Yazar S. Burhanettin Kapusuzoğlu edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında S. Burhanettin Kapusuzoğlu hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. S. Burhanettin Kapusuzoğlu hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte S. Burhanettin Kapusuzoğlu hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 1972

Doğum Yeri: Yozgat

S. Burhanettin Kapusuzoğlu kimdir?

1972 yılında Yozgat’ta doğdu. İlim, kültür ve sanat konularının entellektüel seviyede konuşulduğu sohbet meclisi, geleneği ve kütüphanesi olan geniş bir aile ocağında yetişti. Tahsilinin Yozgat safhasını Yozgat Lisesi’nden mezun olarak tamamladı. Daha sonra Kayseri’ye giderek Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde yüksek tahsil yaptı. Halen bir kamu kurumunda Müşavir olarak hizmet etmektedir. Arapça, Farsça ve Almanca bilmektedir.

Ailesinden tevarüs ettiği hazinenin muazzam imkânı sayesinde tarih, medeniyet ve kültür meselelerine erken yaşta âşina oldu. Fakülte yıllarından itibaren düzenli olarak çeşitli dergi ve gazetelerde yazmaya başladı. Bilhassa Bozok tarihi, kültürü ve halk bilimine dair hepsi sahasında ilk olan derleme ve araştırmalarını yazı konusu yaptı.

Yozgat’ı köyleri ile birlikte defalarca dolaştı, derlemeler yaptı ve geniş bir kültür envanteri çıkardı. Yozgat’ta kültür ve sanat çalışmaları yürüttü, projeler yaptı. I. Uluslararası Bozok Sempozyumu’nun düzenlenmesini sağladı. Uzun süre devam eden Bozok Konferansları adıyla sohbet toplantıları tertip etti. Yozgat Valiliği tarafından düzenlenen Nida Tüfekçi Altın Bağlama Kültür Sanat Ödülleri’nin ve Abbas Sayar Hikâye Yarışması’nın jüri üyeleri arasında bulundu. 26 Aralık 2009 tarihinde, Araştırma Dalında Nida Tüfekçi Altın Bağlama Kültür Sanat Ödülü’ne lâyık görüldü.

Türkiye ve Kazakistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik katkılarından dolayı 23 Ocak 2014 tarihinde Kazakistan Büyükelçiliği’nde düzenlenen bir törenle Kazakistan Dostluk Madalyası tevcih edildi.

--reklam--

S. Burhanettin Kapusuzoğlu Kitapları - Eserleri

  • Toprağa Can Ekenler
  • Balkanlar'da İlk Müslüman Türk İskanının Öncüsü Sarı Saltık'ın Makamları
  • Böyle Dedi Yozgat
  • Bozoknağme
  • Seferberlik Mahşeri
  • Yozgatlı Şakir Efendi

--reklam--

S. Burhanettin Kapusuzoğlu Alıntıları - Sözleri

  • "Hasip oğul; şu kitabın ağzı yok, dili yok, okumak; bu dilsizi konuşturmaktır, sen bunu yapabildikten geri, yazmak da nedir sanki! Kâğıt dediğin bir ak tarladır: Mürekkep de, kara tohum; elinle eker, dilinle biçersin." (Böyle Dedi Yozgat)
  • Aygırı kısrakla avlarlar. (Böyle Dedi Yozgat)
  • Ar namus bilmeyen muradın almaz Kimsenin ettiği yanına kalmaz Zalimin gülmesine Hak razı olmaz Ya masumun ahı kalır mı yerde (Böyle Dedi Yozgat)
  • Mustafa Bey, Hak Erenleri'nden aldığa işaret üzerine Cami-i Ke bir'i inşa ettirmeye karar verir. Niyeti, İstanbul'un selátin camilerini andırır ve Yozgat'a yakışır bir cami bina ettirmektir. İnşaat başla mazdan evvel lüzum eden bütün tedbirler alınır ve tedarik noksansız görülür. Caminin yeri seçilir ve günü gelir, temele ilk kazma vurulur. Kazı ilerler, kazdıkça su çıkar ve yavaş yavaş su artar. Suyun gözesi bulu nur. Avgun yapılır ve suyun ucu temelin yakınındaki Çatak Deresi'ne bağlanır. Artık temel işe yarar hále hazırdır. Temele bol miktarda yün basılır. Yün, kalan suyu çeker, su iyice toplanır. Yünler alındıktan sonra temelin çamuru bir müddet kurumaya bırakılır. İşçilerin ra hat çalışacakları kanaati hâsıl olduktan sonra, temele ardıç kazıklar çakılır. Çünkü ardıç ağacı kolay kolay çürümemekte ve suya karşı asırlar ca tahammül edebilmektedir. Çakılan ardıç kazıklar, üst başlarından kendirden örülmüş urganlarla bağlanır. Kurbanlar kesildikten sonra, temele, kıble tarafina gelecek şekilde ilk taş konulur. Temel yavaş yavaş yükselir. Bu arada mimar atılan temelin du varını sık sık ölçmektedir. Ölçümleri ona hakikati gösterir ve daha dikkatli davranması lâzım geldiğini ihtar eder. Artık o, ne yapacağını iyi bilmektedir bilmesine de, kime lâf anla tabilecek! Buna çare yok. Birkaç sefer temeli ikmâl eder ve Mustafa Bey'e de vaziyeti ima edecek olur, fakat bey hiç oralı olmaz. Mimar da başına geleceği iyi bildiği için, bir gece ansızın Yozgat'ı terk eder ve kayıplara karışır. Maksadı, temelin iyice oturmasını te min etmektir... Ertesi gün, mimarın ortada olmadığı görülür. Bey, mimarı aratır, bulmak ne mümkün, hiddetlense de yapacağı da bir şey yoktur. Çaresiz, beklemeye koyulur. Zaman geçtikçe, Mustafa Bey, mimar aha bugün gelecek, aha bugün gelecek, aha yarin derken, gelip geçtikçe temel duvarının yüksekliğinde azalma olduğunu yani temelin oturduğunu fark eder. Bunu görünce, mimara karşı hiddeti azalır ve sabırla beklemeye başlar. Aradan, tekmil yedi sene geçer. Bir gün ansızın mimar çıkagelir ve Mustafa Bey'in huzuruna çıkar. Kendine haber vermeden, ansızın kaybolmasına celâllenir ve: "De bakalım, bu ne iştir. Söyleyecek sözün vardır inşallah..." der. Mimarın elbette ki Mustafa Bey'e söyleyecek sözü vardır: "Beyim! Temelde oynama vardı. Sürekli ölçtüm. Temel oturuyordu. Yani iyice oturması lâzımdı. Zaten birkaç sefer de duvarı tamam ettim. Ayrıca bu hususu zatınıza izah etmeye gayret ettim. Fakat yapamadım. Çünkü gönülsüz davrandığınızı gördüm. Caminin bir an evvel tamam edilmesini istiyordunuz. Ben ise bu temel üzerine camiyi bina edemezdim. Camiyi yapsaydık, zayıf temel üzerinde olduğu için çok geçmez yıkılırdı. Buna da razı olamam tabiî. Ben de çaresiz, orta dan kayboldum ki temel iyice otursun diye. Temel oturdu. Bu temel üstüne öyle bir cami-i şerif bina edeceğim ki kıyamete kadar ayakta duracak ve sizin de namınız söylenecek inşallah!" Mustafa Bey, mimarın cevabından tatmin olur ve derhal inşaata başlanır. Dur durak bilmeksizin çalışılır ve bir zaman sonra cami tamam edilir. Kalem gibi ince ve zarif minaresi de, bir elif edası içinde gök kubbeye yükselmiştir... (Böyle Dedi Yozgat)
  • Her kültür, tabiatı gereği canlıdır, canlılık kaynağıdır. Şekil verdiği toplumu diri tutar. İşte aziz Türkiye'nin, her köşesinin pür nefes "biz" kokmasının hikmeti bundandır. Pek tabiî Yozgat da medeniyet dairesi içinde şahlanmış bu kültürün mensubiyetine göre şekillenmiştir. Memlekete ad koyma meselesine kadar her bir husus bu hüküm altındadır. Her Yozgatlı, Yozgat şehrinin kuruluşuna dair anlatılan menkabelerden biri olan Hızır Aleyhisselam ve Çapar Koca Ömer Ağa'nın tahkiyesini bilir... Yozgat, bir baht olur ve Çapar Koca Ömer Ağa'nın zamanla gücü, kuvveti ve kudreti artar. Sürüleri çoğalır. Hızır Aleyhisselâm'ın duası bereketi ile yozuna yoz katılır, güçlü kuvvetli ve iktidar sahibi evlâtlar nasip olur. Artık, "ili, obası, Yozgat olmuştur." Çapar Koca Ömer Ağa'nın nesli, Çapanoğulları namıyla şöhreti diyarlar aşmış bir âyân ailesi olarak tarihe geçer. Yerleştikleri Yozgat Köyü, süratle imar edilir. Cami, medrese, han, hamam ve çarşı yaptırılır. Nüfus artar. Mamur bir kasaba hüviyetini alan eskinin Yozgat Köyü, ikbâlin hükmü altında güzelliği ve adı dillere destan Yozgat şehri olur. (Böyle Dedi Yozgat)
  • Sınır boylarında türkü taşları Dinletir ezeli hikâyemizi Yemen ellerinde şehit olurum Türküler dolusu bir gemi Taşır ağıtlarımı Anadolu'ya "Çanakkale içinde vururlar beni" -Yusuf Dursun (Toprağa Can Ekenler)
  • "Çok çektiler ama anlatamadılar! Belki de kelimelere kıyamadılar! Belki de kelimelerde o dertlerine karşılık gelecek mânâ yoktu!" (Toprağa Can Ekenler)
  • "Yenik ve talihine küskün genç Selçuklu sultanı 2. İzzeddin Keykâvus ile birlikte 1262 civarında Balkanlarda Dobruca denilen gayrimeskûn Bizans topraklarında gerçekleşen söz konusu Türk iskânının bakiyesi, bugün Moldava'nın bir köşesinde Gagauzya denilen bölgede yaşamaya devam eden Hıristiyan Keykâvuslu Türkmenleri, yani Gagauzlardır. Bugün kendilerinin Gökoğuzlardan geldiklerini ileri süren Gagauz Türkleri, işte bu mühim tarihsel olayın hatırasını yansıtır." (Balkanlar'da İlk Müslüman Türk İskanının Öncüsü Sarı Saltık'ın Makamları)
  • "Rivâyet ederler ki; devran, başka devran; kervan, başka kervan iken Engürü ile Çengürü arasında Yozgat mı derler, Tozgat mı derler, bir memleket varmış. Yaratan yaratırken özendikçe özenmiş; çevre yanı elvan elvan bezenmiş; toprağı cevher; suyu kevser, havası misk-i amber hâsılı cennet misâli bir yermiş. Hele şehrin ortasına öyle bir konak kurulmuş ki, görenlerin parmağı ağzında kalırmış. Ha işte, bu konakta Çapanoğlu derler bir derebeyi otururmuş. Sözüm ona, bu bey, kendisini dev aynasında gördüğü için gözünü daldan, budaktan; sözünü vezirden, vüzeradan sakınmazmış; padişah bile onunla başa çıkamamış da, huyuna, suyuna göre giderek avucunun içine almış; gayri, devletlinin ne zaman başı darda kalsa Çapanoğlu'na başvurur, kime bir gözdağı vermek istese, başlarına Çapanoğlu'nu musallat edermiş. Çapanoğlu da, arkasını padişaha dayadığı için ayaklarını istediği gibi uzatır, burnunu her deliğe sokar, hangi taşı kaldırsan, altından bir Çapanoğlu çıkarmış. (Böyle Dedi Yozgat)
  • Yozgat, Anadolu'da parlayan son yıldızdır ve tekkelerle medreseler etrafında gelişmiş, iktisadî bakımdan hayli zengin fevkalâde mamur ve ihtişamından dolayı "Anadolu'nun Parisi'i" denilen şehirdir. (Böyle Dedi Yozgat)
  • Türk hakimiyet telakkisinde rüya motifi vardır. Rüya, manevî bir işarettir ve önceden haber almaktır. Hâkimiyet tesisinde rüya ile desteklenmiş olmak, hâkimiyette, tartışılmazlık, çabuk ve kesin itaat teminidir. Kutsalın idare tarzına ortak edilmesidir. (Böyle Dedi Yozgat)
  • Üslûp sahibi olabilmenin lâzımesi, bu irfani ana damardan beslenmektir. (Böyle Dedi Yozgat)
  • "Her halükârda Sarı Saltık, bir aşiret reisi ve dinî bir lider olarak Dobruca'da vuku bulan Türkmen göçünü yönetmekle, şüphesiz farkında bile olmadığı önemli bir tarihsel rol oynuyor, üstelik Osmanlı fetihlerinden çok önce, 13. yüzyıl gibi nisbeten erken bir devirde, Balkanlar'a hem bir Türk nüfusunu, hem de onlarla birlikte İslâm'ı taşımış oluyordu. " (Balkanlar'da İlk Müslüman Türk İskanının Öncüsü Sarı Saltık'ın Makamları)
  • "Kanaatimizce Sarı Saltık tıpkı Selçuklu ve Osmanlı Döneminde yaşamış diğer Türkmen babaları gibi aynı zamanda hem şeyh hem de aşiret reisi olmalıdır ki, böyle bir göç hareketini yönetebilsin. Türkmen babalarının hem aşiret reisliği hem de şeyhlik statüsünü bir arada taşıdıkları, bilinmedik bir konu değildir ve bu çifte statünün kökü İslâm öncesi Orta Asya'ya kadar gitmektedir. Orada da şamanlar aynı durumda idiler. Bir şaman hem kabilesinin reisliğini hem dinî liderliğini yürütmekteydi."   (Balkanlar'da İlk Müslüman Türk İskanının Öncüsü Sarı Saltık'ın Makamları)
  • "Bozok, âşık tarzı şiir geleneğinin canlılığını her dem muhafaza ettiği bir diyardır." (Böyle Dedi Yozgat)
  • Sancak namustur, azizdir ve mukaddestir. (Toprağa Can Ekenler)
  • "Dilin bağlandığı, sözün tükendiği, canın boğazda düğümlendiği, tâkâtin kesildiği bir son nokta, bir son dem. Ne denir, ne mânâ verilir, geldi geçti deyip nasıl kolayına savuşturulur! Zorun zoru. Çarenin tükendiği bir anda yanan kavrulan bir sîne ve dillenen sadece firakın kor ateşinde hüzün mahkûmlarının dillendirdiği hüzzam bir mânâ olan ağıt. Zaman, kıtlık zamanı ve yenilen sadece baldıran aşı! Hayfa ki daha ağırı, topyekûn bir nesil bu derde giriftar! Fakat seferberlik günlerinin ağırlığının yürek burkan tasviri bu olmasına rağmen, ocak umudu fidanların büyüyüp serpileceği günlerin umuduyla, her şeye rağmen hayata tutunma azmi, daha bitmedi dedirtmektedir!" (Toprağa Can Ekenler)
  • "Sarı Saltık menkabeleri, onun bir ehl-i keramet velî, fakat aynı zamanda savaşçı, gazâ ehli bir şeyh olduğunu vurguluyor. Bu özelliği, her iki tipi de şahsında temsil ettiği için Sarı Saltık'ı hem Hacı Bektaş-i Velî gibi evliyâlardan, hem de Seyyid Battal Gazi ve Melik Dânişmend Gazi tipi mücahidlerden ayırır ve kendinden birkaç yüzyıl sonra yaklaşık aynı bölgelerde faaliyet gösterecek olan Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli) ve Otman Baba gibi gâzi-dervişlerin öncüsü bir tip olarak tarih sahnesine koyar." (Balkanlar'da İlk Müslüman Türk İskanının Öncüsü Sarı Saltık'ın Makamları)