin Ruhlar Antolojisi)
  • "bak" diyor "elli sene sonra şiirlerimi okuyanlar tam becerememiş ama meselenin farkına varmış desinler bu bana yeter." (Türkçe'nin Dudaklarısın Sen)
  • Öldük, ölümden bir şeyler umarak; Bir büyük boşlukta bozuldu büyü. Nasıl hatırlamazsın o türküyü. Gök parçası, dal demeti, kuştüyü, Alıştığımız bir şeydi yaşamak. Sade hatırlıyor ve ağlıyoruz Rüzgâr sarsmaz oldu penceremizi; Günler gecelere devretti bizi; Arasak bulamayız gölgemizi; Hangi suya eğilsek namevcuduz. (Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003)
  • Gel dayan, bir sürü Asılsız, uğuldayan boş soru Dönüp dönüp geliyor kafama doğru Ellerim Kafamın hışmından beni sen koru. (Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003)
  • rüzgârın anılarını dinledik birlikte usulca dolaşırken bütün geceyi (Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman)
  • * Çekilin önümden binalar Çamura düştü çiçeğim Şişli, Taksim, Aksaray Her an bir çılgınlık yapabilirim Mayısı da gördük, ne oldu Levent, İkinci Levent, Dört Levent Hiç mantar yok toplayacak Ben bu İstanbul'dan gitmeliyim Sen bu İstanbul'dan gitmeliydin Yıllar önce, geldiğin gün Şimdi ancak çeşitli felaketler Deneyebilirsin, denemeliyim Nerden uç verdi bende bu Felaket tutkusu Beyazıt, Karaköy, Harbiye Yollarda gelişti belki de, ne bileyim Akşam mı oluyor, olursa olsun Kaybolacak bir cadde bulurum elbet Önce bir bira, bir daha, bir daha Ki yılışık vitrinleri görmeyeyim Tanrısına da güven olmaz bu İstanbul'un Hep yarına erteliyor kıyameti Girip bir sinemaya bari, beklemeden geceyi Kendimi karanlığa gömeyim İsmail Uyaroğlu / İstanbul (İstanbul'un 100 Şiiri)
  • * Kadın ölür hiç bırakılmadığı kalabalıklardan. Saçlarına gelip gelip kumrular konar ve sevinir ayrıldığına. Belki evlenmişti ve yaşamıştı çocukların öldüğü kuytularda, her gece adlarını unuttuğu şehirlerde. Hiç bilmediği dağları aramıştı o zamanlar, çocukluğunda dinlediği hazineleri. Kadın ölür, yeniden saçlarına üşüşür kalabalık; uykusundan iki kişinin başlattığı eski bir karanlığa azalır, ölmekten hiç bıkılmayan çağlar geçer gölgesinden. Gölgesinden haydutlar geçer, dönüp onu kuyulardan çıkarır bir tanesi, atların en iyisini ona verir; özlediği sulardan geçer kadın, ama öteki haydutların çadırlarını görür birden, yorgun atına bakar ve ağlar belki. Ve büyür uykusunda İstanbul. İstanbul İstanbul bir denizdir lale gemileriyle taşınan, Savaşlara, üzüntüye, ve çocuklara taşınan, Silahların sandıklara saklandığı evlere, Ve insanlara, açıkça yaralanan; İstanbul bir sudur akşamların aradığı. Kalabalık durmadan büyür, kumlar büyür, Uzanılır altın aşklar kulesinden kanlara, Sevgilerin eridiği kanlara her yapıyla biraz, Biraz ağladığı bazı kadınların; Her kelime artar bir çok kelimelere. Fenerlerin gerisinde sabahlar ışır Bir parça sevişmenin anılarına, Uyanır Osman'lardan bir Kara Osman, Her yatağı o evlerin, memleketinden Birer kıl aba olmuş sırtına karşı, Ağarır saçları sırtına karşı, bulanır, Oklar bulanır durur içindeki kişiye, Biner tramvaya önce ayakları, Bilet ister dudakları, elleri alır, Kerpiç gölgelerinden tanıdığı kadına, Parasında Taşlıçay, her sayışta eksilen Ama kutlu bir yalnızlıkta anılan. Bırakırsa kazmasını, İstanbul bir kova kan. İstanbul bir kuyudur geceleri büyüyen; Yıllara bırakıp erkeğinin sesini İner kadın karanlığa, nerde eski erkeği? İner bulamaz, iner ağlar, iner inilder: Yankılanır sular ve çığlıkları kadının, Çelik bıçak halk! İliklerime kan doldu, uyan! Azalır fısıltım yalnızlığa... Kuzca'daki evi gider, gelmez artık, Kuyuya indikçe taşlarda yosun; Görünür surları yeniden İstanbul'un Gelir kocası her akşam mezarından, Yeni taşlar dikerler çocuklarına; Kadın her uykusunda biraz kin bulur. Ve şehrin sokakları hep İstanbul'dur. İstanbul bir çocuktur minarelerde ölen, Her şeye karşı ve hiç durmadan ölen; Kalsaydı ninesinin masallarına Çine' de Ne güzel saçlarına o perinin, hazinesine; Hiç bilmeseydi annesini, yeni evleri, Denizi ve balıkları, ara sıra boğulan, Anardı bir kere yalnız, Allah babasını. Şimdi yalnız balıklar boğulmuyor İstanbul'da, Şimdi çocuklar sıra olmuş giderler denize, , Ağır ağır boğulurlar, çünkü dalgalar İstanbul'a yakındır, Görünür kayboldukları kulelerden, ağlanır anıldıkça, Yüreklerden gemiler, kamyonlar, insanlar geçer, Çiçek yüklü ölümler taşınır İstanbul'a. * Ülkü Tamer / İstanbul (İstanbul'un 100 Şiiri)
  • Delilik sandığınız şeyin sadece duyuların fazla keskinleşmesi olduğunu söylememiş miydim ben size? (Gergin Ruhlar Antolojisi)