Tam / Gerçek Adı: Sabiha Derviş Sertel
Doğum Tarihi: 1895
Doğum Yeri: Selanik, Yunanistan
Ölüm Tarihi: 1968
Ölüm Yeri: Bakü, Azerbaycan
Sabiha Sertel kimdir?
Sabiha Derviş Sertel (1895 – 2 Eylül 1968), Türk gazeteci, yazar.
Gazeteciliği meslek olarak benimsemiş ilk Türk kadın yazardır. Türkiye’de feminizmin öncüleri arasında sayılır. Sol görüşlü bir yazardır.
Türk basın tarihinde önemli bir isim olan Zekeriya Sertel’in eşidir.
Yaşamı
1895 yılında Selanik’te doğdu. Ortaöğrenimini Selanik İnas Lisesi ve bir Fransız Okulu’nda tamamladı. Selanik’in Yunan işgaline uğraması üzerine 1912 yılında ailesiyle İstanbul’a göçtü. 1915’te gazeteci Mehmet Zekeriya (Sertel) Bey ile evlendi. Şehzadebaşı'nda Suphi Paşa Konağı'nda yapılan nikahta Sabiha Hanım'ın vekilliğini Talat Paşa, Mehmet Zekeriya Bey'in vekilliğini Tevfik Rüştü (Aras) Bey yaptı. Sabiha Sertel'in gerek feministliği gerekse solcu kişiliği çeşitli sebepler dolayısıyla tartışma konusu olmuştur.
Büyük Mecmua
Gazeteciliğe eşiyle birlikte Büyük Mecmua adlı haftalık dergiyi çıkararak başladı. Halide Edip'in başyazarı olduğu ve Falih Rıfkı, Köprülüzade Fuat, Reşat Nuri, Faruk Nafiz, Ömer Seyfettin gibi aydınların yazılar yayınladığı Büyük Mecmua’da, kadın sorunlarına eğilen yazılar yazdı. 1917 yılında ilk çocuğu Sevim dünyaya geldi.
ABD’de öğrenim yılları
1919 yılında Halide Edip’in önerisiyle burs imkânından yararlanarak yüksek tahsil için eşi ile beraber ABD’ye gitti. Columbia Üniversitesi’nde sosyal çalışma (sosyal hizmet) öğrenimi gördü. ABD’de kaldığı süre içinde Amerika'da yaşayan Türkler'i örgütleyerek Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu)'ne çok yüksek miktarda bağış toplanmasını sağladı. İkinci çocuğu Yıldız, 1922 yılında dünyaya geldi. 1923 yılında karı-koca öğrenimlerini tamamladıktan sonra Türkiye’ye döndüler.
Resimli Ay Dergisi
1924- 1931 yılları arasında eşiyle beraber Resimli Ay dergisini çıkardı. Makalelerinde işçi sınıfının haklarını savundu, sosyal ve politik düzeni eleştiren yazılar yazdı. Cevat Şakir’in dergide yayımlanan bir yazısı yüzünden eşinin Sinop’ta kalebentliğe mahkûm edilmesi üzerine 3 yıl dergiyi tek başına yönetti. 1929 yılında dergide yayımladığı “Savulun Geliyorum” başlıklı yazısı nedeniyle mahkemeye sevkedildi ve “neşriyat yüzünden mahkemeye sevkedilen ilk Türk kadını” oldu.
Ansiklopedicilik
1927- 1928 yılları arasında eşi Mehmet Zekeriya Bey ve Faik Sabri (Duran) Bey ile Çocuk Ansiklopedisi hazırladı. 1932 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nin çıkardığı Hayat Ansiklopedisi’nde çalıştı.
Çeviri Etkinliği ve Dergiler
1931 yılında Resimli Ay’ın kapanınca yazı yayımlama olanağından yoksun kaldı ve 1936 yılına kadar çeşitli sosyalist yayımları tercüme edip yayımlamakla meşgul oldu. 1935yılında Resimli Her Şey adlı bir haftalık dergi çıkardı. İlk sayısı 28 Eylül 1935’te çıkan derginin yazı kadrosu Nazım Hikmet ve arkadaşlarından oluşuyordu. Bu derginin kapatılmasının ardından 1936 yılının Mart ayında Projektör adlı aylık bir fikir dergisi çıkardı. Dergi, ilk sayısında kapatıldı.
Tan Gazetesi ve Görüşler Dergisi
1936 yılında eşiyle birlikte Tan Gazetesi’ni kurdu.Gazete, özellikle II. Dünya Savaşı yıllarında faşizm karşıtı görüşleriyle ilgi gördü. Sabiha Sertel, 3 Eylül 1945 günü Tan Gazetesi’nde yayımlanan Muvafakatin Feryadı başlıklı yazısı nedeniyle tutuklandı.
II. Dünya Savaşı sonrasında Demokrat Parti ileri gelenlerinin kurmaya çalıştığı İleri Demokrasi Cephesi adlı politik girişimin içinde yer aldı. Bu girişimin yayın organı olan Görüşler adlı dergiyi çıkardı. 1 Aralık 1945 günü okura sunulan dergide iki yazısı yer aldı.
Görüşler’in okurla buluşmasından 3 gün sonra, 4 Aralık 1945 günü gerçekleşen Tan Olayı, Tan Matbaası’nın yerle bir edilmesi; Serteller’in linç girişimine maruz kalması ile sonuçlandı. Bu olaydan sorumlu tutularak eşi ile birlikte 3 ay tutuklu kaldıktan sonra beraat etti. Sertel Çifti, Tan olayından ve davalardan çok yıpranmaları nedeniyle 1950 yılında ülkeyi terk etti.
Sürgün Yılları
Sabiha Sertel, sürgün yıllarını Paris, Budapeşte, Moskova ve Bakü’de geçirdi. Türkiye Komünist Partisi’nin çalışmalarına katıldı. Budapeşte Radyosu’nun Türkçe yayınlar servisinde çalıştı. Son yıllarında Türkiye’ye dönme talebinde bulundu ancak reddedildi[4]
Vefatı
2 Eylül 1968 günü Bakü’de hayatını kaybetti. Mezarı, Bakû, Fahri Hıyaban’dadır Anılarını topladığı ‘’Roman Gibi’’ adlı kitabı ölümünden sonra yayımlandı (1969). 1998 yılında Nilgün Eroğlu Maktav tarafından, Bir Roman Gibi adıyla hayatını anlatan bir belgesel yapıldı.
--reklam--
Sabiha Sertel Kitapları - Eserleri
- Roman Gibi
- Kadınlığa Dair
- 2. Dünya Savaşı Tarihi
- Davamız ve Müdafaamız
- Sertel'lerin Anılarında Nazım Hikmet Ve Babıali
- İlericilik-Gericilik Kavgasında Tevfik Fikret
- Çitra Roy İle Babası
--reklam--
Sabiha Sertel Alıntıları - Sözleri
- Hitler Almanyası, halk açlıktan ölürken, genel bütçenin 3/4'ünü silahlanmaya harcıyordu. (2. Dünya Savaşı Tarihi)
- Gerici ideolojilerin, kendi muhalifi olan ilerici ideolojiye hücumu için en elverişli zaman, harp devirleridir.Böyle zamanlarda gerici düşüncenin zafer kazanması için, gericiler muhalif ideolojinin önderlerini iftiralarla lekeleme silahına başvururlar. İdeoloji alanında gericilerin en büyük müttefiki dindir. (Roman Gibi)
- İki serseri var: İkinci serseri Ben: atlas yakalı sarhoş sofralarında Bağdatlı bir dilencinin çaldığı sazdır. Fransız emperyalizminin idare meclisinde ayvazdır .. ne köprü altında yatan, ne de atlas yakalı sarhoş sofralarında saz çalıp Arabistan fıstığı satanIarın şaırıyım; topraktan, ateşten ve demirden hayatı yaratanlarin sairiyim. (Sertel'lerin Anılarında Nazım Hikmet Ve Babıali)
- Atlas yakalı sarhoş sofralarının sazı, Fransız sermayesinin hacı ayvazı, bu yazdığım yazı örse balyoz salanların şimşekli yumruğudur katmerli kat kat yağlı ensende .. Ve sen o kemik yaladığın sofranın altına girsen de, - dostun KARAMAÇA BEY gibi - kaldırıp kaldırıp yere çaaalmak için canını burnundan aaalmak için, bulacağım seni .. Koca göbeklerin RUSSEL kuşşağı sen, sen uşşşak murabbaı, sen uşşşak mik' abı, satılmış uşşak ların uşşşşağı sen!!! (Sertel'lerin Anılarında Nazım Hikmet Ve Babıali)
- Hakkı Tarık Bey salonda bir aşağı bir yukarı geziyor, sinirli sinirli ellerini ovuşturuyor, ikide bir, " Bu belayı nerden getirdin başıma, der gibi Zekeriya'ya bakıyordu. Balodan çıktık. N azım kahkahayı bastı: " Burjuva balosunun canına okuduk, dedi (Sertel'lerin Anılarında Nazım Hikmet Ve Babıali)
- Dil meselesinde bir çoğumuz Nazım'ın haklı olduğunu kabul ediyor fakat lisanı zenginleştiren birçok Arap, Fars kelimelerinin Türkçede karşılığını bulmanın güç olduğunu söylüyorduk. Uydurma kelimelerin, Çağatay lugatlarından aktarılan kelimelerin de kullanılmasına karşıydık.Nazım da bu konuda bizimle beraber idi. Fakat o, Türk dilinin bu Arapça, Farsça, kelimelere ihtiyacı olmadığını söylüyor, buna kendi şiirlerini örnek gösteriyordu. (Roman Gibi)
- Milli kurtuluş savaşı, yalnız cephelerde başarıyla sonuçlanmış bir savaş değildi.Aynı zamanda bu savaşın ideolojik manası büyüktü. Yüzyıllar boyu Asya, Afrika, Güney Amerika memleketlerini sömüren emperyalistler, ilk defa böyle bir milli kurtuluş savaşıyla karşılaşmış ve yenilmişlerdi. (Roman Gibi)
- Nazım, gençleri ve yazarları davasına kazanmak için onlarla saatlerce mün akaşalar yapardı. Bir ara Peyami Safa'yı kazanmak sevdasına düştü. Peyami kuvvetli bir yazardı. Fakat hırçın, aksi, kokain çeken serseri bir gençli. Ona rağmen Nazım onunla mcşguldu. Bir gün uzun bir münakaşadan sonra, Peyami dedi ki: " Sizlerle bir trene bindik. Beraber seyahat ediyoruz. Ben demokrasi durağına kadar sizlerle beraberim, ondan sonrası için al- lahaısmarladık. Fakat Peyami demokrasi durağına varmadan trenden indi. Hitler'in arabasına bindi. Türkiye'de faşizmin, bilhassa İkinci dünya Savaşı sırasında Hitlcr'in en büyük avukatı oldu. Nazım hakkında en çirkin yazıları yazan, onu ve beni polise jurnal eden Peyami'dir. (Sertel'lerin Anılarında Nazım Hikmet Ve Babıali)
- Almanya ile Sovyetler dövüşecek, zayıflayacak, o karşıdan seyredecekti (İngiltere). Gökte yıldız arayan falcı gibi kendi önündeki kuyuyu görmüyordu. Beklendiği gibi kuyuya ilk düşen İngiltere oldu. (2. Dünya Savaşı Tarihi)
- Dünyanın ekonomik yaşamını düzenleyen, milletleri savaşlara sürükleyen, pazarların ve servet kaynaklarının bölüşülmesi için devletleri silahlı mücadelelere sevk eden bu tekelci servetler, tekelci mali sermayedir. Silah sanayicilerin rolünü de buna eklemek gerekir. (2. Dünya Savaşı Tarihi)
- Halikarnas Balıkçısı da başka bir metod kullanıyordu. O, gerici değildi.Fakat yaptığı tercümelerde bir fikir kendi düşünüşüne uymuyorsa, satırların arasına bir parantez açıyor, yazı sahibine küfür ediyor, "Bu işin doğrusu öyle değil, böyledir" diye kendi fikrini yazıyordu. (Roman Gibi)
- Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler. (Sertel'lerin Anılarında Nazım Hikmet Ve Babıali)
- Münih Antlaşması yalnız Çekleri Almanlara teslim eden bir cinayet değil, ikinci bir dünya savaşının ilk adımını atan bir yıkımdı. (2. Dünya Savaşı Tarihi)
- İşte Nazım' ın dramı buydu. Şiirleri ve bütün varlığıyla bir davaya angaje olmuştu. Bu uğurda gençliğinin en güzel yıllarını vermişti, yurdundan olmuştu. Sonra da Moskova 'ya gelip, bir sosya- list cennet yerine, bir Stalin cehennemi bulmuştu. (Sertel'lerin Anılarında Nazım Hikmet Ve Babıali)
- Sınıf edebiyatına en çok karşı gelen Peyami Safa idi. O, işçi sınıfı diye bir sınıf tanımıyordu. Ona göre milli edebiyat vardı. Her Türk şairinin, edibinin yazdığı eser, kendi duygularını, heyecanlarını dile getirse dahi, milli bir eserdi. Yazar, hangi sınıfa hitap ediyorum, diye düşünmek zorunda, değildi. Halk edebiyatı diye bir şey olamaz, diyordu. (Roman Gibi)
- Tartışma konularından biri de "Milli edebiyat", "Sınıf edebiyatı" konusu idi.Nazıma göre milli edebiyat yoktu. Sınıf edebiyatı vardı. Nasıl burjuva yazarı, kendi sınıfının edebiyatını yapmışsa, proleter şairi de, sanatçısı da, savunduğu sınıfın edebiyatını yapmalıdır. Bir proleter yazarı, yalnız işçi sınıfı üzerine yazı yazmakla kalmamalı, bu yazıları işçi sınıfına da okutabilmeli idi. (Roman Gibi)
- Erkeklere şunu da ihtar etmek isterim ki, memlekette siyasi hakkını idrak ve istihsal için mücadele eden münevver bir kadınlık sınıfı vardır. […] Erkekler daima kanunları yapan vaziyetinde bulundukça kadınlara karşı kuvvet ve zorbalığa dayalı kanunlar yapıyorlar. […] Artık hürriyet, mahdut bir zümreye tahsis edilemez. Ve erkeklerin mümessillerinden mürekkep bir meclis artık memleketi temsil edemez. Kanun-i Esasi’nin bütün Osmanlılara verdiği hakkı bizlerden kimse esirgeyemez… Sabiha Zekeriya, Büyük Mecmua, Sayı 14, 30 Teşrinievvel (Ekim) 1919 (Kadınlığa Dair)
- Bir yanda çullara sarılmış, çıplak ayaklı çocuklar sırtıyor.Öte yanda vagon ticaretiyle milyonlar vuran Topal İsmail Hakkı Paşa'lar, bulgur palaslar kuran harp zenginleri, Viyana'lı artist Miloviç'in sigarasını banknotlarla yakıyorlar. Harp içinde saman ekmeği yiyenlerle, harpte zengin olanlar karşı karşıya. (Roman Gibi)
- Aşağı bir ırk, yüksek bir ırktan dava az yiyeceğe, daha az giyeceğe, daha az kültüre muhtaçtır. (2. Dünya Savaşı Tarihi)
- Babam tam bir patriarktı.Her sabah ayakyoluna girdiği zaman, annem elinde bir havlu, bir ibrik kapının önünde beklerdi. Bir gün sordum: - Sen babamın hizmetçisi misin? - Her kadın kocasının hizmetçisidir, dedi. - Ben kocamın hizmetçisi olmıyacağım. - Olacaksın. - Öyleyse evlenmiyeceğim. - Evleneceksin. (Evlendim, ama kocamın hizmetçisi olmadım.) (Roman Gibi)
Yorumlar
0 yorum