Doğum Tarihi: 22 Kasım 1946
Doğum Yeri: Trabzon
Kenan Sarıalioğlu kimdir?
Of Merkez İlkokulu (1958), Ankara Yenimahalle Lisesi (1966), İ.Ü. Edebiyat Fakültesi (1979) mezunu. KTÜ Trabzon Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisi (1984-1987), Güneş gazetesinde yurt haberleri servisi şefi (1988-1989), Trabzon Belediyesi’nde Kültür Müdürü (1990-1995), Trabzon İl Kültür Müdürü (1996-1997), Gümüşhane İl Kültür Müdürü (1998-) olarak görev yaptı. Edebiyatçılar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir.
Sarhoş ve Gece adlı ilk şiiri Yeditepe dergisinde (Şubat 1972), sonraki ürünleri de Dergâh, Kıyı, Nar, Edebiyatta Eleştiri, Güldiken, Bahçe, Cumhuriyet Kitap, Yeni Biçem, İnsan vd. dergilerinde yayımlandı.
Gecekonduda Ölüm şiiri Ferhat Tunç tarafından bestelendi. Şiirlerinin bir bölümü yabancı dillere çevrildi.
Başlıca Eserleri:
Şiir:
Metafizik ve Gülümseme (1993),
Ayna Rubaileri (1995).
Deneme:
Issız İnsan Ormanında (1999),
Materyalizm ve Ahlak (1999).
Çeviri:
Cân Yücedir Göklerden, Mevlânâ (Dünya Kitapları, 2005);
Hiç kimse ve Dolunay, Mevlânâ (İyi Şeyler Yayıncılık, 1999);
Gülistan, Sadi-i Şirazi (Bordo Siyah, 2005);
Doğmuş Olmanın Sakıncası Üzerine, Emil Michel Cioran (Gendaş Yayınları, 2001);
Gül Işığı, Hafız (İyi Şeyler Yayıncılık, 2000);
Hiçliğin Doruklarında, Emil Michel Cioran (Bilim ve Sanat Yayınları, 2006);
Ateş ve İpek, Sadi-i Şirazi (İyi Şeyler Yayıncılık, 1999);
İnsan Çoğul ve Tekbaşına, F. Nietzsche (Kırmızı Yayınları, 2006);
Kahraman Sokrates Nietzsche, Michel Guerin (Dharma Yayınları, 2006);
Varolma Eğilimi, Emil Michel Cioran (Gendaş Yayınları, 2002);
Sabahın Gizeminden Doğanlar, F. Nietzsche (Opus)
--reklam--
Kenan Sarıalioğlu Kitapları - Eserleri
- Spinoza
- Sartre - Felsefeye Adanmış Bir Yaşam
- Hiçliğin Doruklarında Cioran
- Temmuz Sağanakları
- Homeros’tan Nâzım’a Şiir ve Felsefe
- Issız İnsan Ormanında
- Ayna Rubaileri
- Materyalizm ve Ahlak / Betimsel Bir Etik Denemesi
- Jacques Prevert
- Yalağuz
- Modern Türk Edebiyatında Şiir-Felsefe İlişkisi
--reklam--
Kenan Sarıalioğlu Alıntıları - Sözleri
- Ayrıca, duygunun din ile ilişkisi de Boutroux'nun şu açıklamasıyla vurgulanmak istenir: " Din temelini çırılçıplak duyguda buluyorsa, bir ölçüde, hakikat ya da hata içerir mi? Duygu bu yüklemlere yeterli midir? Ancak dinin esasında yer alan şeyin saf bir duygu değil, daha çok fikir ve tasarımla karışmış, yani sözcüğün zihinsel (intellectuel) anlamında hakikatle ilgisi olan bir duygu olduğunu bilmeliyiz." (Modern Türk Edebiyatında Şiir-Felsefe İlişkisi)
- İnsanın ister arzuyu, ister aklı rehber almasının hep doğal yasalar içinde olduğunu söyler. (Spinoza)
- Sözün önü, arkası var mı bilmiyorum, ama sonu yok, bu kesin. (Homeros’tan Nâzım’a Şiir ve Felsefe)
- Herkesi memnun edebilecek bir formülün peşinde olan doğa, seçimini hiç kimseyi tatmin etmesi gerekmeyen ölümden yana yaptı. (Hiçliğin Doruklarında Cioran)
- Erdemin akla uygun davranmak olduğunu düşünür. (Spinoza)
- Düzyazı gündelik yaşamın kolaylaştırılmasına yönelik mantık ile örülürken, şiir bu yaşama "katlanabilme"nin karşı-mantığını yaratmak zorunda kalır. İmge (hayal) şiirin yapı-taşı olur. (Modern Türk Edebiyatında Şiir-Felsefe İlişkisi)
- İnsanın şifasının yine insanda olduğunu söyler. (Spinoza)
- "Ve insan yüreği, Tanrı'nın açık yarası..." (Hiçliğin Doruklarında Cioran)
- Cioran, yüzyılın başlarında Romanya'da, yeni doğan çocukların gözyaşlarıyla karşılandığı, yaratılıştan Şeytan'ın sorumlu tutulduğu Traklar ve Bogomiler arasında dünyaya geldi. Oldukça mutlu geçen çocukluk yıllarını, uykusuzluk gecelerinde "sayıkladığı" binlerce aforizmayla ödeyecektir, Paris'te Odeon Sokağı'nda. O, kuşkunun Aristokratı'dır. Her sistemi bir put sayar; köleleştirici, ruhu köreltici bir zorba gibi görünür. Aristoteles, Aquinalı Thomas ve Hegel, düşünce tarihinin en büyük zorbalırıdır. (Hiçliğin Doruklarında Cioran)
- Spinoza "Havaya atılan bir düşebilseydi kendi isteğiyle yere düştüğünü sanırdı." der. (Spinoza)
- Tanrıya dünyayı böyle güzel yarattığı için, teşekkür ediyorum (Issız İnsan Ormanında)
- İnsan, bir yandan duygulara, öte yandan doğuştan gelen akla (raison) sahiptir: Duygularımız bize sadece yaşamımızı yönlendirmek için yararlı ama nesneleri tanımak için hiçbir değeri olmayan birtakım işaret ve simgeler sağlar; sadece akıl bizi hakikate ulaştırabilecek fikirler ve aksiyomlar sağ. lar. Aynı şekilde bizi sürükleyen çılgınca tutkulara da sahibiz: Ama Tanrı bize bu tutkuları denetleyebilecek cüzi iradeyi de (libre arbitre) verdi. Descartes, bu kavramlar olmadan sınırlı algı yetimizle sınırsız irademizin oransızlığının sonucu olan hatalarımızın oluşmasını da sayesinde bu hatalardan kurtulduğumuz kuşku yeteneğimizin de açıklamanın olanaksız olduğunu düşünüyordu. (Spinoza)
- Türkçe'de kullanılan "şiir" sözcüğü, Arapça'da (ve Kur'an'da) sezmek, farkına varmak anlamında kullanılan Şa'ara'dan kaynaklanır. (Modern Türk Edebiyatında Şiir-Felsefe İlişkisi)
- Bizlerse: Seyirci, her zaman, her yerde, Bizler her şeye dönük, hiç dışına çıkmadan! Ağzımıza dek doluyuz. Düzenliyoruz. Parçalanıyor. Düzenliyoruz yine, biz parçalanıyoruz. (Homeros’tan Nâzım’a Şiir ve Felsefe)
- Şiir ve felsefe dolayımında ele aldığımız konunun kendine özgü bir güçlüğü, belki de bir çelişkiyi barındırdığı ortadadır: Felsefe, irdelediği nesneye/konuya akıl (ratio) ile yönelirken ve kavramlarla iş görürken; şiir, nesnesine sezgi (intuition) ve duygu (sensation) ile yaklaşır ve kendini imgelerle (image) kurar. Diğer deyişle felsefe, bilinen kavramlar aracılığıyla bilinmeyen nesneyi 'açıklama'ya çalışırken; şiir, özneyi sezgi ve duygu yoluyla nesneye/evrene ‘açar'. Felsefede ‘açıklama’nın epistemolojik niteliği ağır basarken, şiirde ‘açıklama’nın ontik/varlıksal niteliği ön plana çıkar. Heidegger'le birlikte düşünürsek “şiirde insan, insani gerçekliğinin temeli üzerinde yoğunlaşır. Insan orada dinginliğe ulaşır; ama bu dinginlik eylemsizliğin ve düşünce boşluğunun aldatıcı dinginliği değil, bütün güçlerin ve bağıntıların eylemlilik halinde olduğu sonsuz dinginliktir." (Homeros’tan Nâzım’a Şiir ve Felsefe)
- Spinoza, kalplerin silahla değil sevgi ve yüce gönüllülükle fathedileceğini bilir. (Spinoza)
- Sezgi bilmesi, sanattır; zihni bilme felsefedir. (Homeros’tan Nâzım’a Şiir ve Felsefe)
- Gercegın dile gelmediği yerde o kendi dili ile konuşur .Susar.. (Issız İnsan Ormanında)
- İster kayda dökülmüş olsun, isterse mitsel olsun, bütün tarih teolojik ve ideolojik tekrarlamaların zırıltılarıyla hınca hınç doludur. Her şey bir ebedi döngü, bugün tepede olanların yarın dibi boyladığı tarihsel bir atlıkarıncadır. (Hiçliğin Doruklarında Cioran)
- Cioran'ın Tanrı'sı "mutlak" bir varlık değildir ama yine de büyük harfle yazılır: Olmadığı halde var olan bir Tanrı'dır o ! Böylesine imkansız bir gerilimin varoluşudur Tanrı.. İnsanın çaresizliğidir, sürüp giden mutsuzluğuna başka anlamlar, farklı nitelikler yükleyerek yaşattığı, yücelttiği acıların toplamıdır. *Cioran* Morg ve Piramitler arasında bir fark yoktur. Dahası bu farksızlık "varlık ve yokluk" için de söz konusudur. Can çekişen birinin ya da bir ayyaşın kulağına fısıldayabilecek küçük bir "hakikatimiz" olabilseydi, başka hiçbir kitap yazmaya değmezdi. Hakikat ya da hayat, bir peygamberin kıvılcım ve gizem saçan sözlerinden daha çok yorgun bir savaşçının gözlerinden okunur. *Cioran* (Hiçliğin Doruklarında Cioran)
Yorumlar
0 yorum