Doğum Tarihi: 1916
Doğum Yeri: Alabama, ABD
Ölüm Tarihi: 10 Mayıs 1990
Ölüm Yeri: ABD
Walker Percy kimdir?
Walker Alexander Percy, 1916'da Alabama, Birmingham'da dünyaya geldi. On üç yaşındayken, başarılı bir avukat olan babasının intihar etmesi, iki yıl sonra da annesinin gizemli bir trafik kazasında ölmesiyle zor bir ergenlik dönemi geçirdi. Genç Walker her zaman, arabası bir köprüden aşağı yuvarlanan annesinin de kendi iradesiyle hayatına son verdiğinden kuşkulandı. Belki bu yüzden, yetişkin yaşamında verdiği yapıtlarda intihar sürekli yinelenen bir tema olacaktı.
Annesiyle babasının ölümü üzerine Walker Percy ve iki erkek kardeşi babalarının yazar olan kuzeni William Alexander Percy'yle birlikte yaşamak üzere Mississippi, Greenville'e gönderildiler. Bu taşınma, Walker Percy'nin kitapların arasında ve sanatla iç içe büyümesini sağladı. "Will Amca"sının yazdığı Lanterns on the Levee: Recollections of a Planter's Son adlı kitabın Percy'nin yapıtlarını etkilediği söylenir. Kendisi gibi Mississippi, Greenville'de yetişen Shelby Foote da Percy'yi yazmaya teşvik etti. Aralarında yaşamları boyunca süren bir dostluk kurulan Percy ile Foote düzenli olarak mektuplaştılar. Mektupları daha sonra Conversations between Percy and Foote başlıklı bir kitapta toplandı.
Percy North Carolina Üniversitesi'nde kimya okuduktan sonra, Columbia Üniversitesi'nde tıp öğrenimi gördü. 1941'de tıp fakültesinden mezun oldu ve New York'taki Bellevue Hastanesi'nde staja başladı. Ancak tüberküloza yakalanmasıyla stajı yarım kaldı. 1942'de hastalığı nedeniyle hastanedeki görevini bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra ders vermek üzere Columbia Üniversitesi'ne geri döndü.
Tüberkülozun nüksetmesi üzerine; ancak üç yıl yapabildiği doktorluk mesleğini bütünüyle bıraktığında yazarlık kariyeri başladı. 1946'da Mary Bernice Townsend'le evlendi. Bir süre New Orleans'ta yaşayan Percy ve eşi Louisiana, Covington'a taşınarak, iki çocuklarını burada yetiştirdiler.
Percy'nin yazdığı altı romandan üçü çeşitli ödüllere değer görüldü. 1961 yılında yayımlanan The Moviegoer [Sinema Müdavimi, Çev. Gamze Varım, Ayrıntı Yay. 2005] kurmaca dalında Ulusal Kitap Ödülü'nü, 1971'de yayımlanan Love in the Ruins [Harabelerde Aşk] de Ulusal Katolik Kitap Ödülü'nü aldı. Second Coming (1980) Los Angeles Times Kitap Ödülü'ne ve PEN/Faulkner Ödülü'ne değer görülürken, Amerikan Kitap Ödülü'ne de aday gösterildi. Percy, 1983'te yayımlanan ve denemelerinden oluşan Lost in the Cosmos: The Last Self-Help Book ile de St. Louis Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu.
Percy ayrıca The Last Gentleman (1966) ve Lancelot (1977) [Lancelot, Çev. Suzan Aral Akçora, Ayrıntı Yay. 2010] adlı iki romanla, bir diğer deneme kitabı The Message in the Bottle'ı (1975) yazdı.
Walker Percy, otuz yılı aşkın bir zaman dilimine yayılan yazarlık serüveni boyunca yazdığı romanlarda ilginç kurgularla önemli meseleleri bir araya getirdi. Hatta evrenin doğasıyla, insanın evrendeki yeriyle ilgilendiğinden, kendisine ABD'nin Güney eyaletlerinin Kierkegaard'ı anlamında "Dixie Kierkegaard" diyenler bile çıktı. Doktorluktan erken emekli olmak zorunda kalan Percy, romancının bir doktor gibi davranıp insan ruhunun açmazları konusunda bir teşhis uzmanı olması gerektiğini savundu. Percy ve yapıtları hakkında pek çok kitap ve makale yayımlandı. Kansere yakalanan yazar, 10 Mayıs 1990'da yaşama veda etti.
--reklam--
Walker Percy Kitapları - Eserleri
- Lancelot
- Sinema Müdavimi
- Harabelerde Aşk
--reklam--
Walker Percy Alıntıları - Sözleri
- Dünya delirmişti, dedi deli adam hücresinde.. (Lancelot)
- Herkes içkinin dehşetinden söz ediyor;yeterince gerçek bunlar ama hiç kimse güzelliklerinden söz etmiyor. Senin Tanrın bize şarabı verdi ve güzel partiler düzenledi, değil mi? Yarı sarhoş olduğumda, her şeyi hatırlayabiliyorum, her şeyi olduğu gibi ve eskiden olmuş olduğu gibi görebiliyorum, taşıdığı hüzünlerden ziyade güzelliği. (Lancelot)
- - "İlişkimizde hiçbir gizli anlam, hiçbir nüans yok." - "Senin suçun ya da benim suçum değil. İnsanlar gelişirken birbirinden uzaklaşabilir. Ruhsal gelişme hayatın kanunudur. Bizim yükümlülüğümüz, kendimize sadık kalmak ve hayatın bu kanunuyla bağlantı kurmaktır." - "Evlilik bir ilişki değil midir?" - "Bizim evliliğimiz, kendi içine doğru çöken, ışık vermeyen ve ağır mı ağır olan tükenmiş bir yıldız gibi, çökmüş bir fazilet." (Harabelerde Aşk)
- Özgürlük sadece başka bir adıdır, kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış olmanın. (Lancelot)
- Dayanamadığın bir şeyle nasıl yaşarsın? Bağırsaklarına bir kılıç girmişken nasıl rahat edersin? Bir çözüm hatta kurtuluş beklemiyordum. Sadece biraz mesafe istiyordum: İnsan bununla nasıl yaşar. Bir ayyaşın ayyaş olmakla ya da bir dolandırıcının dolandırıcı olmakla yaşadığı gibi mi? Hiç sorun değil! İkisine de gıpta ediyordum. Ama bu! Bununla nasıl yaşarsın, iğneye geçirilmiş bir hamam böceği gibi acıya saplanmış bir halde? İlaç bunu yapıyordu: Daha önce, acının bir parçasıydım, ondan kaçış yoktu. Şimdi biraz mesafem vardı. Acı hala oradaydı ama ben biraz ötede duruyordum. Çözülecek bir problem haline geldi artık. Hımm, acı konusunda ne yapmalı? Kim bilir, bir çözüm bile olabilir. (Lancelot)
- İzin verseniz bile artık size yardım edemezdim. Biz aynı şeyden bahsetmiyoruz. Farklı türde sıkıntılardan bahsediyoruz. Önce gittiğiniz ya da gittiğinizi sandığınız yere varmanız gerek, gerçi bundan daha iyisini yapacağınızı umarım çünkü ne de olsa en kolay yol budur, bir şeye karşı olmak, başka bir şeyi yıkmak ve barıştan, kardeşlikten bahsetmek..... bu tür konuşmaların barış ve kardeşlikle sonuçlandığını görmedim hiç ve bundan daha iyisini yapacağınızı umarım çünkü yapılacak daha iyi ve daha zor şeyler var. (Harabelerde Aşk)
- Nihayet her şey oldu ve bitti mi? İki saat daha geçince her şey anlaşılır. Öyle ya da böyle. Ya ben haklıyım ve bir felaket olacak ya da olmayacak ve ben deliyim. Her iki halde de durum pek iç açıcı değil. (Harabelerde Aşk)
- . Onun için arzu, kalbimdeki bir keder gibidir. On dakika önce bana bir mektup uzatmak için küçük sandalyesinde geriye doğru yuvarlandı ve bana dokunmadı bile ve işte onun ve gelecek yazın sarı-pamuk kokusu. Ön kolunun sıcak karın etiyle elime dokunduğunda: gözümün kenarından kıvılcımlar geçti ve aslında başım döndü. . (Sinema Müdavimi)
- Özgürlük sadece başka bir adıdır, kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış olmanın. (Lancelot)
- Her doktorun bildiği gibi, bir tedavi ne kadar etkiliyse, yanlış ellerde o kadar da tehlikelidir. (Harabelerde Aşk)
- Ancak bir felaketin herkese aşina gelen hem hoş hem de nahoş tarafları vardır... Gerçi hiç kimse hoşluklarını itiraf etmek istemez. (Harabelerde Aşk)
- Hangi beklenti daha nahoş, dünyanın yok olması mı, yoksa başarım duyurulmadan yok olması mı? İtiraf etmeliyim ki ikincisi; çünkü Nobel Ödülü'nün verildiği gün müdürün odasındaki sahneyi hayal ediyorum. (Harabelerde Aşk)
- Sadom'da yaşıyoruz. Tanrı ya vardır ya yoktur. Eğer varsa Sadom'a daha fazla hoşgörü göstermeyecektir. Eğer Tanrı yoksa buna hoşgörü göstermeyecek olan Tanrı değil ben olacağım. (Lancelot)
- Bunlar kötü zamanlar. Hükümdarlıklar ve güçler her yerde galip geliyor. Ahlaksızlık yüksek makamlarda serpilip gelişiyor. (Harabelerde Aşk)
- İnsan kendisiyle ne yapmalıdır? Yaşın ilerledikçe zamanın sana oynadığı oyunun ve eğer bu konuda bir şeyler yapmazsan, zamanın akışının, geçmişin korkunç banalliğinin, saf geleceği sinsice gasp etmesinden başka bir şey olmadığının farkına varmaya başlıyorsun. Geçmiş, bir teyp gibi geleceği yutuyor, saf olasılığı banalliğe dönüştürüyor (Lancelot)
- Ruhun derin huzursuzluklarını ölçme ve tedavi etme fikrime katılmadı. Ne yazık ki tıp mesleğinde yalnız gözle görülen şeylerin gerçek olduğuna dair o gülünç batıl inanç hala sürüyor. Dolayısıyla ruh gerçek değil. Nedensiz dehşet var olamaz. O halde, arkadaş, nasıl oluyor da titriyorsun? (Harabelerde Aşk)
- “Neden başlıklar olayın kendisinden daha kolay hatırlanıyor acaba?” (Lancelot)
- Öyle alçaldı ki, hiçbir yol kalmadı ruhunun kurtuluşu için, ona kaybolmuş halkı göstermekten başka. Bunun için ziyaret ettim ölüler diyarını... (Lancelot)
- Samantha hayattayken bile o bilinç ve ön bilinç vardı bende, o yaşadığı sürece, hayatın hala aynı kendine özgü geçiciliğe sahip olduğunun çünkü insanların her zamanki gibi rasgele, hedef tutarak ve hedefi kaçırarak yaşadığının, bu arada şimdiki zamanın uğuldayarak geçtiğinin bilinci ve öldüğü anda, pişmanlığın geleceğinin ve geçmiş zamana o acı, aldatıcı bütünlüğünü vereceğinin ön bilinci. Keşke.... keşke bu yeknesak, uğuldayan şimdiki zamana yenik düşmeseydik ve onu kaçırsaydık, kendimizi kaçırsaydık, her şeyi kaçırsaydık. (Harabelerde Aşk)
- İnsanlar “çocuklar”ın geçmişteki çocuklara kıyasla ne kadar harika olduğundan çok söz ediyorlar. Benim kanımca tek fark, şimdiki çocukların neleri bilmediklerini bilecek kadar akıllarının çalışmaması. (Harabelerde Aşk)
Yorumlar
0 yorum