Amerikalı yazar. Rachel Kushner edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Rachel Kushner hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Rachel Kushner hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Rachel Kushner hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 1968

Doğum Yeri: Eugene, Oregon, ABD

Rachel Kushner kimdir?

1968’de, ABD’nin Oregon eyaletindeki Eugene kentinde dünyaya geldi. Berkeley, California Üni­ver­sitesi’nden me­zun olduktan sonra 2001’de, Columbia Üniversitesi’nin yaratıcı yazarlık yüksek lisans programını bitirdi. Daha önce Grand Street ve BOMB dergilerinde, halen de Soft Targets dergisinde editörlük yapan Kushner’ın çağdaş sanat üstüne çok sayıda yazısı bulunmaktadır. Yazar ilk romanı Küba’dan Teleks’le 2008’de, ikinci romanı Alev Püskürtenler’le de 2013’te ABD Ulusal Kitap Ödülü’nün seçmelerinde finale kaldı. Alev Püskürtenler, ABD’de The New York Times dahil, birçok saygın dergi ve gazete tarafından yılın en iyi romanlarından biri seçildi. 2013’te Guggenheim Bur­su’na da layık görülen yazar, eşi ve oğluyla Los An­ge­les’ta yaşıyor.

--reklam--

Rachel Kushner Kitapları - Eserleri

  • Küba'dan Teleks
  • Alev Püskürtenler

--reklam--

Rachel Kushner Alıntıları - Sözleri

  • * ''(...)Bir barın kapısından müzik geliyordu, yumuşak piyano notalarının sesi ve ardından bir şarkıcı, üflemelerinin üstüne kendi sesini attı. ''Neyi değiştirecek yaptığın seçim? Her iki halde kaybedeceğim'' O kadar kısıktı ki ses, yavaş şekilde yavaşlatılmış bir kadın vokalini andırıyordu. Nina Simone'du bu. Bir piyano notasıyla erkek bir bariton sesi birlikte çınladıktan sonra tiz piyano notaları tıngır tıngır yaklaşarak pes olanlarla buluştu. İçeri girdim. .......Barın uzak ucunda bir erkekle kadının yegane müşteriler olarak dip dibe oturduğu salonun yankısı zaten yüksek sesli olan müziği bozuyordu. Kadının güzelliği benim asilzade zenginlere yakıştırdığım türdendi. Çıkık elmacıkkemiklerinin üstüne gerilmiş zar gibi incecik solgun bir ten ve kiraz odununun kızıla çalan sarımsı sıcak rengine sahip kalın, dalgalı saçlar. Adam içkisindeki mini kamışla şarkıya eşlik ediyor, barın tahta tavanındaki aralıklardan üstümüze ağır ağır yağan saksafon ve piyano notalarına uygun olarak kolunu havada sallıyordu. Üflemeliler, telli çalgılar, piyano ve kadın sesi hep birlikte uyum içinde giderken birdenbire hepsi kesildi. Salona cereyanlı bir sessizlik çöktü. .......Kadın başını eğerek, mahrem bir üzüntü anının üstüne çekilmiş perdeler gibi saçını yüzüne düşürerek burnunu çekti; ama numara yaptığını hissedebiliyordum. .......Adam genizden gelen Güneyli aksanıyla bana, '' Neden oturmuyorsun? Bizi geriyorsun,'' diye seslendi. Takım elbiseli ve kravatlı olmasına rağmen güzel giysilerinin yalanladığı bir pejmürdelik vardı halinde. ........Kadın yanaklarındaki ıslaklığın parıltısıyla başını kaldırıp bana baktı. ........Onun kimseyi gerdiği yok,'' dedi ve parlak kırmızıya boyalı uzun tırnaklarıyla kendini çizmemeye dikkat ederek, parmaklarının etli kısmıyla gözlerinin altını sildi. Yanıldığımı anladım. Kadın asilzade zenginlerden değildi. Yani hem öyleydi hem de değildi. Bazen bütün bilgiler ilk beş dakika boyunca göz önündedir. Sonra kaybolur, pratik kaygılarla bastırılır. Yabancılar hakkında çok şey bilmek ağır gelir. Fakat bazıları sonra yabancı olmaktan çıkar. Size yakınlaşırlar ve onların gerçekte nasıl insanlar olduğunu görebileceğiniz beş dakika geçmiş, şansınızı kaçırmışsınızdır(...)'' * Dördüncü bölümden (Alev Püskürtenler)
  • (...) ........Birbirimizi nasıl bulacağız? Dev meydana insanlar doluştukça kafamda tekrar ediyordu.Sorudaki çoğul ifade: dünyanın gür sazlıklarında yitik insanlar.İnsanlar içinde yitik insanlar - çünkü başka bir şey yoktu.Dünyayı yapan insanlardı ve bu durum iki kişinin birbirini bulma ihtimalini daha da uzaklaştırıyordu.Katıksız bir talih ve kaçırılmış bağlantılarla bir aşık bulmak gibi.Hatta aşık bulmanın kendisi. (...) (Alev Püskürtenler)
  • ''(...) Kadın yol göstermeleri için mankenlere bakıyor. Parlak makyajlarını inceliyor; kaskatı bir koldan bir el çantası sarkıyor, gerçek boyutlu her mankeni arkadan bir sırık destekliyor ve pantolonunun arka dikiş yerindeki bir delikte kayboluyor. Kadının yüzünde aniden beliren alaycı ifade, ''Hepsinin götüne bir sırık giriyor,'' diyor. '' Buna ne buyrulur?'' (Alev Püskürtenler)
  • . Tüm pişmanlık konuşmaları. Hayatınızı tek bir şey, yaptığınız şey etrafında şekillendirmenizi sağlarlar ve geri alınamayacak olandan kendinizi geliştirmeniz gerekir. Yoktan bir şey yapmanızı isterler. Kendilerinden ve kendinden nefret etmeni sağlarlar. Kendilerini dünya gibi gösteriyorlar ve siz ona ihanet ettiniz, ama dünya çok daha büyük. ... (Alev Püskürtenler)
  • Bazen temiz bir sayfa açmak gerekirmiş. Veda etmeden; eylemin kendisiyle veda ederek. (Küba'dan Teleks)
  • (...) Şarkı Booker T&MGs'ten ''Green Onions''tu. (...) Ve başını sallayıp hımlayarak ''Green Onions''a eşlik etti. .....''Başta o kadar kötü değildi. ' Green Onions' özel sırrımdı.Giysimin kolundan içeri ittirdiğim bir pizza bıçağı gibi sakladığım bir şeydi. Ben mahpus arkadaşlarımı kandırır, ' Green Oniuns'u aşkla söylerken onlar soğuk duşlarını alır, turşulu salamlarını yer, kocalarının kısa- ama sahiden- kısa tasmaların ucunda tutmak isteyen karılarının mektuplarını okurlardı. Yalnız karılarının mektuplarına cevaplar yazar, şınav çeker ve onların kızarmış tavukları ve alınmış kaşlarıyla görüş günü gelmelerini beklerlerdi bu adamlar.'' Diğer mahpusların kadınları mektup yazmalarına yardım etmiş. ''Toplantı odasındaki bir tabelada, Sevdiklerinize ulaşın, 39 sent, diyordu. Birer zarf, kağıt ve pul veriyorlardı. Halk kütüphanelerinde sizden kitap numaralarını yazmanızı istedikleri gibi bu adamlar da küçük kurşunkalemlerle çalışıp duruyorlardı. 'Pıtış nasıl yazılır?' diye soruyorlardı. 'Göğüsler nasıl yazılır?' Peniste 'i' var mı?'' (...) (Alev Püskürtenler)
  • "(...)İnsanlar kendilerine, taşlarla olmasa bile, bir şekilde ağırlık yapıyordu; Sandro bunu biliyordu. ......Bir filmle, bir aşıkla.Arkadaşlarla.Karmaşık durumlarla.Bir miktar başarıyla.Yeterince sık vites değiştirilebildiği sürece bunlar düzgün destekler sayılırdı.Ve sanatla tabii.Sanatla uğraşmak gerçekten de bir ruh meselesi,onu kaybetmeme meselesiydi.Dünyayı mesken tutmanın bir yoluydu.Dünyada çözülüp dağılmamanın bir yolu(...)' (Alev Püskürtenler)
  • "(...)Doğal erdemlere kimin sahip olduğunun bir önemi var mıydı? Hayır. İnsanlar iyi ve kötü vasıfların bir toplamıydı ve bunları ayıkladığını iddia etmek insanın karmaşıklığı da bir hakaretti. Fakat Sandro, bir yandan da anlıyordu ki, insanlar kendi çelişkilerine göz yumarken başkalarınkine pek tahammül edemiyorlardı.Kendinize karşı kuşkulu olmanızda, bir melek olmadığınızı bilmenizde bir sakınca yoktu ama başkaları derli toplu bir şekilde iyiye ve kötüye ayrılmazsa olmuyordu(...)" (Alev Püskürtenler)
  • Bazen bazı şeyleri sırf istemek için isteriz ve sonunda istediğimizi alınca da geriye yalnızca pişmanlık kalır. (Küba'dan Teleks)
  • Büyük çocuk başını alıp gider.Klasik bir durumdur. Küçük olan da annesinin oğlu olarak yuvada kalır. (Küba'dan Teleks)
  • . Adını bilmek istemediğimi söylemiştim ve bu bir yalan değildi. İsimleri geçmek ve daha derindeki şeye gitmek istemiştim. ... (Alev Püskürtenler)
  • . Onu öpmemiştim ama öpeceğimi biliyordum ve o da benim bildiğimi biliyordu ve bu kaçınılmazlığa doğru kaymada bir tür karşılıklı neşe vardı. ... (Alev Püskürtenler)
  • ''(...)Karanlıkta, sessizlikte, yağmurda uzun saatler arabayla yolculuk yaptıktan sonra bütün ışıkları yanan, kimisi kanepelere kimisi de yere yayılmış, çoğunluğun erkeklerden oluşan - biri akortsuz bir gitarı tıngırdatıyordu- kalabalık bir apartman dairesine girmek rahatsız ediciydi. Tipler bana değişik geldi.Kirli giysiler, siyah deri ceketler, siyah balıkçı yaka kazaklar giymişlerdi.Uzun saçları yağlıydı ve özenle iki yana ayrılmıştı.Çoğu bıyıklıydı., Bana, her ne kadar hippilere benzemeye çalışsalar da daima fazla sert ve tekinsiz bir izlenim veren Topkins Meydanı Parkı'ndaki sivil polisleri hatırlatıyorlardı(...)'' (Alev Püskürtenler)