Doğum Tarihi: 1944
Doğum Yeri: Bayburt
Ölüm Tarihi: 1997
Ölüm Yeri:
İsmet Miroğlu kimdir?
1944 yılında Bayburt'un Kalecik köyünde doğdu. İlkokulu Kalecik köyünde, ortaokulu Bayburt'da, liseyi Erzincan'da bitirdi. 1965 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'ne girdi. Dört yıl sonra Yeniçağ Tarihi Kürsüsü'nden, 'Fatih Devrinde Osmanlı-Kırım Münasebetleri' konulu lisans teziyle mezun oldu. 1970 yılı Ocak ayında aynı kürsüye asistan tayin edildi. Başbakanlık Arşivi'nde bulunan Tapu Tahrir Defterlerine ve diğer arşiv belgelerine dayanarak, '16. Yüzyılda Bayburd Sancağı' başlıklı doktora teziyle 1974 tarihinde doktor unvanını kazandı.
1976 yılındaki kısa dönem askerlik hizmetini yaptı. 1978'de fakülte tarafından Fransa'ya gönderildi. Fransa, Almanya ve Hollanda'da mesleğiyle ilgili araştırmalar yaptı. 1981 yılında 'I8.Yüzyılda Kemah Sancağı' başlıklı doçentlik tezi ilgili jüri tarafından kabul edildi ve üniversite doçenti oldu. 1989 yılında profesörlüğe yükseltildi.
13 Mayıs 1987 tarihinde 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun 38. maddesine istinaden Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü vazifesine tayin edildi. Yıllarca ihmal edilmiş Osmanlı ve Cumhuriyet arşivlerini modern anlamda yeniden yapılandırdı. Üniversite mezunu yüzlerce genç arkadaşımızın bu sahada uzmanlaşmasına vesile oldu. 31 Aralık 1990 tarihine kadar bu görevi yürüttü. Bu tarihten sonra yeniden üniversitedeki görevine döndü.
24 Temmuz 1991 tarihinde Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanı oldu. Üniversitedeki görevinin yanısıra, ilk sayısını 1994'ün Mart ayında çıkaran 'Tarih ve Medeniyet' dergisini kurdu ve 23 Ekim 1997 tarihindeki vefatına kadar derginin Genel Yayın Danışmanlığı vazifesini yürüttü.
--reklam--
İsmet Miroğlu Kitapları - Eserleri
- Bin Atlının Akınları
--reklam--
İsmet Miroğlu Alıntıları - Sözleri
- Bir keresinde Fatih, Şeyhi Akşemseddin’i ziyarete gitti. Yanına vardığında Akşemsettin, Fatih’i buyur etse de ayağa kalkmadı. Ziyaretten sonra, Fatih sultan Mehmet Han yanındaki Ahmet Paşa’ya, “Şahsımız için değil, fakat peygamber efendimizin medhine mazhar olmuş bir Fatih’e tazim gerekmez miydi?“ diye üzüntüsünü beyan etti. Bir gün sonra durumu öğrenen Akşemsettin de, “Cenabı hak eski Hakan ve sultanların hiçbirine nasip etmediği, bu Feth-i Mübin-i müyesser kıldığından dolayı, padişah da doğması muhtemel gurura engel olmak için bu denli hareket eylediğini“ beyan buyurmuşlardır. (Bin Atlının Akınları)
- "Sahibi Süleyman, mimarı Sinan, hamuru İmandır." (Bin Atlının Akınları)
- Yıldırım Beyazıt Han'ın çok oğlu vardı. Hepsinin de iyi terbiye edilmesini temin etmek için özel hocalar tutmuştu. Emir Süleyman'ın hocası da, pek bilgili ve otoriter imiş. "Şehzâdedir, belki bir gün Osmanlı tahtına geçer padişah olur" düşüncesiyle, hiç müsamaha göstermez imiş. Bir gün canı iyice yanan küçük Süleyman dayanamamış: “Biz senin oğlun değil miyiz baba?" diye sormuş. Yıldırım Gazi, “Hem oğlumsun, hem tahtımın vârisisin! Ne oldu?" deyince, "Madem ki sen Sultan-ı Rum’sun , biz dahi senin oğlunuz, reva mıdır ki hocamız, bizi de, sair oğlancıklar gibi döve, kulağımızı çeke!" Meseleyi anlayan hünkar ferahlamış ve “Demek öyle! Yarın biz dahi seninle hocaya gidelim ve ona öyle bir iş eleyelim ki, âlemlere şağıda olsun…" diye cevaplamış. Buna çok sevinen Süleyman, ertesi günü iple çekmiş. Padişah önce sabah namazından sonra hocaya bir haberci yollamış. Daha sonra da kendisi Süleymanla beraber gitmiş ve seslenmiş: "Bre Hoca! Biz sana oğlumuzu okumaya gönderdik. Sen ne hakla, diğerleri gibi onu da döver, azarlarsın?" Der demez, habercinin getirdiği talimata uyan Hoca, sopasını kaptığı gibi, koca Sultanı kovalamış. Sonra da küçük Süleyman'ı kulağından tutup sırasına oturtmuş. Akşam sofraya geldiğinde babası, "Ey oğul! Hocan ne yavuz kişiymiş… Sana olan hıncından dolayı, bizi dahi kovaladı. Var edebinle otur; okumaya, adam olmaya çalış" diye nasihat etmiş. (Bin Atlının Akınları)
- Bizanslılar artık anlamışlardı ki, bu çarpışanlar, "bu dünya" için savaşmıyorlar. (Bin Atlının Akınları)
- "Bre gönüllü gaziler! Gaza erlerindir, kadınların değil" Vidinli Sinan (Bin Atlının Akınları)
- Bir aşevi yaptırdı. Yoksullar istedikleri an gelip yemek yiyebiliyorlardı. Tek dileği o yoksulların duasını almaktı. Âlimleri toplamak için medrese yaptırdı. Ibadet ve ikamet için zaviyeler yaptırdı. (Bin Atlının Akınları)
- Bir kimse sana Allah'ın emrettiği şeyi söylerse, kabul et. Emretmediği şeyi söylerse, kabul etme! Eğer bilmezsen, bilenlere sor! (Bin Atlının Akınları)
- Şeyhülislamlar, Devlet-i Aliyye toprakları içinde doğmuş Müslüman ailelerin çocuklarıdır. Bütün Ulama sınıfı böyledir. Ulamanın da başı Şeyhülislam addedilir. Yani devşirmeler, Şeyhülislam yapılmazlardı. Devletin en yüksek mevkilerine çıkabildikleri halde mesela veziriazam olabilecekleri halde, şeyhülislam olamazlardı. (Bin Atlının Akınları)
Yorumlar
0 yorum