Doğum Tarihi: 1982
Doğum Yeri: Sultanhisar, Aydın, Türkiye
Fatih Altınbeyaz kimdir?
1982’de Aydın’ın Sultanhisar ilçesine bağlı Atça bucağında doğan Fatih Altınbeyaz, çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını Nazilli, İstanbul, Balıkesir Gömeç’te geçirdi.
Başkalarının Hayatı romanında anlattıklarına benzer kalabalık, renkli ve hareketli bir ailenin gölgesi altında büyüdü.
2004’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Meslek Yüksek Okulu’ndan, 2008’de de Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu.
İlk kitapları Sevda Çiçeğim (Roman) ve Aşk Ekmek ve Ölüm (Hikâye) 2015’te, aynı anda, Kuzgun Kitap tarafından yayımlandı ve edebiyat çevrelerinin büyük ilgisini çekti.
Aşk Ekmek ve Ölüm, Sevda Çiçeğim (Başkalarının Hayatı adıyla) Onur Kitap etiketiyle tekrar basıldı. Bunları 2018’de Efeler Yalnız Ölür (Hikâye) 2019’da da Nihan (Roman) takip etti.
Aşk Ekmek ve Ölüm’de; Modernizm ile modern öncesi dönemlerin duygularını, legal ile illegal arasındaki çizginin inceliğini, aşkı, ayrılığı, masumiyeti, adaleti, ahlakı, örfü, âdeti, geleneği, acıyı, açlığı, kafası karışık olmayı, ölümü, oidipus kompleksini, baba ve oğul olmayı, baba oğul arasındaki çatışmayı irdeledi.
Türkiye’de kadın olmanın zorluğunu, duyguları ile hayatın gerçekleri arasında kalmayı, ayak basmaktan korkulan insan yaşantılarını, hayatın kırılmalarını, kadın erkek ilişkilerini, kendini anlatamamayı, hâlâ ve her şeye rağmen yaşatmamız gerektiğine inandığı sevgiyi, değer ve emek vermeyi ele aldı.
Başkalarının Hayatı’nda; Yaşam karşısındaki yetersizliğine, kırılganlığına ve yarım kalmışlığına inat - bireyin - kendisini yarına taşıma çabasını, harcanan hayatlarının enkazından sağ çıkmaya çalışan insanları, geçmişin yıkıntıları arasında bir suçlu ve geleceğin sisli belirsizliği içinde kurtarıcı arayanları irdeledi.
Kendi olmayı bir türlü başaramamış, boyun eğmekle baş kaldırmak arasında çekimser kalmış Batı Anadolu’nun mağrur insanını ve kadim kültürünü, değişen dünya düzeni karşısında tökezlemesini, Ege’nin sıcak atmosferini, menkıbelerin, düşlerin ve gerçekliğin kesiştiği yerde, yarım kalmış bir aşk hikâyesini, kuşaklar arası pişmanlıkları, çatışkıları, miras kalmış öfkeleri, umutları, başkaları için kendi hayatından ve önceliklerinden vazgeçebilenlerin hikâyesini anlattı.
Efeler Yalnız Ölür’de; Osmanlı Devleti İdaresi altında yaşamaktan bunalan, çeşitli nedenlerle isyan eden Efeleri, o dönemin sosyolojisini, folklorunu, mitolojisini, bir hiç uğruna (ya da yüksek bir erekle) savrulup giden insan hayatlarını, kendilerine göre yasaları olan, mahkemeler kuran, bazan aralarında bazan da devletle meydan savaşları koparan, yakalandıklarında yağlı urganlarda sallandırılan, kesilmiş başları içleri bal dolu torbalarda Payitaht’a gönderilen ve cesetleri bile görsel bir malzemeye dönüştürülen Efelerin (o soydan ve gelenekten gelen insanların) iç dünyalarını, günlük hayatlarını, aşklarını, dostluklarını ve nihaî sonlarını irdeledi.
Ege İnsanı’nın otorite karşısındaki sarsılmaz tutumunu, başkaldırıyı, adaletsizliği, düzensizliği, şiddeti, zulmü, sıkışmışlığı, “Ferman padişahın dağlar bizimdir!” sözünün ihtiva ettiği anlamı, en nihayetinde Batı Anadolu’nun kanlı tarihini ve çeşitli efsaneler ile birlikte ele aldı.
Nihan’da; Ayaklarını yere sağlam basan, özgür ve idealist bir kadın olmayı, evlatlık olmanın getirileriyle mücadele etmeyi, kendini bir aileye mensubiyet hissetmemeyi, Türkiye’de yaşayan insanların kimlik bunalımını, yön bulmaya çalışmasını, hayatını bir insana/amaca adama sorunsalını, muhacirlik/yerlilik olgusunu, bütün engellere ve yerleşik kabullere rağmen sanatın bir tarafından tutma çabasını, bir kadının yaşamdaki duruşunu, cesaretini, başkaldırısını, kendisini yarına taşıma gayretini ve yazmak için gecesini gündüzüne katma azmini irdeledi.
Hayat karşısında bocalamayı, naif kalmayı, bireysel karmaşıklığı, tamamlanmamışlık hissini, kendisini bir insanın varlığında var etmeyi, hayatını başkasına adamak için çırpınışı, esrarengiz olayları, gizemli tarikatları, çeşitli etnik grupları, savaşan hayvanları, tuhaf insanları, postmodern öyküleri, hikâye içinde hikâyeyi, rüyaların ve gerçekliğin kesiştiği yerde, insanlık kadar kadim olan ‘yazı’ya bel bağlamayı ve ötekinin kaderini değiştirmeyi amaç edinen insanları anlattı.
James Joyce'un Dublin’i neyse, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Saint Petersburg’u ne kadar seviyorsa, Nişantaşı Orhan Pamuk’un hayatının neresinde duruyorsa, Orhan Kemal ve Yaşar Kemal Çukurova’ya nasıl bağlıysa, Fatih Altınbeyaz için de Batı Anadolu benzer anlamlar ve çağrışımlar ifade etmektedir.
2005’ten bu yana yazmayı, kahramanlar/karakterler meydana getirmeyi ve hikâye anlatmayı, bir ‘yaşam biçimi’ haline getirmenin gayreti içerisinde...
Çeşitli gazetelerde ve edebiyat dergilerinde, hayatın içinden ve kültür sanat üzerine yazılar kaleme aldı. Düzenli olarak Yeni Çağrı Gazetesi’nde ve Son Gemi Dergisi’nde yazıyor.
Yazar; bir Kamu Kurumu’nda Devlet memuru olarak görev yapmakta ve Balıkesir Burhaniye’de yaşamaktadır.
--reklam--
Fatih Altınbeyaz Kitapları - Eserleri
- Efeler Yalnız Ölür
- Nihan
- Aşk Ekmek ve Ölüm
- Sevda Çiçeğim
- Başkalarının Hayatı
--reklam--
Fatih Altınbeyaz Alıntıları - Sözleri
- Çakırcalı Mehmet Efe’nin ne zaman nerede bulunacağı (hangi sarp dağı aşacağı, neredeki ıssız kasabaya ansızın giriş yapacağı ya da hangi taşın altından çıkıvereceği) hiç belli olmazdı. Onun hızına Ege Bölgesi’nde hiçbir efe, zeybek, eşkıya veya asker kaçkını yetişemezdi; belki de bu Çakırcalı’nın en büyük özelliğiydi. Takipler geldiğinde o çoktan dokuz dağı aşmış oluyordu. Veya hiç istifini bozmaz, soğukkanlılığını korur, sakin sakin, onu başka yerlerde arayan zaptiyelerin (telaş ve kargaşa içinde) çekilip gitmelerini beklerdi. (Efeler Yalnız Ölür)
- Altını çiziyorum, ben geçip giden ve geri dönüşü olmayan hayata özlem duymam. Çünkü o geçmiş, geçmiş olmadan önce,yani bugünken değerini kıymetini bilirim ben onun.Muhabbet kuşunu kaçırdıktan sonra ardından üzül.Oldu canım. Kaçırmayacaksın. Pencereleri,kapıyı mıh gibi kapatacaksın. #FatihAltınbeyaz #AşkEkmekVeÖlüm (Aşk Ekmek ve Ölüm)
- İşte bu yüzden, benden bu kadar, dayanamıyorum artık. Çok kafa yordum. Aylarca düşündüm, böyle bir sondan başka çarem yoktu. Bu hayat beni zehirliyor. Fatih Altınbeyaz & Aşk Ekmek Ve Ölüm (Aşk Ekmek ve Ölüm)
- Hey gidi günler hey. Ne güzel günlerdi... Tadını çıkaramadığım, kıymetini bilemedimğim, aydınlık ve geniş zamanlardı. Peki, neden güzel ve mutlu günlerden sonra kara bulutlu ve gölgeli günler gelir. Bilen var mı? Varsa söylesin... (Başkalarının Hayatı)
- İşte bu yüzden, benden bu kadar, dayanamıyorum artık. Çok kafa yordum. Aylarca düşündüm, böyle bir sondan başka çarem yoktu. Bu hayat beni zehirliyor. #FatihAltınbeyaz #AşkEkmekVeÖlüm (Aşk Ekmek ve Ölüm)
- MGK, doğru insanı bulamamaktan çekiniyordu. Alış veriş evresindeki , isteme, söz alma ve nişanlılık sürecindeki geliş gidişlerden... Sırf adet diye bir sürü masraf çıkarılmasından... İki tarafın birbirlerinden aşırıya kaçan isteklerde bulunmalarından... Evlendikten sonra hanımının onu biraz takmamasindan başka hayatlara özlem duymasından ve hatta daha kötüsü, aldatmaya meyilli olmasından... Binbir gece masallarindaki boynuzlanma korkusuyla kıvranan şüpheci, paronayak ve gölgesinden korkan sefil erkekler gibi yorucu bir hayat sürmekten .... Ve daha bunun gibi sürü şeyden.. (Nihan)
- “...Ama ben fazla sevinmekten korkuyordum. Çünkü kendimi bildim bileli ne zaman çok fazla sevinsem sonrasında bir şey oluyor, derinden üzülüyordum. Bu yüzden o yaşımda ıstıraplara ve hayal kırıklıklarına o kadar alışmıştım ki, bu kadarcık sevincin bile nasıl yaşanacağını ve dahası neresinden başlanacağını bilemiyordum.” #FatihAltınbeyaz #BaşkalarınınHayatı (Sevda Çiçeğim)
- Her şeyden önce eli öpülesi bir kadınım ben... Daha özene bezene yaratılanım. Benden önce dünya tam olmadığı için, bir eksik, güdük kaldığı için, benden öncekinin dünyasını güzelleştirmek ve renklendirmek için gelenim, gönderilenim... Merakla beklenenim... Özlenenim... Beden olarak güçlü olmasına rağmen her zaman içinde bir zayıflık taşıyacak erkeği çekip çevirmek için teşrif edenim ben... Ve en nihayetinde bir yazarım ben, yazar... Hissiyatı kuvvetli, özel ve bilinçli olanım, her şeyi bilenim ve fark edenim, hissedenim. (Nihan)
- .... Ama Meyra’nın acı haberini alınca, o an tam anlamadığım bir şey oldu, ağlamayı sanki bıçakla kesiverdim. Demek ki acım somutlaşıp en yükseğe ulaşmış ve kalbimin yanındaki hiç çıkmayacağı yerine de damarları yara yara oturmuştu. Bu yüzden göz pınarlarım kuruyuvermişti ansızın. (Aşk Ekmek ve Ölüm)
- İçimde bir yerlerde, ilk defa evimden, arkadaşlarımdan, köyümden ,çiftliğimizde ve bir yığın benimsediklerimden ayrılmanın burukluğu beliriyordu... (Başkalarının Hayatı)
- Siz Orhan Pamuk gibi her şeyi bir kenara bırakır,bir odaya kapanırsınız, tüm hayatınızı büyük yazar Pamuk nasıl yaptıysa öyle yazıya göre ayarlarınız. Ben size yemek yaparım. Yorulduğunuzda kahve hazırlar getiririm. Birlikte sahaya ineriz, gözlemlerde bulunuruz, hikayeler peşinde koşarız, seyahat ederiz ve gittiğimiz yerlerden yazılacak fikirler, metinler çıkarırız... Siz tanındıkça mutlu oluruz. Üstelik tüm bunların zaman alacağını biliriz. Birlikte susarız ve bekleriz (Nihan)
- Bekir Sami Efe'den mektupları almıştım. Bereket versin mahkemeye mektupların fotokopilerini vermişti. Ellerim titreyerek bir tanesini açtım. Bir zaman ben bu mektuba birbiri içine girmiş satırlara baktım, satırlarda bana baktı, öylece.. (Başkalarının Hayatı)
- Ama ben fazla sevinmekten korkuyordum. Çünkü kendimi bildim bileli ne zaman çok fazla sevinsem sonrasında bir şey oluyor, derinden üzülüyordum. Bu yüzden o yaşımda ıstıraplara ve hayal kırıklıklarına o kadar alışmıştım ki, bu kadarcık sevincin bile nasıl yaşanacağını ve dahası neresinden başlanacağını bilemiyordum. (Sevda Çiçeğim)
- ....Kadın, tatlı tatlı söylenmeyi abarttı. Yapmaya çalıştığı işin hakkından gelemeyince, “Bey, burada alışılmışın dışında bir şeyler oluyor, sanırım yağ küpleri taşıyor, koşun yetişin!” diye bağırdı. Sinanoğlu ilk önce anlayamadı, ayağa kalktı gerin di, Halayık’a ünleyerek ne olduğunu sordu, cevap alamadı, telaşla yağ küplerinin olduğu yere, kilere indi. Gölgeli karanlığa alışmak için biraz bekledi. Sonra gözlerine inanamadı, ocaktan indirdikten sonra bile gözdağıyla köpüren pekmezler gibi yağ küpleri (bildiğin) taşıyordu. Seğirtti, taşan yağları başka boş küplerin, büyük testilerin, koca kazanların içlerine boşaltmaya başladı. Fakat yağ bitmek bilmiyordu, doldukça taşıyor, taştıkça daha çok doluyordu. Konu komşudan gelenler, Sinanoğlu’na, neler olduğunu, yakın zamanda yaşadıklarını, bunun sebebini sordu... (Efeler Yalnız Ölür)
- “Peki, neden güzel ve mutlu günlerden sonra kara bulutlu ve gölgeli günler gelir, güneş kaybolur gider. Bilen var mı? Varsa söylesin.” FatihAltınbeyaz & Başkaların Hayatı (Başkalarının Hayatı)
- "kadınlar kötülere aşık olurlar. Kötüleri düzeltmek,yola getirmek ve kendilerini o kopuklara adamak isterler. Bana göre kadınların en büyük şanssızlığı erkeklerin hiç değişmeyecek olmaları..." (Nihan)
- “Hayatta bazan insan bir şeyleri göz göre göre yapmak zorunda kalıyordu. Yeri geldiği zaman mangalda kül bırakmayıp büyük büyük laflar ederiz, ediyorduk ama böyle bir iş başımıza geldiğinde ise sus pus oluruz, oluyorduk.” (Sevda Çiçeğim)
- “...Böyle olacağını biliyordum zaten. Ben hangi sevinci tam manasıyla yaşamıştım ki...” (Sevda Çiçeğim)
- “Yanılmıştım, bir kişi daha beni yüzüstü bırakmıştı. İnsanların başkalarının dertlerine ve üzüntülerine bir noktaya kadar arkadaşlık edebileceğini o zaman anladım. Hayat sahnesinde herkesin kendi sıkıntılarıyla tek başına boğuşmak zorunda kaldığını, kalacağını... El, elin eşeğini ıslık çalarak arayıveriyordu işte.” (Sevda Çiçeğim)
- .... Ama Meyra’nın acı haberini alınca, o an tam anlamadığım bir şey oldu, ağlamayı sanki bıçakla kesiverdim. Demek ki acım somutlaşıp en yükseğe ulaşmış ve kalbimin yanındaki hiç çıkmayacağı yerine de damarları yara yara oturmuştu. Bu yüzden göz pınarlarım kuruyuvermişti ansızın. (Aşk Ekmek ve Ölüm)
Yorumlar
0 yorum