Doğum Tarihi: 1949
Doğum Yeri: Gaziantep, Türkiye
Lütfiye Aydın kimdir?
1949 yılında Gaziantep’te doğdu.
Orta öğrenimini bu kentte bitirdikten sonra İzmir/Buca’da yüksek öğrenimini tamamladı. Görevi gereği Anadolu’nun çeşitli illerini dolaştı. Giresun, Mardin/Midyat, Zonguldak/Devrek ve Gaziantep’te Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak çalıştı. 70’li yılların sonunda öyküye başlayan Aydın’ın ilk kitabı İkili Yalnızlık Almanca’ya çevrildi. Daha sonra Cemre,Sengisemai Bir Ölüm ve Ölüm Erken Bir Akşamdır adlı öykü kitapları yayınlanan Aydın, 80’li yılların başından bu yana, radyo ve TV programları yazmaktadır. 1977’den sonra yazdığı Tsunami adlı öykü kitabıyla, 1988 Kültür Bakanlığı ‘Öykü Büyük Ödülü’nü alan yazar, 2005 yılında yayınlanan Gri Gül adlı öyküler toplamıyla Rıfat Ilgaz Öykü Ödülü’ne değer bulundu. Yayınlanmayı bekleyen pek çok dosyası olan evli ve bir kız çocuğu annesi Lütfiye Aydın, dramaturg/program yazarı olarak çalışmakta ve Ankara’da yazmayı sürdürmektedir.
--reklam--
Lütfiye Aydın Kitapları - Eserleri
- Gri Gül
- İkili Yalnızlık
- Kül Tablet
- Dehanın Sesi
- Ölüm Erken Bir Akşamdır
- Cemre
- Tsunami
- Aşkın Ne Derin
- Anka Kentim Antep'im
- Senginsemai
--reklam--
Lütfiye Aydın Alıntıları - Sözleri
- Biliyor musun, her şeye rağmen ben bugünümü daha çok severim. Herhalde zamanın aptal tülü pek çok pisliğin üstünü örttüğü için... (Gri Gül)
- Umut sözcüğünü unuttu. Başka sözcükleri de. Kırgınlığı, hüznü… Yalnızca yaşıyor bu kavramları (Ölüm Erken Bir Akşamdır)
- Bırakılmak acı diyorsam, bundan. Yoksa, dert değil yalnızlık. Ben yaşamanın ilmini tek başına öğrenmiş adamım. (İkili Yalnızlık)
- "Sen umut dolu çocukluğunu arıyorsun. Ondan kalan bölük pörçük görüntülere yaslanıyorsun. Sargı bezinin üzerindeki bir damla kanı güzelleştirmeye çalışıyorsun. Kanı unutmak istiyorsun belki, acıyı unutmak..." (Kül Tablet)
- Yalnızca sinema önlerinde değil, çarşılarda, hatta ara sokaklarda bile icra-i sanat eyleyen şerbetçiler ise kentin bir başka rengiydi. Ciddi görünüşlerine karşın, çıplak ayakları takunyalı, sanatından emin o özgün adamlar... Sanki Osmanlı giderken onları da unutup gitmişti. (Anka Kentim Antep'im)
- ... torun torba sahibi bir kadın, onca yıldan sonra boşanmak için mahkemeye başvurunca yargıç: "Derdin neymiş bakayım" diye sorunca kadın derin bir iç geçirmiş: "Daha ne olsun hakim bey. Bu adam beni bir gün olsun naylon arabaya bindirip de şöyle ayaklarımı sallaya sallaya Kavaklık Sahresine götürmedi ki" ... ______________________________________________ sahre : piknik (Anka Kentim Antep'im)
- Şimdi sokaklarında bet sesleriyle 'padadiz sovaan' diye çığrışanlar, pörsümüş yeşillikleri satanlar sanki bütün o güzel duygulara savaş açmış. O incelikler yok. Hani nerede o 'Ağlama nergis güller geliy!' diyen şair ruhlu satıcılar?! Tıpkı kapı kapı müjdeli haberler dağıtan dost gülüşlü postacılar gibi onlar da çekilmiş kentin yaşamından. Postacılar şimdi evlere gayet tuzlu elektrik, su, telefon faturaları taşıyıp daha çok keyfini kaçırıyor insanların. (Anka Kentim Antep'im)
- "... Hele o köpek... Çiftliği satıp kente göçerken, onu da bırakmıştık. Bir alacak meselesi için aylar sonra kasabaya döndüğümde, onu bir çarşı fırınının önünde görmüştüm. Kulakları düşmüş, uyuzlaşmıştı. Tanıdım yine de. Çağırdım 'Çomar, Çomar!' diye. Ne oldu bilir misiniz? Başını çevirip tıpkı kinlenmiş bir insan gibi baktı. Sonra da arkasını dönüp uzaklaştı." (İkili Yalnızlık)
- Sokak aralarında bir de eşeğine yüklediği killeri satanlar vardı. (Anka Kentim Antep'im)
- "Yaşamın, tanımlara, sloganlara sığmayacak denli karmaşık, renkli, coşturucu olduğunu anımsıyorsun çünkü. O denli de umutsuz... Bütün bu çelişik duygularına karşın, kimi zaman bir kanat, serin esintiler arasında yıllar öncesine uçuruyor yüreğini. Çoktan unuttuğunu sandığın bir iklime... " (Kül Tablet)
- Ben ölen dostlarımla da konuşurum. Hatta en çok onlarla... Yaşayanlarla konuşulacak bir şey kaldı mı ki? (Gri Gül)
- En beklendiği zaman bile, için için 'gelmesin' diye dua edilen bir konuktur ölüm. Asık yüzlüdür, sevimsizdir, istenmez ya yine de gelir. (Ölüm Erken Bir Akşamdır)
- "Bıyıklarından adam asılır babayiğitlerin, bir tutam havuçotu, şalgam için kapımızda uğunduğunu, birbirlerini yediğini görmüş adamım ben hatun kişi! Şimdiyse insanlar buldukça bunuyor. Karınları doydu, yüzleri güldü; sıra bozgunculuğa geldi." (İkili Yalnızlık)
- Buralara bir türkünün kanadın da gelmiştim de... (Cemre)
- "Ne tuhaf," diyorum Hikmet Bey'e, "İslam'ın esası tevekkül azla yetinmektir, derler, ama gösteriş merakının en akıl almaz biçimi bunlarda. Baksanıza arabaya..." (Gri Gül)
- "Kimi acılara ad bulmanın bile zor olduğu bir noktadan başlıyorsun yazmaya." (Kül Tablet)
- "Gülmekle ayakta kaldım. Derdi altedemezsen, o seni alteder. Yoksa çile çekene çileden çok ne var!" (İkili Yalnızlık)
- Bir türkünün kanadında uçuyordum. Kimi kez alçalıyor, bazen yükseliyorduk. Bir an maviye bulanıyor, az sonra sapsarı bir ovayı okşarcasına geçiyorduk. Türküyle birlikte yolculuk da bitti. Beni kanatlarında uçuran, kavgaya hazır, barışa yatkın, sevdanın sözcüsü çekip gitti; ben orada kaldım. O ağaçsız, yayvan, yumru tepede. Yorgunluğun sersemliği geçmemişti. Kara taşların birine oturdum; tepenin eteklerinden başlayan küçük düzlüğe baktım. Sarı bir mendile benziyordu. Düzlüğün bitiminde paslı bir fotoğraf netsizliğiyle beliren köy, tarih öncesinden kalma taş yığınlarını düşündürüyordu. (Cemre)
- "Haykıran delikanlının da cehennemden kalıt olduğunu biliyorsun şimdi. Kendisi gibi semah ekibinden olan ağabeyinin Madımak'tan çıkmadığını , Serdar'ın kıl payı yaşama şansını yakaladığını biliyorsun. Kıl payı yaşamak nasıl bir şeydi?" (Kül Tablet)
- İsteriz ki, üzümleri buğusu üstündeyken yiyelim. Ama bırakmaz. Alır elimizden. "Durun hele, yılan kusmuş olmasın" ... (İkili Yalnızlık)
Yorumlar
0 yorum