Tarih Profesörü Mübahat Kütükoğlu edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Mübahat Kütükoğlu hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Mübahat Kütükoğlu hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Mübahat Kütükoğlu hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Tam / Gerçek Adı: Mübahat S. Kütükoğlu

Doğum Tarihi: 1932

Doğum Yeri: İzmir

Mübahat Kütükoğlu kimdir?

Yüksek tahsilini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde tamamladıktan sonra aynı üniversitenin İktisat Fakültesi İktisat Tarihi Kürsüsüne intisab etti.

Doktora ve doçentlik tezlerini "Osmanlı-İngiliz İktisadî Münasebetleri" üzerinde hazırladıktan sonra 1973'de Edebiyat Fakültesi Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi Anabilim dalında doçent olarak göreve başladı; 1979'da profesör oldu. 1977'den beri Anabilim Dalı Başkanlığı; 1984'den beri de Edebiyat Fakültesi'ne bağlı Tarih Araştırma Merkezi Müdürlüğünü yürütmektedir. osmanlı arşivleri ile ilgili kitabı tek alan araştırmasıdır.

--reklam--

Mübahat Kütükoğlu Kitapları - Eserleri

  • Tarih Araştırmalarında Usul
  • Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı
  • Osmanlı Belgelerinin Dili
  • Balta Limanı'na Giden Yol Osmanlı
  • XX. Asra Erişen İstanbul Medreseleri

--reklam--

Mübahat Kütükoğlu Alıntıları - Sözleri

  • İstanbul'da en fazla yenen koyun eti idi ve sürüler halinde getirilen koyunlar Silivri ve Çekmeceler'deki büyük çiftliklerde beslenir, buradan kasaplara dağıtılarak şehir dışındaki mezbahalarda kesilirdi. Halkın birinci tercihi kuzu ve koyun eti idi. Koyunlar İstanbul'a sevk edildiği için taşrada daha çok oğlak ve keçi eti yenirdi. Kuzu rûz-ı hızır denilen 6 Mayıs'tan önce kesilemezdi. O gün ise herkes kuzu eti yemek için kasap dükkanları önünde kuyruğa girerdi. Cevdet Paşa, erkeğin, kuzu eti alamadan eve dönmesinin boşanma sebebi olduğunu yazar. (Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı)
  • Saray dışına yemek gönderilmesi, Topkapı Sarayı'ndan taşındıktan sonra da devam etti. Sultan Abdülmecid saltanatında dağıtımdan Dolmabahçe bölgesi faydalanmaya başladı. Sultan II. Abdülhamid devrinde Ortaköy'le Yıldız arasındaki bölgede bu usul, devrin başkatiplerinden Tahsin Paşa'nın israfa varıldığını yazdığı derecede idi. Özellikle ramazanlarda her akşam sarayda mülki, askeri erkanla ilmiye mensuplarına, yabancı sefaretler ve dini liderlere iftar davetleri verilir; saray, yemek alacaklarla dolar, hatta bu dağıtımdan faydalanmak isteyenler evlerini bile Beşiktaş civarında taşırlardı. Bu sebepten olsa gerekir ki, Sultan V. Mehmet Reşad tahta geçtikten sonra bu israfı önlemek için bazı tedbirler almak ihtiyacını hissetmişti. (Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı)
  • Tarihçi "masallardaki çocuk yiyen dev"e benzemeli; "insan etinin kokusunu aldığı yerde avının olduğunu" bilmelidir.. (Tarih Araştırmalarında Usul)
  • Saray mutfakları bir nevi imaret gibi çalışarak saray çevresindeki evlere, zengin fakir gözetilmeksizin yemek gönderirdi. Böylece günde 3 bin, olağanüstü günlerde 10 bin kişiye kadar yemek çıkardı. (Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı)
  • Geçmişini bilmeyen, yani kendini tanımayan bir toplum,tıpkı hafızasını kayb etmiş, akıntıya kapılmış gibidir.. (Tarih Araştırmalarında Usul)
  • Tarih, en basit ifadeyle "geçmişin bilimi" olarak tarif edilmiştir.. (Tarih Araştırmalarında Usul)
  • Evliliklerde üzerinde durulması gereken bir diğer husus da din idi. Müslüman bir erkeğin gayrimüslim bir kadınla evlenmesi şer'an mümkünse de Müslüman bir kadının gayrimüslim bir erkekle evlenmesi kabul edilemezdi. (Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı)
  • 1828'de fese geçilmişti. ... Fes, bu tarihten önce de bilinen ve kadınların, üstlerini kumaşlarla sararak giydikleri bir başlıktı. (Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı)
  • Osmanlılarda, gerek dışarda gerekse içerde başa mutlaka bir başlık giyilirdi. O kadar ki, gece yatakta bile baş bir takke ile örtülürdü. (Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı)
  • Veba, fare pirelerinin insanı ısırması ile bulaşan bir hastalıktır. Pireler, daha fazla kan emmek için insanı ısırmadan önce kusarlar ki, veba mikrobu bundadır, kaşınma ile kana karışır ve genellikle 2-6 gün içinde ısırılan şahsın hayatı son bulur. Vebanın cinsleri arasında damlacıklı, enfeksiyon yoluyla, yani öksürük ile bulaşan akciğer vebası ve mikroorganizmaların koltuk altına yerleşerek hıyarcık görünüşü veren şişlikler oluşturduğu için bu ad verilen hıyarcıklı veba en yaygın olanlarıdır. (Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı)
  • Gayrimüslimler ata binemezler, bir müslümanla karşılaştıklarında kaldırımdan inmek suretiyle saygı göstermeleri istenirdi. (Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı)
  • Gerçek tarih, yüzeydeki olayların derinliklerine nüfuz etmeye çalışmaktır.. (Tarih Araştırmalarında Usul)
  • Sultan II. Bayezid saltanatında düzenlenmiş ihtisap kanunnamelerinde bir ayakkabının ne kadar süre giyilmesi gerektiği belirtilmiştir. Zira, ihtisap kanunnamelerinde buna dair maddeler vardır. Bunların fiyatları kadar gün dayanmaları esastır. Daha önce köselesi delinirse debbağ, dikişi açılırsa dikici suçlu görülürdü. (Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı)
  • Thukydides'in açtığı çığır, tarihî hakikatleri ortaya koymak hedefini güttüğü halde, örnek olmak prensibiyle de hareket ettiğinden, bunu benimseyen müelliflerin eserlerinde hep zaferler ve parlak olayların işlenmesine özen gösterilmiş; başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları karşısında sükût tercih olunmuştur ki bu tutum, öğretici tarz tarihin zaafını teşkil etmiştir. (Tarih Araştırmalarında Usul)
  • Gerçek tarih, yüzeydeki olayların derinliklerine nüfuz etmeye çalışmaktır.. (Tarih Araştırmalarında Usul)
  • Hakikat, ressam için ne ise, tarihçi için de odur; ancak geçmiş herkese farklı bir ışık altında görünür. Tarihçi, eserinde duygu ve düşüncelerini de dile getirir. Montaigne'in dediği gibi, şuur bir noktayı dahi tahrif etmese bile, şuur altı için bundan emin olunamaz. (Tarih Araştırmalarında Usul)
  • Vebadan korunmak için alınan tedbir genellikle salgın başlayan şehrin terk edilmesi şeklinde oluyordu. Peşpeşe gelen veba salgınları İstanbul nüfusunu büyük çapta kırdığından hastalığın bir an önce son bulması için son bir çareye başvurulmuş ve padişah fermanıyla toplu olarak dua emrolunmuştu. 10 Eylül 1592'de devlet erkanı, ulama, şeyhler ve halk sabahın ilk saatlerinde Okmeydanı'na giderek hastalığa yakalananların şifa bulmaları ve vebanın defi için dua ettikleri gibi aynı sene bu defa da Alemdağı'na çıkarak dualarını tekrarlamışlardır. (Osmanlı'nın Sosyo-Kültürel ve İktisadi Yapısı)
  • Ferdlerin farklı psikolojik yapıları gibi, toplumların da farklı psikolojik yapıları vardır. Tarihçinin toplum psikolojisini de gözden uzak tutmaması gerekir. Nitekim, eserlerini bu görüş açısından değerlendiren tarihçiler de vardır. Alman Ranke ve Mommsen, Fransız Renan ve Michelet bunlardandır. (Tarih Araştırmalarında Usul)
  • En iyi, iyinin düşmanıdır. (Osmanlı Belgelerinin Dili)
  • Gerçek tarih, yüzeydeki olayların derinliklerine nüfuz etmeye çalışmaktır. (Tarih Araştırmalarında Usul)