Doğum Tarihi: 1985
Doğum Yeri: İstanbul
Nurgül Çelebi kimdir?
Aslen Mardinli olan Nurgül Çelebi, 1985 yılının karlı bir Mart sabahı İstanbul›da dünyaya gelmiştir. Çok küçük yaşlarda şiir yazmaya başlayan yazar 2000 yılında Onur Güvener öykü yazma yarışmasında ilk ödülünü almıştır. Ayrıca yazmış olduğu bir şiiri İstanbul birinciliğine layık görülmüştür. Marmara Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi mezunu olan yazar üniversite yıllarında geçirmiş olduğu ciddi sağlık sıkıntılarının ardından, kendi tabiriyle hayata tutunabilmek maksadıyla uzun yıllardır mürekkebi kurumaya yüz tutmuş olan kalemini tekrardan eline almış ve ilk romanı Yarına Dokunmak’ı yazmıştır. Kürtçe, Süryanice ve Ibranice dillerini bilen yazar halen Mardin Artuklu Üniversitesi Türkiye’de Yaşayan Diller Enstitüsü Süryani Dili ve Kültürü Anabilimdalı’nda Yüksek Lisans yapmakta ve bu dillerin yanısıra Grekçe, Aramice gibi kadim diller üzerine de çalışmalar yapmaktadır. Sembolizme ilgi duyan yazar bu alanda tezini de hazırlamaktadır
--reklam--
Nurgül Çelebi Kitapları - Eserleri
- Yarına Dokunmak
- Aşka Dokunmak
- Tanrı Dağı
--reklam--
Nurgül Çelebi Alıntıları - Sözleri
- Ben büyüdükçe "keşke"lerim de büyümüş meğer, henüz fark ediyorum. (Yarına Dokunmak)
- ***Ya yaratıcı sandıklarınız aslında yok ediciyse*** Yasak elma'yı yeme cesaretini, Adem ve Havva'nın yüreğine serpen günahkar kimdir ? Ya da Kabil'i kardeş katline götüren günahın sebebi ve onun cennet bahçesinin doğusuna, Nod ülkesine hapsoluşunun nedeni nedir ? İşte bu soruların cevabı belki de sonsuzluğun içinde kayıp gidecek. Ama 'denge' ... Yeryüzünde dengeleri sağlayan siyah ve beyaz, iyi ve kötü, yok eden ve var eden kavramlarının zıtlıklarında barınan ara kavramların gizemi, çözülmesi güç bir 'sır' olarak çıktı karşıma. Yeryüzünün eşsiz güzelliğini yaratan ve onu tamamlayan muazzam kudretin, denge unsurlarında var olan tezatlar, yok eden ruhlara karşı var eden ruhlar... 'Yok ediciler'e inat, var etmeye ant içmiş olan 'var edici' ruhların yaratmak uğruna verdiği kutsal mücadele, nihayet muazzam bir dünyanın kapılarını araladı zihnimde. (Tanrı Dağı)
- Hıçkırıklarım arasında kendimi kaybettim sonunda. (Aşka Dokunmak)
- Keşke yitirdiklerimin değerini, yitirmeden önce bilebilseydim. (Yarına Dokunmak)
- "Tanrı seni aşkın esiri olmaktan korusun Destina!" (Yarına Dokunmak)
- #Kader, geçmiş ve geleceğin izlerini çizerken siyah beyaz bir zar atar hayatın orta yerine. Kazanmak için grinin tonları ne var ne de yoktur aslında... # (Aşka Dokunmak)
- Hayat bize sunulan kaderden mi ibarettir? (Tanrı Dağı)
- Ben de ağlamak istemez miydim herkes gibi? Nihayetinde etten, kemikten yüzde seksen ikisi sudan oluşan bir varlıktım. Ne olurdu yüzde bir gözyaşı döksem? Ama izin yoktu! Ne de olsa ben güçlüydüm. (Yarına Dokunmak)
- Karşınıza öylesine mükemmel insanlar Cıkarır ki tam’da her şey bitti dediğinizde (Aşka Dokunmak)
- Yanına gidip ona dokunamadım. Onu öpemedim. Ve yitip gitti avuçlarımın arasından. Bu onu son görüşümdü. (Yarına Dokunmak)
- "Ne yaptıysam aşk uğruna yaptım." (Tanrı Dağı)
- #Geleceğin ayak izleri geçmiş zamanı yakalamak istercesine gösterir kendini rüyalarda, geçmişe ait tozlanmış anıları acımasızca savurur ölü ruhlar ayaklansın diye! # (Aşka Dokunmak)
- Hep merak etmişimdir, beyazın masum ve bir o kadar da saf bir güzelliğe sahip olduğunun bir yanılgıdan öteye gitmediğini fark eden olmuş mudur? Ya da yasın rengi siyahın aksine, mutluluğu simgelediğini düşündüğümüz beyazın aslında sanıldığı kadar masum olmadığını? Peki, renklerin arka yüzü? Hiç gören olmuş mudur renklerin arka yüzünü? Beyazın, gelinlik olduğu gibi mezara koyan da olduğunu neden kimse görmez? (Yarına Dokunmak)
- Karanlığın da kokusu vardı elbette. Nasıl güneş ışınları yanık bir koku yayıyorsa etrafa, karanlığın da nemli ve rutubetli bir kokusu vardı. (Yarına Dokunmak)
- Ham düştüm dünyaya Padişah oldum bir anda Hükmederim sandım Rüya'ya Altüst oldum bir anda (Tanrı Dağı)
- Yok etmeye ant içmiş, kan emiciler tarafından yönetiliyordu devletler, krallıklar, imparatorluklar. Oysa tam tersi olmalıydı! Dünyayı yaratma içgüdüsüyle doğan sanatçılar yönetmeliydi. O vakit kanla beslenmezdi toprak. (Tanrı Dağı)
- Yarınlarıma dokunuyorum. Ve yarınlarımda AŞK vardı. Onun olduğu yarınlarıma kesinlikle vardım. Yarına dokunmak... O kadar güzel bir duyguydu ki! Yarına dokunmak için "EVET" dedim defalarca. "EVET!" (Yarına Dokunmak)
- Çünkü karanlık rahatlatıcıydı. Duyguları perdeleyebilecek kadar kalın bir siyah yayılıyordu etrafa. Beyazın aksine gizleyebiliyordu beni... (Yarına Dokunmak)
- "Beyazın masum ve bir o kadar da saf bir güzelliğe sahip olduğunun bir yanılgıdan öteye gitmediğini fark eden olmuş mudur? Ya da yasın rengi siyahın aksine, mutluluğu simgelediğini düşündüğümüz beyazın aslında sanıldığı kadar masum olmadığını? Peki renklerin arka yüzü? Hiç gören olmuş mudur renklerin arka yüzünü? Beyazın, gelinlik olduğu gibi mezara koyan da olduğunu neden kimse görmez?" (Yarına Dokunmak)
- Gözlerimi kapattığım her an beynimi istila eden sesi susturmayı ne çok isterdim. (Aşka Dokunmak)
Yorumlar
0 yorum