Yazar Sibel Öz edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Sibel Öz hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Sibel Öz hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Sibel Öz hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi:

Doğum Yeri:

Sibel Öz kimdir?

Öykü yazarı. Öykü yazmaya siyasi suçlu olarak 10 yıl kaldığı hapishanede başlamış, hala da devam ediyor. "Hapishane'den Öyküler" kitabının yazarıdır. Cezaevinde yazdığı öyküler pek çok ödüle layık görülmüştür.

--reklam--

Sibel Öz Kitapları - Eserleri

  • Oyuncu
  • Kıyıya Vuran Dalgalar
  • Yokuş Yukarı İstanbul
  • En Çok Seni Bekledim
  • Serçeler Ölürse
  • Korkma Kimse Yok

--reklam--

Sibel Öz Alıntıları - Sözleri

  • Hoşunuza gitmese hiç de gerçek sanma yolunu seçmeyecek, inanıp gitmeyecektiniz. Tam da bu sebeple işte, yalan hoşumuza gittiği ölçüde gerçektir. (Yokuş Yukarı İstanbul)
  • Eski şarkılar, sahi ne güzeldiler. Günümüz insanlarının tanımadığı bir huzur vardı o seslerde. (Yokuş Yukarı İstanbul)
  • Annesi Amelya Hanım ve oğlunu aynı yıl içinde kaybet­mesi Adile Naşit'i derinden etkiler. Oğlunu kaybettikten sonra bir daha hiç uçağa bin­mez ve doğum günü kutla­maz. Bu büyük kayıp, yaşa­mına damgasını vurur; kendi­ni tiyatroya, sinemaya ve ço­cuklara adar. Oğlu Ahmet'in kaybını, kişiliğinde ve yaşa­mında bambaşka bir insanlık sevgisi yaratarak ve bu sevgi­yi tüm çocuklara vererek kar­ şılar adeta. Biz ana, baba, çocuk degildik. Üç tane dosttuk. Güzel bir ar­kadaştık. Ölümüne hazırlamıştık biraz kendimizi. Açık kalp ameliyatı geçirdi. Ve yaşayamadı. Ondan sonraki beş sene be­nim için inanılmaz acılarla dolu. Elbette Ziya Bey için de. lşte sonra kuş, köpek, bebek böyle oyuncaklara tutkun olduk. Ba­lıklar yaşadı, köpek kör oldu, çiçekler büyüdü, böyle gidiyor yaşamın geri kalan kısmı. (Oyuncu)
  • ... yalan hoşumuza gittiği ölçüde gerçektir. (Yokuş Yukarı İstanbul)
  • Kent Büyüdükçe; İnsanın Boyu, Gözleri, Adımları da Küçülür.. (Yokuş Yukarı İstanbul)
  • “Sonra gitti. Kocaman bir boşluk... Kızgın bir bıçağın ete değmesi, dağlanan etin çıkardığı koku, acının zirvesinde olup da bir an hiçbir şey hissedememe... Gidişi bunlardı işte. Üzerime kapanan kırk demir kapının kırk demir kilidinin uğultusu değildi beynimde yankılanan. Gidişiydi. Dokunamadığım nasırlı ellerinin umutsuzluğu, gözlerinde gördüğüm yıkıntıydı. Hiç böyle gitmemişti.” (Serçeler Ölürse)

--reklam--

  • Tek çocukları bendim. Adet yerini bulsun diye yapılmış bir çocuk. Bir umut kırıntısı bile yüklenmemiş, hiçbir şey umulmamış bir çocuk. Kendilerinden de çocuklarından da umdukları bir şey yoktu... (Kıyıya Vuran Dalgalar)
  • Sahi ne zaman kirlenmeye başlamıştım ben? Bir şeylerden nefret etmeye başladığımda mı? Sevmekten ve sevilmekten vazgeçtiğimde belki de... (Kıyıya Vuran Dalgalar)
  • "Hiç olmamış olmaktı asıl istediği." (En Çok Seni Bekledim)
  • Beni aramalarını isterdim, aramazlardı. O zaman varlığımla yokluğum arasındaki belirsiz çizgi iyice görünmez olur, kırılganlığımı onaracak güç bulamazdım. (Kıyıya Vuran Dalgalar)
  • "Kadın eli ne güzel yaraşırdı her şeye..." (En Çok Seni Bekledim)
  • Kimsenin sevme gücü yoktu aslında, herkes sevilmek istiyordu. (Kıyıya Vuran Dalgalar)
  • Yanımda şimdi hatırlayamadığım biri izahat veriyordu. Benim rol aldığım iki film vardı festivale katılan. "İşte Hayat" ile "Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı". Jüri ikisindeki rollerimle bana "Yılın En Beğenilen Kadın Oyuncusu" ödülünü vermeye karar vermiş. Erkek olarak da Cüneyt Arkın! Düşünebiliyor musunuz festivali? Cüneyt'in karşısında Türkan değil, Hülya değil, Fatma Girik değil, Müjde Ar değil de ben! (Oyuncu)

--reklam--

  • Nasır amca da biliyordu kuşkusuz artık kimsenin yün ve pamuklu yorgan yaptırmadığını, hepimizin elyaf yorganın yalancı sıcaklığına sarındığımızı... (Yokuş Yukarı İstanbul)
  • Mizah kitleleri yanlış bilinçlendirerek yönlendirebileceği gibi, hiç umulmadık anlarda otoritenin biçimlendirdiği kamusal senaryoyu zaafa uğratabilir. Çünkü iktidarların en büyük korkusu mizaha yakalanmaktır. (Oyuncu)
  • Recep İlkbahar, edebiyat ve sinemanın en başarılı işbirliği örneklerinden biri olan "Hababam Sınıfı"nın başarısında atlanmaması gereken esas noktanın, ülkenin gençlerinin çatışmaların içinde kayıp olduğu 1970'li yıllarda filmin, çocuklara ve gençlere verilmesi gereken değerin tüm halk tarafından hissedilmesini sağlamış olması şeklinde yorumlamaktadır. (Oyuncu)
  • "Adile Hanım'ın oyunculuk yeteneğinin ancak yüzde yirmisini kullanabildik. Eğer onu daha iyi değerlendirebilmiş olsaydık, sanırım seyircileri yerlerinden kaldırarak sahneye kadar koştururdu." Ertem Eğilmez (Oyuncu)
  • “Seyirci bilir ki, afişinde Adile Naşit’in isminin bulunduğu bir film mutlaka naiftir, mutlaka güldürür, güldürürken düşündürür, mutlaka bizdendir, küçük insanın hem komik hem de dramatik hikâyesini anlatır. Seyirci belki yeni “bir hikâye izlemeye değil ama bizden bir hikâye izlemeye gider; filmde Adile Naşit varsa seyircinin mutlaka içi ısınır, umut dolar, geleceğe ve kendine biraz daha inanır. Adile Naşit, Arzu Film ekolünün ana çizgilerini, oyunculuğunda öyle başarıyla temsil eder ki, onsuz bir ‘Hababam Sınıfı’nı düşünmek, onsuz Münir Özkul’u izlemek, onsuz Arzu Film’in başarılı olması mümkün olmaz.” (Oyuncu)
  • "Biraz kanayacak kanatların. Ama onlar yine de uçmak için var. Hani bazen güneş yüzünü göstermez hiç. Kara bulutlar kaplamıştır göğü. Ya da geceleri düşün. Gece de güneş çıkmaz. Yine de varlığından şüpheye düşer misin? Sevginin varlığından da şüpheye düşme öyleyse." (En Çok Seni Bekledim)
  • Benden bir şey olmamı isteselerdi, onların istediği şey olmaya çoktan razıydım. Ama hiçbir şey istemediler. (Kıyıya Vuran Dalgalar)