Doğum Tarihi: 1957
Doğum Yeri: Tarsus, Türkiye
Hayri Yıldırım kimdir?
1957 yılında Tarsus’ta doğdu. Liseye kadar Tarsus’ta okudu. Dokuz yaşında geçirdiği ağır bronşit hastalığı sırasında ağabeylerinin yönlendirmeleriyle yoğun kitap okumaya başladı.
1974-1975 döneminde Ankara’daki İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu’na devam etti. 1975-1982 yıllar arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu ve bu okuldan mezun oldu.
1978 yılında arkadaşlarıyla birlikte “Sanatta Kalem” dergisini çıkarttı.
1982-1983 yıllarında Avukatlık stajını Ankara’da yaptı ve serbest avukatlığa başladı.
1984 yılında Tuzla Piyade Okulu’na devam etti.
1984-1985 yıllarında askerlik hizmetini Kars’ın Göle ilçesinde (öğrenciliği sırasında bir ağır ceza yargılaması ve hakkında verilen olumsuz siyasi rapor nedeniyle) “sakıncalı” yedek subay olarak yaptı.
1985’de banka avukatlığına başladı. 2009 yılına kadar, banka avukatlığı, Müdür ve Hukuk Müşaviri olarak çalıştı.
2006-2008 yıllarında Yeni Türk Ticaret Kanunu Tasarısının TBMM Komisyonunda Türkiye Bankalar Birliği’ni temsilen görev yaptı.
2009 yılında sağlık ve ailevî nedenlerle emekli oldu ve serbest avukatlığa ve eğitimciliğe başladı.
1978 yılında Kalem, 1994-1998 yıllarında “Yeni Hayat”, 2002-2003 yıllarında (1. Dönem) “Türk Yolu”, 2006-2007 yıllarında (2. Dönem) “Türk Yolu” dergilerinin yayınlanmasına katkıda bulundu.
Çalışma hayatı boyunca dergilerde Bilge Orhunlu ve Mete Savcı takma adlarıyla birçok makale yazdı. Bu zaman içinde ileride yayınlamayı tasarladığı kitapların çalışmalarını yaptı.
Ayrıca İstanbul Barosu, Mersin Barosu ve diğer bazı dergilerde meslekî konularda hukuk ve siyaset üzerine makaleler yayınladı.
1983 ve 1986 yıllarında iki defa evlendi, üç çocuğu oldu.
2011 yılının Ekim ayında yalnız olarak Mersin’e yerleşti. 2012 ve ''2012'de ve 2017'de iki kalp krizi geçirdi. 2017'de pıhtı atması yaşadı. Halen kitaplarını yazmakla meşgul.''
Halen Mersin’de serbest avukatlık yapmakta ve tasarladığı kitapları tamamlayıp yayınlamaya çalışmaktadır.
--reklam--
Hayri Yıldırım Kitapları - Eserleri
- Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi
- Son Türkçü Atsız
- Nejdet Sançar Türk Irkı Sağolsun
- Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi
- İskilipli Atıf Hoca Neden Haindir?
- 3 Mayıs 1944 Irkçılık Turancılık Davası
- Bir Babanın Notları
- Suikast
- Paralelin Kökenleri
- Türkçü Devlet Adamı Mahmut Esat Bozkurt
- Bursa Amerikan Kız Kolejinin Misyonerlik Davası
- Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi
- 1919'da Yabancı Himaye Tartışmaları ve Amerikan Mandacıları Belgeler ve Gerçekler
--reklam--
Hayri Yıldırım Alıntıları - Sözleri
- Misyonerliğin Dönemleri: Misyonerliğin, ilk başlangıcından günümüze kadar devam eden süreci yedi dönem olarak kabul edilmektedir:3 1) 33-100 arası: Havariler Dönemi 2) 101- 800 arası: Kiliselerin Kurulma Dönemi 3) 801-1500 arası: Ortaçağ Dönemi 4) 1501-1650 arası: Reformasyon Dönemi 5) 1651-1793 arası: Reformasyon Sonrası Dönem 6) 1794-1965 arası: Modern Dönem 7) 1966'dan sonraki dönem (Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi)
- Osmanlı: "Günah İmparatorluğu" Hristiyan dünyasının amaçlan hususunda; Haçlı Seferleri, Misyonerlik, Sömürgecilik, Oryantalizm, Doğu Sorunu gibi faaliyet ve zihniyetlerin ayn düşünülmemesi gerekir. Çünkü bu faaliyetlerin hepsi de nihayetinde bir amaçta toplanmaktadır. O da Hristiyan Batı dünyasının dünya egemenliği! Tabi bunun için, kapitalizm kazanç, yöneticiler egemenlik arzusuyla misyonerliği destekliyorlardı. Tüm bu sebeplerle misyonerlik bir anlamda Hristiyan devletle- rin bir sorumluluğu durumunda idi. Ve aynı zamanda dini, siyasi, kültürel ve iktisadi yayılma faaliyetinde aracı kurum görevi ifa edi- yordu. Misyoner faaliyetleri için İzmir'e gelen Amerikalı misyoner Parsons, 1 820 yılında İzmir'den yazdığı mektubunda Osmanlı İmparatorluğu için şu dilekte bulunuyor: "Gönlümde, ilahi yardımla, bu kudretli ı:ünah imparatorlu ğunun tamamıyla yıkılacağı bir sistem görme konusunda büyük bir istek duyuyorum. (Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi)
- Kolomb,amerika kıtasını bulmak için gitmiyordu.O,Batıdan Hindistana ulaşacağını varsayıyordu.Ve batıdan Hindistana ulaşmayı tasarlarken,diğer yandan İslamiyeti de doğduğu yerde mahfetmek fikrine kapılmıştı... (Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi)
- Bir milletin hakimlerinden adalet kalkarsa o milletin hayatının sona erdiğine kanaat getirilmelidir. (Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi)
- Türk’ü sevdim, seveceğim. Ama bunun sonunda ızdıraplar varmış, felaketler varmış, hatta karşılaşılacak türlü kahpelikler doluymuş. Hepsi kabul! Türk Irkı sağolsun!" -Nejdet SANÇAR (Nejdet Sançar Türk Irkı Sağolsun)
- "Atsız, Dalkavuklar Gecesi'nin Atatürk hakkında yazılmış bir roman olduğunu hiçbir zaman kabul etmemiş veya ima etmemiştir. Yukarıdaki yazı dizisinde yer alan açıklamadan da görüleceği üzere orada da yine bir aidiyet belirtilmemiştir." (3 Mayıs 1944 Irkçılık Turancılık Davası)
- Türkiye'de yıkılması gereken muzır kurumların en başında tekkeler ve tarikatlar bulunuyor. Yıllardan beri bizi tembelliğe, uyuşukluğa sevk eden bu kurumlar için çok amansız, çok şiddetli davranmak lazımdır. Zihniyetlerimiz ve iradelerimiz üzerinde azamî etkiyi yaparak şimdiye kadar milyonlarca insanı insanlıktan çıkaran, deli ve abdal yapan tekkelerdir, tarikatlardır. (...) Şeyhler kendi menfaatlerini, kendi zevklerini düşünen hodkâmlardır. Tekkelerin iç yüzüne vakıf olanlar bu köhne kurumların toplumsal bünyemizde açtığı yaraların facaatını çok iyi bilirler. (İskilipli Atıf Hoca Neden Haindir?)
- Bir milletin hakimlerinden adalet kalkarsa o milletin hayatının sona erdiğine kanaat getirilmelidir. (Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi)
- Konya'da, Dernek mensubu olan, Ayan üyesi ve Nakşibendi şeyhi Zeynel Abidin Efendi'nin kardeşi olan Şeyh Ziya ve akrabaları 27 Eylül1919 - 04 Ekim 1919 tarihleri arasında Bozkır kazasında ortaya çıkan Birinci Bozkır İsyanına karışıp, isyanda önemli rol oynarlar. Şeyh Zeynel Abidin, İstanbul’daki İngiliz Papazı Free ile irtibat halinde bulunur. Bu ilişki isyanın arkasında İngiltere’nin rolü olduğunu açıkça gösterir. (İskilipli Atıf Hoca Neden Haindir?)
- Bir Misyoner: "Eğitimin İçinde Hristiyanlık Propagandası" Misyonerlerin kendileri bile misyoner okullarındaki öğrenimin içinde Hristiyanlığın yer aldığını şöyle belirtiyorlar: "Misyoner gruplarının denetiminde bulunan fakülte ve okulla- rın amaçları, bütün ülkelerde her zaman birbirine benzer. Fakülte ve okullar, kiliseye ruhani insan yetiştirme aracı olduklarından birinci planda değer görürler. Hatta laiklikle ilgili konuları öğreten batılı kaynaklar ve batılı yazarların elinden çıkmış eserler bununla birlikte Hristiyanca düşünceleri de taşırlar. Ahmet Ağaoğlu: "Okullar Yabancılaştırıyor" Yabancı okullar hakkında 1912'de Hak Gazetesi'nde yayımla- nan yazısında Ahmet Ağaoğlu, okulların sayısı ve faaliyetleri ile ilgili olarak şunları söyler: "Demek ki Osmanlı ülkesinde diğer milletlerin ve kavimlerin malik oldukları okulların toplamı 1 0, yüksekokul, 46 ortaokul, 1450 ilkokuldan fazladır. Şu okulların tamamında 6 1.678 öğrenci eğitili- yor. Şimdi eğer bir taraftan şu dehşetli toplama ve yine ... sırf Rumca ve Ermenice dilleri üzerine kurulmuş olan ve Osmanlı hükümetinin her türlü denetiminin dışında kalan 3500 kadar Rum ve 2500 kadar ermeni okulları eklenirse ve diğer taraftan işbu rakamların 12 yıl bundan önceki zamana ait olduğu ve bundan dolayı o zamandan bu güne kadar artmış olmaları ve Rumeli taraflarında olup ve şu hesaba alınmamış olan ve hükümetin denetimi altında bulunmayan yabancı ve diğer okullar da göz önüne alınırsa, şu dehşetli toplamın hiç olmazsa 10.000 okula kadar yükseleceği ve şu okullarda eğitilen öğrencinin sayısı en az yarım milyonu bulacağı teslim edilir ... (Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi)
- "Irkçılık: Türk ırkının Türkiye'de hakim olmasıdır. Türk, üç batın Türk soyundan geldiğini ispat edene derler. Çerkez, Arnavut, Boşnak, Arap vs Türk değildir." (3 Mayıs 1944 Irkçılık Turancılık Davası)
- Ne yazık ki okumuyoruz;ancak ahkam kesiyoruz.Ne yazık ki bilgi sahibi olanlar bir şey konuşunca da ,"abartma" diye tepki veriyoruz!Dikkat edin,Türkiye'nin son elli yılı ;boş tartışmalar ve çekişmelerle ve halkı bunlarla oyalayarak geçiştirilmiştir.Hele son yirmi yıl,sanki her sorun çözümlenmiş gibi bir türban kavgasına hasredilmiştir.Eğer bir uyanış olmayıp böyle devam ederse,ne yazık ki bundan sonra da böyle olacağa benzemektedir.Niçin? Çünkü kimse bilgilenmiyor.Bilgilenmek isteyen de sadece kendi dogmalarına uygun bilgileri alıyor.Herkes okumadan ahkam kesiyor.Çoğu bilmeden konuşuyor.Okuyan yok ama konuşan çok.Bilgi yok ama kanaat çok! Uğur Mumcu ne kadar doğru söylemiş:"Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar" diye! (Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi)
- "Türklüğü korumak için bugünkü Türk neslinin görevini tam yapabilmesi için Kür Şadlık ruhu ile dolup taşması lazımdır. Kür Şad , içinde bulunduğu şartları ve imkanları düşünmeden ileri atılmış ve Kür Şadlık ruhunu yüceltmişti. Yaşadığımız ölüm dirim savaşını zaferle bitirmek için vuruşacağız. Görevimiz, ölenlerin kanlarından açacak şafağa yürümektir. Zafere kadar yürüyeceğiz." -Nejdet Sançar |Şubat 1969 (Nejdet Sançar Türk Irkı Sağolsun)
- Nejdet SANÇAR’ın 3 Mayıs Savunması “Beni beraat ettirin demeyeceğim çünkü benim için suç olarak gösterilen şey bu toprakları, bu ırkı sevmekten başka birşey değildir. Yurdumu ve ırkımı seviyorum, onun içindir ki Türk ırkçısıyım. Bu sevginin manasını anlamayanlara sözüm yok. Eğer bu günahsa beni mahkum ediniz. Bu mahkumiyeti övünçle kabul ederim, şeref sayarım. Sizden adalet bekliyorum da demeyeceğim çünkü bu mahkeme adil değilse, o zaman büsbütün manasızdır. En büyük mahkeme olan tarihin huzurunda alnı açık bir Türk oğlu olarak, hiç endişem yok. On ayı doldurmakta olan ve büyük kısmı tahta masalarda yatmakla geçen hürriyetsizliğimi, millet yolunda çekilmiş, şerefli bir felaket olarak sayıyorum. Duvarlar, ezilmiş hayvanların kan lekeleri ve rengini kaybetmiş, köpeklerin bile yatmayacağı pis hücrelerde geçen haftalarım içinde bir ışık sızacak kadar küçük deliği olmayan, tavanı basık bir inde, hayır bir in değil, mezarda, ışığa güneşe ve hayata hasret çekerek geçirdiğim günlerim, uykusuz gecelerim, yarın benim için acı fakat övünçlü hatıralarım olacaktır. Bunlardan yılmış değilim. Bilakis bahtiyarım. Yuvamın dağıtılmış olmasına, eşimin bir Türk anası olmak şerefini kazanacağı günlerde çektiği dayanılması güç ızdırapları ve akıttığı gözyaşlarını unutmamış olmama ve bugün hayat kavgasında minimini yavrusuyla tek başına kalmış olmasının ruhunda yarattığı fırtınalara rağmen bahtiyarım. Türk’ü sevdim, seveceğim. Ama bunun sonunda ızdıraplar varmış, felaketler varmış, hatta karşılaşılacak türlü kahpelikler doluymuş. Hepsi kabul! Türk Irkı sağolsun! Nejdet SANÇAR (Nejdet Sançar Türk Irkı Sağolsun)
- "Tarihi gerçekler de o gerçekleri bilmeyenler veya bildikleri hâlde inkâr edenler bulunduğu takdirde elbette gerçekliklerinden bir şey kaybetmezler." (Nejdet Sançar Türk Irkı Sağolsun)
- Batılıların kendi deyişiyle, Misyonerlik sessiz Haçlı savaşıdır! Diğer yandan Oryantalizm de bu halklar üzerinde Batı kafasına göre bir Doğu imajı yaratıp, kendi yarattığı Doğu İmajı'nı Doğululara benimsetmeye çalışmıştır. (Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi)
- Şerefliler taviz vermezler. Şerefin tavizi yoktur. (Son Türkçü Atsız)
- Misyon ve Misyonerlik: Hristiyanlıkta, Musevilik veya İslamiyet'ten farklı olarak, vaaz ile birlikte inandırma, telkin, yani "kayıp koyunları" gidip bularak onları mutlaka Hristiyanlaştırma amacı vardır. Nitekim "Misyon" terimi, Hristiyanlığın ilk dönemlerinde, Kilise tarafından vaaz ve inandırma için görevlendirilmeyi ifade etmiştir. Böylece "Misyonerlik" kelimesi, yüzyıllar içinde, Hristiyanlığa ait bir terim olmuştur. Bu faaliyeti yapan kişiye "misyoner'', faaliyete de "mis- yonerlik" denilmiştir. Misyonerlik emperyalizmin bir aracı olarak kullanılmıştır.1 Avrupalı ve ABD'li devlet yöneticileri ticari, siyasi ve sömürgecilik faaliyetlerine odaklı menfaatleri uğruna bu misyo- nerler ile menfaat birliği oluşturmuşlar ve misyonerleri açıkça koru- yup kollamışlardır.2 Misyonerler sömürgeci Hristiyan devletlerinin kültürel alanlara yönelik faaliyetler ile öncü kuvvetleri niteliğinde silahsız Haçlı as- kerleri olmuşlardır. Misyonerliğin birinci amacı, gittikleri yerleri mutlaka Hristiyan yapmaktır. Genel amaç ise, tüm dünyayı Hristiyanlaştırmaktır. Bu amaç uğruna hemen her türlü kültürel, sosyal ve sağlıksal araç ve hizmetleri istismar ederek kullanmışlardır. (Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi)
- "Beyazlar Afrika'ya geldiklerinde bizim topraklarımız, onların İncilleri vardı. Bize gözlerimizi kapatarak dua etmeyi öğrettiler. Uyandığımızda gördük ki onların toprakları, bizim İncillerimiz vardı." (Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi)
- 1600'lerde Kürdoloji Enstitüsü Kuruluyor! Avrupa devletleri ve Papalık, misyonerliği o kadar önemser ki, 1646'da İngiltere'de, 1662 yılında Vatikan'da misyonerlik bakan- lık haline getirilir. Ayrıca her iki yerde "Kürdoloji Enstitüleri" kurulur.15 Bu enstitülerin kuruluşu, daha o zamandan amacın ne ol- duğunu açıkça gösterir. Böylece Avrupa'nın Ermeni ve Kürt ilgisi giderek gelişir. Ancak, Batı'nın sömürgecilik planlarında öncelik hep Ermeni ko- zuna ait olur. Kürtlük sorunu ise, Ermeni sorununun yedeği olarak tutulur. Tabi bunun bir de Süryani, Rum, Pontus sorunları vardır! Batı kendi içinde en küçük ayrılığa tahammül edemezken, hedef ül- kelerde mümkün olduğu kadar ülkeyi ve toplumu bölmeye, ayırma- ya çalışır. "Böl, parçala, yönet" taktiği budur! Roma, 1787'de "Kürt Dili Grameri ve Sözlüğü" Bastırıyor Roma Katolik Kilisesi'ne bağlı İtalyan misyoneri P. Maurizio Garzoni, misyonerlik görevi ile on sekiz yıl, bugünkü Türkiye Irak sınırı üzerindeki bölgede, Kürtler, Ermeniler Asuriler, Keldaniler ve Nesturiler arasında çalışmıştır. Garzoni bu misyonerlik faaliyetinden sonra, bir Kürt dili eseri hazırlar. Kitap, "Kürt Dili Grameri ve Sözlüğü" adıyla 1787 yılın- da İtalya'da Roma Katolik Kilisesi tarafından bastırılır.16 1879'da ise Kürtçe-Fransızca sözlük hazırlanır. (Sömürgeci Batının Barbarlık Tarihi)
Yorumlar
0 yorum