Türk Elektrik Mühendisi, Yazar Ümit Aktaş edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Ümit Aktaş hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Ümit Aktaş hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Ümit Aktaş hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 1955

Doğum Yeri: Pınaryolu, Refahiye, Erzincan, Türkiye

Ümit Aktaş kimdir?

Orta öğrenimini Erzincan'da parasız yatılı olarak tamamladı. İstanbul DMMA Kadıköy Elektrik Mühendisliği Bölümü'nü bitirdi (1978). Elektrik mühendisi olarak Elazığ ve İstanbul'daki resmî kurumlarda çalıştı. Araştırma ve incelemelerini titizlikle sürdürdü. Bunları Yeni Devir gazetesi ile Aylık Dergi, Girişim, Bu Meydan, Yeni Zemin, Kitap, Nehir, Bilgi ve Hikmet, Değişim, Birikim ve Ülke gibi dergilerde yayımladı. Şiirlerini Aylık Dergi, Harman, Düşçınarı, Kaknüs, Dergâh gibi dergilerde yayımladı.

Eserleri

Şiir: Cennetten Düşüş (1998)

Araştırma İnceleme: Toplumsal Hareketlerde Yöntem (1989), Tarihin Devrimci Yüzü ve İslamî Devrim (1996), Düşünsel Yöntemler ve Toplumsal Hareketler (1996), İslâmi Hareketin Vasıfları (1996), Okuma Serüveni, Akıl Aşk ve İslâm (1996), İslâmî Hareket ve Yöntem (1996)

--reklam--

Ümit Aktaş Kitapları - Eserleri

  • Okuma Serüveni
  • Anarşizm
  • Adem
  • Kitabevi
  • Rüya
  • Gemi
  • Musa ve Yol Arkadaşı
  • İnsan ve İslam
  • Yeşil Vadi
  • Toplumsal Hareketler ve Devrimler
  • Cihad ve Şiddet Dışı Direniş
  • Yolda Olmak
  • Çağımızın Tanıkları
  • Osmanlı Çağı ve Sonrası
  • Edebiyat, İdeoloji ve Poetika
  • Şehri Terketmeden Önce
  • İslam ve Siyaset
  • Mahatma Gandi ve Abdulgaffar Han
  • İslami Hareket
  • Toplumun Kuruluşu - Etik, İktisat, Siyaset
  • Okuma Serüveni
  • Akıl, Aşk ve İslam
  • Cennetten Düşüş
  • Yüzyıl ve Gelecek
  • Aklın Hakikati Aşkın Şiiri
  • İslami Hareket ve Yöntem
  • Toplumun Kurtuluşu - Etik İktisat Siyaset
  • Bir Kriz Sürecinde Strateji Arayışları

--reklam--

Ümit Aktaş Alıntıları - Sözleri

  • Allah'ım Bana yenilgide çabalama, umutsuzlukta sabretme, yoldaşsız yürüme, ödülsüz çalışma, sessizlikte fedakarlık, dünyâya talepkar olmayan bir din,isimsiz yücelik, gösterişsiz iyilik,riyasız iman, halkın kalabalığı arasında yalnızlık nasip et(Amin) ALİ ŞERİATİ (Cihad ve Şiddet Dışı Direniş)
  • Abdülhamid, kendi otoritesini islami bir meşruiyet çevresinde temellendirmek için, Selçuklu yönetimi tarafından aynı amaçla Nizamiye Medreselerinde başmüderrisliğe getirilmiş olan ünlü alim İmam Gazali'nin İhya u Ulumiddin'i tercüme ettirerek okunmasını yaygınlaştırdı. Oysa İmam Gazali, Osmanlı Devletinin mezhebi Maturidilik - Hanefilik olmasına karşı, Eş'ari-Şafii' ye mensuptu. Osmanlı Devleti ve uleması ise dini açıdan biçimci, tutucu ve mezhepçi bir tutum içerisinde olmalarına, hatta Şiî dünyasıyla sürdürülen savaşı bile bu katı mezhepçi anlayışa dayandırmalarına rağmen, Sarayın otoritesini pekiştiren hususlarda Eş'ariliğe dayanmış, hatta kimi hususlarda ise (erkek evlâtlarının katli) buna bile lüzum hissetmeyerek doğrudan örfe binaen hareket etmişler ya da kanun koymuşlardır. Şafiî mezhebi ve bu mezhebin akidevi esaslarını oluşturan Eş'arilik ise otoriter eğilimlerin pekiştirmesi açısından Hanefilik ten (Maturidilik) daha elverişli bir mezheptir. Zira bu mezhebe göre egemenin eleştirisi (eleştirel akıl) kadar, insanın hürriyeti bile olumsuzlanmakta, itaat ve kadere rıza ise teşvik edilmektedir. Şâfiilik aynı zamanda tutucu ve gelenekçi, Hanefilik ise rey ekolü olarak içtihat ve gelişmeye daha açık bir mezheptir. Bu gibi nedenlerle Abdülhamid, otoriter eğilimine uygun olan Eş'ariliği ve yine bu anlayışa uygun olarak tarikatları ve tasavvufu desteklemiştir. Muhalifleri izletmek için güçlü bir hafiye teşkilatı kurmuştur. (Osmanlı Çağı ve Sonrası)
  • Hep aynı düşü görmemek için Gözlerimi dikiyorum sonsuzluğa (Şehri Terketmeden Önce)
  • toplumsal örgütlenmeyi mümkün olduğu kadar küçük ölçeklerde, adeta mahalli düzeylerde gerçekleştirmeyi zorunlu kılar. Bu tip bir toplumsal örgütlenme, öylesine optimize edilmelidir ki, toplum, hiçbir yönetimsel-kurumsal aygıtın toplumdan soyutlaşmasına, kristalize olmasına elvermeden, yani organik toplum inorganik bir kurumsallaşmaya dönüşmeden toplumsal faaliyetlerini sürdürebilsin. Bu ölçekte bir toplum, hem kendi kendini sürekli denetleyebilecek, hem hiçbir yönetsel buyruğu gerekli kılmadan toplumsal faaliyetlerini icra edebilecek, hem de bireysel özgürlükleri baskı altına almadan toplumsal birlikteliği gerçekleştirebilecektir. (Anarşizm)
  • Tarih içerisinde unutulan ve yoldan çıkarılan gerçeklik, cihadın doğrudan savaşçı ve ganimetçi bir fütuhatçılık olmadığıdır.Peygamber (as)'ın temel mücadele stratejisi savaşa değil barışa dayanmaktadır.Herhangi bir meselenin çözümünden zora başvurmak, Peygamber(as) açısından hiçbir zaman arzulanır bir seçenek olmamıştır.Onun açısından fetih şehirlerin değil, kalplerin fethedilmesi anlamına gelse de, çağının ve toplumunun mecburiyetlerine kimi zaman boyun eğmek zorunda kalmıştır.Mekke saldırganlarına karşı hep savunmada kalmış, Yahudilerle işbirliği arayışı içinde hep O olmuştur.Mekkeyi bile güç kullanarak değil, şartlar olgunlaştığında savaşsız bir biçimde fethetmiştir.Mekke'ye girerken devesinin üzerinde, yanında eski kölesi Zeyd'in oğlu Üsame bulunmaktadır.Kabe'nin üzerine çıkarak ezan okuyan eski bir köle olan Bilal'dir.Bunlar,azat edilmiş bile olsalar, köleleri daima kendilerinden daha aşağı bir statüde gören Kureyşe karşı verilen ince bir mesajdı Kureyş'in ileri gelenleri açısından bu manzara, belki de Mekke' nin kaybından daha acıydı.Ama İslâm'ın temel mesajını ortaya koymak açısından da önemli sembolik davranışlardı (İslam ve Siyaset)
  • Hangi dünyada diri isen sadece o dünyayı görür, olaylara o dünyaya ait olan ilimle bakar ve ancak o dünyayı anlayabilirsin (Musa ve Yol Arkadaşı)
  • Bir rüya gibi geçmişte olanlar üzerinde konuşmaktayız, sanki bunları yaşamamış gibi; ya da sanki sırf bunları, gün gelip üzerinde konuşmak için yaşamış gibi. (Yeşil Vadi)
  • Nedir senin bu ikide bir tekrarladığın bu iyilik? Aksakallı amcalar yemenili nineler mi? Yoksa şu bizim Metin mi? Ne Metin'i? Hani çay ocağına takılan, orada karşılıksız iyilik yapıp duran. Ortalığı temizleyen, servis yapan, ekmek almaya gönderdiğimizde yanık ekmeklerle geriye dönen ve neden bunları aldın dediğimizde, ben almasaydım kim alacaktı diyen. Sanki o aldığı için yeryüzünde yanık ekmeklerin, ekmeğini yakan fırıncıların sonu gelmeyecekmiş gibi.oysa tam aksi olmakta. Şeytanlar sevindirildikleri sürece, azalmak şöyle dursun daha da çoğalmakta ve daha da şımarmaktalar.Onun gibiler var olduğu sürece sömürücüler, kötü mallarını utanmadan satan insanlar olacak.Hiç utanmayacaklar Metin gibilerin o saflığı, ürettikleri o saçma sapan şeylerini alan bönlüğü gördüklerinde. Bu mu bönlük yani diyecek oldum ; lafın gelişi yani...sonuçta senin niyetin ne olursa olsun, onun gözünde bönsün işte.Ve ben buna iyilik ya da karşılıksız iyilik falan demiyorum.Bu bence kötülüğü üreten bönlüğün ta kendisi ; kötülüğü üreten iyilik yani.Aslında bir açıdan şeytaniyetin de kökeni, işte bu saflık, bu kendini bilmezlik.Kötülüğün iyilikten mi neşet ettiğini söylüyorsun. Evet tam da bunu söylüyorum.Kötülüğü üreten işte bu iyilik, daha doğrusu kendini bilmezliktir. ; Habillerin varlığıdır Kabilleri var ve mümkün kılan.Ne demişler : Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir. Yalan mı? " Belki" dedim, " bir açıdan doğru ama bana göre kötülük ontolojiktir ; varlığın özünden beri sirâyet eder duygularımıza ve davranışlarımıza. Sadece bizim değil elbet. Nesnelere ve diğer canlılara da. İmam itiraz etti buna." Kötülük eşyada değildir, insanın hürriyettinden, ihtiyarındandır." dedi. Çok şükür, dedim ; en azından bu vesile ile de olsa insanın özgürlüğünü ikrar etmektesin "" Benim bir kavlim değil bu " dedim İmam." Allah öyle yaratmış, iyiliği de kötülüğü de seçebilme gücü vermiş "" İyi ya " dedim" Madem bunları seçebilmekte, demek ki seçeceği o iyilik de kötülük de mevcut. Aksi halde neyi seçecekti ve nasıl bilirdi bu iyilik mi kötülük de mevcut. " Onu bildiren Allah'tır ; hangi şey iyidir hangi şey kötü diye. Mesele sadece bir adlandırma sorunu mu yani, bir etiketleme ; bu kadar biçimsel mi her şey, yaratılış, imtihan?" Âdem'e isimleri o öğretmedi mi? " dedi İmam, sakince ve üstelik kınayarak benim bu öfkeli sataşmalarımı. " Anladık, işte bunu bildirmesi ya da öğretmesi demek, iyiliğin de kötülüğün de olması demek değil mi? Yani bu basit bir bildirim, bir epistemeloji sorunu olmayıp, bir ontoloji, bir varoluş, bir varlığa geliş sorunudur. Demek ki ortalıkta iyi ve kötü şeyler var zaten.Hem bunları da yaratan Allah değil mi? Onlar iyi ya da kötü olmasalar bile, Allah onları adlandırdığı zaman ister istemez iyi ya da kötüdürler. Yoksa mesele salt bir etiketleme sorunu değildir. Nasıl yani? Şöyle ; elmanın üstüne armut yazdığın zaman o armut olmaz, o yine elmadır. Ama o zaman Allah olmaz mı kötülüğün kaynağı? Neden Allah olsun ki? O belli koşullarda ve özelliklerde bir kainat yaratmakta. Bu bir konfigürasyon. " Bırak bu gavurca lafları; ne yani?" Yani düzenleme, kuruluş şartlar böyle. Herkes için eşit. Hem size ne oluyor da düşüncelerinizi Allah'ı savunma üzerine kurguluyorsunuz. Allah'ın ne savunuya ihtiyacı var, ne de ispata.Bunlara ihtiyacı olan insanlar. " Dayanamadı Hoca, " Yâhu ben ne diyorum siz neyi tartışıyorsunuz. Biraz olsun önünüze, önünüzdeki sorunlara bakamaz mısın? Götürüp her şeyi ilahiyata bağlamak zorunda mısınız? Sizin gibiler işte böyle kıylükali tartışırken, atı alan Üsküdar'ı geçmekte. Bırakın bu felsefeyi de biraz etrafınıza bakın, kötülüğü, fesadı önlemek için ne yapabiliriz diye. "" İlahiyat fakültesinden aklında kalan da sadece bu ilahiyat kelimesi olsa gerek dedim. (Kitabevi)
  • Gerçekliğe bakmaktan körleşirse gözlerin, aklını da kullanamaz, hakikati de göremezsin (Musa ve Yol Arkadaşı)
  • Nasıl bir yere koymaktaysak kendimizi ve nasıl bir durumu üstlenmekteysek ötekilere karşı bigane olan, sonunda kendi aldanışlarımızla yüzleşmenin acısıyla kalmaktaydık başbaşa;içimizde aldanışımızın o burukluğunu bırakan. (Gemi)
  • 1867 yılında Yafa civarında 2600 dönüm arazi alan Evrensel Yahudi birliği, burada okullar açacaktır. Yine Rothcshild 'in desteğiyle Yahudiler Filistine yerleşmeyi sürdürecektir. (Osmanlı Çağı ve Sonrası)
  • Aliya ya göre gerçek "cihadın " beşeri doğamızı "özgür" bir insana dönüştürme çabası olduğudur.İşte ancak o zamandır ki "bela" evet demiş, yani kelimenin tam anlamıyla iman etmiş (söz vermiş hakikate bağlanmış) oluruz. Ve yine ancak o zaman ki, sorumluluk sahibi özgür bir insan olmayı, pozitivist bir ilerlemeciliğe ve tahakküme (iktidara) yeğleyerek, olumlu bir bilinci ve insan olmanın gerçek anlamını ortaya çıkarmış olabiliriz (Cihad ve Şiddet Dışı Direniş)
  • Sesime sesler, sözüme sözler karışmakta; öyle bir şey var ki, sanki tüm bildiklerimi silerek dilime yerleşmek istemekte. Düşüncelerime egemen olmak isteyen bir bilgelik, adeta tüm bildiklerimi unutturarak oraya kendi sözcüklerini yerleştirmeye çalışmakta. Ve sanki okumam istenmekte tüm bunları, daha ben hiçbir şey bilmezken. (Musa ve Yol Arkadaşı)
  • Şayet içinde yaşadığınız dünyanın tasarımı ya da tahayyülü size ait değilse, size ait bir yaratıcılıktan neşet etmemişse, edimleriniz de o ölçüde sahicilikten uzaklaşacaktır; adeta bir yabancı gibi dolaşacaksınızdır burada, bir sürgün ya da bir gezgin gibi. (Edebiyat, İdeoloji ve Poetika)
  • Bu biri kim olabilirdi ki? Kim sizin ruhunuza sokularak orada yarım kalmış bir düşü onarmaya çalışabilirdi? (Yeşil Vadi)
  • Özgürlüğün modernlikle başladığını söyleyen şu bohem ve konformist şehirliler açısından özgürlük, sadece bu kalabalığın içerisinde yarı sarhoş bir biçimde, sorumsuz ve denetimsiz bir dolaşma serbestisidir olsa olsa.Başınızın üzerinde ne güneş ne ay, ne de Tanrıni'nın bakışı vardır çünkü ve o vıcık vıcık kalabalığın içerisinde sonuna değin yapayalnızsınızdır. Kimseden sorumlu olmadığınız gibi, kimsenin umurunda da değilsinizdir (Edebiyat, İdeoloji ve Poetika)
  • Onun barışçı uygulamaları ve cihadın anlamını yerli yerine oturtan bir biçimde "iyiliği yaşamak, kötülükten uzak durmak" ya da "iyiliği yaygınlaştırmak, kötülüğe engel olmak" ilkesini valileri yoluyla halka vaz etmesi, toplumun ıslahı ve ülkenin imarı için gayreti, farklı ve ilkeli bir yöneticilik örnekliğidir.Ama daha da önemlisi, hilafet yönetimi ile şura sistemi arasındaki farkı ortaya koyarak, dahası kendisine "Allah'ın halifesi" diyenleri uyararak, bu konulardaki sapmalara karşı ortaya koyduğu dikkatliliktir.Ne yazık ki onun dikkatliliği ve bilinci, kısa süren yöneticliğinden sonra bir geleneğe dönüşemeyerek, İslam dünyası hilafet adı altında daha da diktatoryal yönetimlere batmış ve şura ya da istişarenin ehemmiyetini idrakten geriye düşmüştür.Bunun sonucu olarak ise Müslüman toplumlar, giderek daha da yoksullaşan ve cahilleşen gelir adaletsizliği kadar sınıfsal ve ırksal ayrımcılıklara da uğrayan, sorunlarını şiddetle çözmenin neredeyse bir erdem haline geldiği, barışın ve kardeşliğin unutulduğu, bilim ve tefekkür cehdini yitiren, sanat ve ahlâkın güzelliklerinden uzaklaşan, daveti ve cihadı sadece savaşa münhasır kılan bir toplum/ümmet haline gelmiştir (Cihad ve Şiddet Dışı Direniş)
  • Takva pürdikkat yaşamaktır; tıpkı bir mayınlı sahada yürür gibi, hiçbir anlamda dikkatten kesilmemek, tabir caizse diken üstünde yaşamaktır. Bu bir anlamda, yine Kuran'da zikredilen "havf ile reca", yani Türkçe'de ifade edildiği üzere "korku ile umut" arasında bir yaşama tutumudur. (İnsan ve İslam)
  • Hakikat,hayatın anlamını arayış için uğruna çıkılan bir seferdir. (Toplumsal Hareketler ve Devrimler)
  • Okumamak, taklidin bilinçsizliğiyle yetinmek, zan ve tahminlerle gerçek bilgilenmeden uzakta kalmaktır. Okumak ise okuduğunun ne olduğunu bilmeksizin, kitabı yüzeysel bir okuyuşla gözden geçirmek değildir elbet. (İslami Hareket ve Yöntem)