Tam / Gerçek Adı: Prof. Dr. Mehmet Mahfuz Söylemez
Doğum Tarihi: 1963
Doğum Yeri: Bingöl, Türkiye
Mehmet Mahfuz Söylemez kimdir?
Prof. Dr. Mehmet Mahfuz SÖYLEMEZ, 1963 yılında Bingöl ilinin Solhan ilçesinde doğdu. İlkokulu Elazığ ve Solhan’da, Ortaöğretimi Muş İmam Hatip Lisesinde tamamladı. Fakülteyi Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okudu. Aynı fakültede yüksek lisans ve doktorasını yaptı. Yüzüncü Yıl Ü. İlahiyat Fakültesi’nde akademik hayata başladı. Daha sonra Ankara Ü. İlahiyat Fakültesi ve Hitit Ü. İlahiyat Fakültesi’nde uzun yıllar çalıştıktan sonra İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesine geçti. Halen burada akademik yaşamını sürdürmektedir. İslam Medeniyeti Tarihi, Günümüz İslam Ülkeleri, İslam Düşünce Tarihi ve İslam Öncesi Arap Tarihi sahasına yoğunlaşan SÖYLEMEZ’in bu alanda, değişik dillerde yazılan birçok kitabı ve makalesi bulunmaktadır.
--reklam--
Mehmet Mahfuz Söylemez Kitapları - Eserleri
- İdeolojik Tarih Okumaları
- Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi
- Cahiliye Araplarının Uluhiyet Anlayışı
- Cahiliye Araplarının İlahları
- Cahiliye Araplarının Ahiret İnancı
- Güç ve İktidar
- Cahiliye Arapları Namaz Kılar mıydı?
- Kur'an ve İslami İlimlerin Anlaşılmasında Tarihin Önemi
- Kufe
- Bilimin Yitik Şehri Cündişapur
- İslam Ülkelerinden Söyleşiler
- İmam Şâfiî
- İslam Şehirleri
- Apokrif Tarih Yazıcılığı
--reklam--
Mehmet Mahfuz Söylemez Alıntıları - Sözleri
- Dahası Nişvan el-Himyeri'nin ifade ettiği gibi "salat" denilen bu tören esnasında mutlaka ... "Varlıkları yeniden yaratacak olanın seni bir kez daha yaratacağı (zamana dek) bulunduğun yerde kal!" denilmiş olması kabri, ölü için geçici bir mekan olarak gördüklerini açıkça ortaya koymaktadır. (Cahiliye Araplarının Ahiret İnancı)
- Zira Zeyd, Fil hadisesinden sonra Arap Yarımadasında yayılan putperestlik karşıtı düşüncelere sahip idi. Bu düşüncelere sahip olanlar "sapkınlar" anlamında "hunefa" yani hanifler olarak isimlendirilmişlerdir. (Cahiliye Arapları Namaz Kılar mıydı?)
- "Mu'tezile'nin yanlışlarından biri de Ahmed b. Hanbel'i efsanevi bir kahraman haline getirmeleridir. Halk nazarında Ahmed b. Hanbel bir evliya olarak görülmeye başlandı ve taassup ruhu adeta dirildi." (Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi)
- Aynı şekilde cinlerin başta yılan ve deve olmak üzere çeşitli hayvanların suretine girdiklerine, insanların kalplerine kuruntu, şüphe, vesvese verdiklerine, taun/veba ve cünun vesair sinir hastalıklarının cinlerin eseri/dokunması olduğuna ve sara hastalığına yakalanmanın şeytanların çarpmasından kaynaklandığına inanıyorlardı. Muhtemelen bu anlayıştan ötürü risaletin ilk yıllarında Kureyş’in ileri gelenleri Hz. Peygamber'e (s) bir cinin musallat olduğunu iddia etmiş ve bu sebeple de onun tedavi olması gerektiğini söylemişlerdir.' (Cahiliye Araplarının Uluhiyet Anlayışı)
- Tarfa b. el-Abd'ın, kızına yaptığı aşağıdaki vasiyet ... (Evladım) öldüğümde layık olduğum şekliyle yasımı tut Ey Ma'bed'in kızı üstünü başını yırt. (Cahiliye Araplarının Ahiret İnancı)
- Günümüzde birbiri ile rekabet halinde iki fikir akımı bulunmaktadır. Bu fikir akımlarından biri dünü topyekûn kutsarken , diğeri ise günümüzde insan medeniyetinin ulaştığı tarihsel durumun da etkisinde kalarak dünü neredeyse tamamen red etme temayülü göstermektedir. (İdeolojik Tarih Okumaları)
- Ölünün yeni ve daha önce hiç kullanılmayan bir kumaşla kefenlenmesi Cahiliye dönemi Arapları için son derece önem arz ederdi. Zira onlara göre kişi hayatta iken giydiği kıyafetle bütünleştiği için onunla defnedilmesi caiz olmazdı. Çünkü bu kıyafetler kişinin bütün günahlarının adeta şahidi konumundaydı. Dolayısıyla yeni bir başlangıcın kişinin geçmişini üzerinde taşımayan bir başka ifadeyle hiç kullanılmayan bir kıyafetle yapılması icap ederdi. Sırf bu nedenle İslam öncesi Arap geleneğinde Mekke'ye hac veya umreye gidildiğinde daha önce giyilen kıyafet kullanılmaz; onun yerine ya yeni bir elbise giyilir veya Kabe'nin gölgesinde yaşadığı için pak ve nezih kabul edilen bir "Ahmesi"nin kıyafeti ödünç alınarak kullanılırdı. Şayet bu başarılmamışsa üryan olarak Kabe'yi tavaf etmek zorunda kalınırdı. İçinde günah işlediği kıyafet ise atılır ve "lak" olarak tesmiye edilirdi. Kullanımı haram kabul edilen bu kıyafet artık hiç bir şekilde, hiç bir kişi tarafından kullanılamazdı. (Cahiliye Araplarının Ahiret İnancı)
- Cahiliye Arapların İnancına göre cinler sıradan yaratıklar olmayıp çok defa Tanrı yerine koyarak taptıkları ve Tanrı’ya alt yetkilerle donatılmış sanıp sığındıkları üstün varlıklardır. (Cahiliye Araplarının Uluhiyet Anlayışı)
- Cahiliye toplumunun asırlardır edindiği dinî gelenekler başta Kâbe ve kurban olmak üzere, putların etrafında şekillenmiş, Kâbe'ye yapılanlar ve gösterilen saygılar, Kabe'den dolayı aynen putlara ve put evlerine de gösterilir olmuştur. Dolayısıyla Kâbe için yapılan merasim ve korumalar, diğerleri için de câri olmuştur. (Cahiliye Araplarının Uluhiyet Anlayışı)
- Onlardan bazısı kıyametin varlığına inanırken, diğerleri ise bunda şüphe içerisindeydiler. Hatta yokluğuna inananlar dahi vardı. (Cahiliye Araplarının Ahiret İnancı)
- Cahiliyede Araplar, leş, toslanmaktan dolayı ölmüş hayvanı, boğulmuş hayvanı, taşlanıp ölmüş hayvanı, vahşi hayvanları, vahşi hayvanların yediklerini ve kendi avladıklarının ve putlara adanmış her türlü hayvanı mübah sayıp yiyorlardı. (Cahiliye Araplarının Uluhiyet Anlayışı)
- Mihne neticesinde Mu'tezile ve onun öncülüğünde Müslümanlar arasında gelişmeye başlayan Kelam ve felsefeye karşı tepki ve bu tepkinin toplum katmanları arasında yayılması, Mu'tezile'nin gelişen tepkilerle gücünü kaybetmesi, bunun yerine daha çok Arapların öncülüğünde hadis taraftarlarının otorite ve güçlerinin artması sağlanmıştır. (Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi)
- Arapların çoğunluğu tarafından kutsal kabul edilen Uzzâ, birçok şahıs tarafından çocuklarına Uzzâ’nın kulu veya kölesi şeklinde İsim olarak da verilmekteydi. Bu İsimlerden biri olan Abduluzzâ en eski Arap İsimlerinden biri olarak kabul edilmektedir. (Cahiliye Araplarının Uluhiyet Anlayışı)
- Cahiliye Arabı ruhu ölümsüz kabul ettiği için, ölen şahsın yok olduğuna inanmaz, onu adeta hala hayatta gibi mütalaa ederdi. (Cahiliye Araplarının Ahiret İnancı)
- Bilindiği gibi tarih, zincirin birbirine bağlı halkaları şeklinde ilerleyen bir süreçtir. Bu açıdan bakıldığında, İslâm öncesi Arap tarihi de İslâm tarihinin ilk halkası veya parçasını teşkil etmektedir. (Cahiliye Arapları Namaz Kılar mıydı?)
- Kuşkusuz cahiliye Araplarının ibadet hayatı (namaz, zekât, hac, oruç, tavaf, dua, niyaz, kurban vd.) ile ilgili de ciddi çalışmaların yapılması icap etmektedir. Bu bir taraftan Kur'an'ın indiği zamanı/toplumu tanımamızı sağlarken, diğer taraftan da İslâm'ı daha iyi anlamamıza imkân tanıyacaktır. (Cahiliye Arapları Namaz Kılar mıydı?)
- Me'mun döneminde hilafet sarayında İranlıların etkili olması, başkentin de Arap nüfusun daha yoğunlukta olduğu Bağdat'tan, İranlıların yoğunlukta olduğu Merv'e taşınmasıyla birlikte İranlıların yönetimde daha etkili olacağı düşüncesi, Bağdat halkının, özellikle de Arab'ı sevmenin ve Arapçılığın İslam'ın asli unsurlarından olduğunu düşünen Ehl-i Hadis arasında9 bir memnuniyetsizlik oluşturmuş, Me'mun'a karşı da kitle hareketleri oluşmaya başlamıştır. (Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi)
- Arap toplumu, İbrahim ve İsmail peygamberlerden (a) beri on İki aydan dört ayı (Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep) haram kabul ediyor, bu aylarda çapulculuk, savaş ve kıtal yapmıyorlardı. İbadetle meşgul olmak bu ayları simgesi gibiydi. (Cahiliye Araplarının Uluhiyet Anlayışı)
- Gerek Arap Yarımadası'nda gerekse Mısır' da yapılan kazılarda insanların kabirlere yiyecek koydukları tespit edilmekle birlikte su koyduklarına dair herhangi bir veriye rastlanmamıştır. Zaten Mısırlıların inancına göre buna gerek de yoktur. Zira ölü, yolculuğuna bir nehir üzerinden devam ettiği için su ihtiyacını buradan karşılayacaktır. Ancak beliyyesiyle, büyük bir ihtimalle çölü aşarak, mahşer yerine ulaşacağına inanan Cahiliye Arabı için durum bu kadar kolay değildir. Onun bu uzun ve meşakkatli yolculuğunda suya ihtiyacı olacaktır. Dolayısıyla onların da sorunu ölünün mezarının üzerine su dökmekle aştıkları görülmektedir. Zira rivayetler İslam öncesi dönemde Arapların yakınlarını mezara defnettikten hemen sonra mezarlarını suladıkları; mezarın başına yerleşen ve bir süre burada kalan aile efradının bunu düzenli yaptıkları, hatta ondan sonra da mezarı ziyarete gelenlerin bunu ihmal etmedikleri ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi mezarların sulanması geleneği Anadolu'da da yaygın olarak bulunmaktadır. Ancak günümüz insanı bunu Cahiliye döneminde anlaşıldığı şekilde mütalaa etmemektedir. Aksine onlar bunu hem mezarın üzerindeki toprakların dağılmaması hem de mezarın üzerinde bir yeşilliğin ortaya çıkması ve bu yeşilliğin de ölünün azabını hafifletmesi anlamında yapmaktadırlar. Cahiliye dönemi insanının bu kanaatte olmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki onların da bu amaçla mezarlarını suladıklarını düşünsek bile bunun da ölüm sonrası bir yaşam algısına sahip olduklarını göstermesi şeklinde değerlendirmek mümkündür. (Cahiliye Araplarının Ahiret İnancı)
- "Filozoflar Mu'tezile'den doğan boşluğu doldurmakta başarılı olamamışlardır, çünkü filozoflar önce filozof, sonra Müslüman idiler, Mu'tezililer ise önce Müslüman sonra filozof idiler." (Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi)
Yorumlar
0 yorum