Yazar Yaprak Zihnioğlu edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Yaprak Zihnioğlu hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Yaprak Zihnioğlu hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Yaprak Zihnioğlu hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi:

Doğum Yeri: 1948 Rize

Yaprak Zihnioğlu kimdir?

1948 yılında, Rize'de doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi UES Dekoratif Resim Bölümü'nü bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. Makaleleri; Pazartesi ve Tarih ve Toplum dergilerinde yayımlandı.

--reklam--

Yaprak Zihnioğlu Kitapları - Eserleri

  • Kadınsız İnkılap

--reklam--

Yaprak Zihnioğlu Alıntıları - Sözleri

  • İzmir'de ve Şarki Karahisar'da, seçim yasası uygun olmadığı için aday olmadıkları halde, Halide Edib 3 oy, Latife Hanım 1 oy kazanmıştı. (Kadınsız İnkılap)
  • Bu araştırmanın konusu olan pırıltılı kadın -Yaprak'ın deyişiyle "enfüsi şahsiyet"- Nezihe Muhiddin, unuttuğumuz bir kadın tarihinin çok sayıda yazan, çizeri ve militanından herhangi biri değil. Çok genç yaşta, 2. Meşrutiyet döneminde yayın hayatına girmiş, fikirleriyle öne çıkmış, polemiklere girişmiş bir kadın. Cumhuriyet'in kuruluş döne­minde de kadınlardan beklenmeyen, istenmeyen cürette işlere kalkış­mış, daha Cumhuriyet Halk Fırkası kurulmadan bir siyasi parti, Kadın­lar Halk Fırkası'nı kurmak istemiş buna izin verilmeyince bugün ha­la varlığını sürdüren, kadın derneklerinin "duayeni" olan Türk Kadın­lar Birliği'ni kurmuş ve bu dernek aracılığıyla Türk kadınlarının siyasi haklarını elde etme mücadelesine giriştiği için dönemin iktidarıyla ters düşmüş, gözden düşürülmüş, sonra da bilinçli olarak unutturulmuş bir kadın. Yaşadıklarıyla bir tür "trajedi kahramanı". (Kadınsız İnkılap)
  • "Haklarımızı vermeseler de biz onları alacağız.” (Kadınsız İnkılap)
  • “Bu araştırmanın konusu olan pırıltılı kadın Nezihe Muhiddin, unuttuğumuz bir kadın tarihinin çok sayıda yazarı, çizeri ve militanından herhangi biri değil. Çok genç yaşta, II. Meşrutiyet döneminde yayın hayatına girmiş, fikirleriyle öne çıkmış. polemiklere girişmiş bir kadın.“ (Kadınsız İnkılap)
  • Halide Edib ile birlikte, siyasal alanda dönemin bir başka önde ge­ len kadını Muallim Nakiye idi (Elgün). Türk Ocağı'nın iki kadın İdare Heyeti azasından biri Muallim Nakiye, diğeri Halide Edib'di. 2.Meş­rutiyet döneminin güçlü bir kadın figürü ve rol modeli olarak, Mual­lim Nakiye, bu yönde mücadeleden yana olmamakla birlikte, kadınla­rın siyasal alana katılımına katkıda bulundu. Muallim Nakiye'nin femi­nizme yakınlık duymadığını biliyoruz. Kadınlara ilişkin sorunların eğitimle halledileceği, eğitim yaygınlaştırıldığında bu sonuçların ken­diliğinden geleceği, kadın haklan için ayrıca eyleme gerek olmadığı görüşündeydi. Muallim Nakiye'ye göre kadın meselesi bir maarif so­runudur. Toplumdaki derinlemesine nüfuz etmiş patriyarkal değerle­ri ve cinsiyetçi uygulamaları görmeyerek, eğitim düzeyinin yükselme­siyle kadın meselesinin "kendiliğinden" çözüleceği yolundaki Muallim Nakiye'nin indirgemeci görüşleri daha sonraki Kemalist kadın kuşak­ları tarafından benimsendi ve günümüze değin destek buldu. Aslında, kadın meselesinin "süfrajetlikle" değil, eğitimle çözüleceği önermesi, Cumhuriyetçi erkek kuşak tarafından Cumhuriyetçi feminist harekete karşı kullanılmıştı. (Kadınsız İnkılap)
  • Emine Semiye'nin yazılarında cahil bırakılarak değersizleştirilmiş "kadınlığın", yüzyılların baskılarıyla kaybettirilmiş gururunu geri alma düşüncesi belirginleşir. Bunu başarmak için kadınlığın "tenvîri, terakkî ve tekâmülü" ve eğitimi gerekiyordu. Aydınlanan kadınlar haklarını ve kimliklerine sahip çıkacaktı. (Kadınsız İnkılap)
  • Osmanlı İslam ya da Osmanlı Türk kadın tarihini araştırmak ve verile­re ulaşmak isteyenlerin önüne çıkan iki engelden birincisi, birincil kaynakların çoğu zaman dağınık ve özensizce saklanmış olması, süre­li yayınların eksik, kayıp sayfa ve sayıların yanı sıra hemen kullanıma elverişli olmamasıdır. Hükümetlerce, Cumhuriyet öncesi dönemin bel­gelerine yakın zamana kadar gösterilen, yok etme derecesine varan il­gisizlik Arap harfli günlük gazete ve yayınlara tam olarak ulaşmayı zorlaştırıyor. İkinci olarak, Osmanlı Türkçesi'nin yazı karakteri ve dil özellikleri tarihimizi ulaşılmaz kılıyor. Artık kullanılmayan, yaşama­yan bir dil olan Osmanlı Türkçesi'nin tüm inceliklerine, kullanıldığı dönemin jargonuna ve göndermelerine hakim olup belgeleri doğruya yakın bir şekilde okumak için ağır, meşakkatli ve uzun süren bir veri toplama dönemi gerekiyor. Çeviriyazının hiç yanlışsız yapılması ise ulaşılması gereken önemli bir hedef olarak görünüyor. Oysa, Osmanlı arşivlerindeki yazılı ya da basılı tüm belgeler, yayınlar çeviriyazıyla toplumumuza kazandırılırsa "saklı tarihimiz" gün ışığına çıkabilir. Bu­ gün Türkiye'de tarih araştırmacılarının "çeviri tarih" olgusuyla baş et­mesi gerekiyor. 1928 öncesi tarihimiz yabancı, uzak, sessiz bir tarihtir. (Kadınsız İnkılap)
  • "Biz hürriyyeti kurtardık, fakat kal'a-i ta'assubun (tutuculuğun kalesinin) henüz bir taşını kaldırabildik! Bekleyiniz, terakkiyât-ı nisvâniyyenin zamanı da gelecektir. Sizin gibi erbâb-ı hamiyyet (hamiyet sahipleri) me'yûs (ümitsiz) olmaz ve fütür getirmeyerek (usanmadan) çalışır." (Kadınsız İnkılap)
  • 2. Meşrutiyet döneminde basında hayli yaygın bir uygulama, takma kadın isimleriyle erkek yazar ve gazetecilerin kadınlık üzerine yazı yazmaları, hatta kadın dergileri yayırnlamalarıydı. Kadın dergilerinin çoğunun erkek inisiyatifi ile yayımlanmasının bir nedeni, kadınlar iti­ci güç olsa da, toplumsal araçlara ve güce erkeklerin ulaşabilir olması, diğer nedeni de erkeklerin de yeni kadın istemleridir. Avrupa'da tahsil görmüş Osmanlı erkeklerinin ülkelerine dönüp eski adetlere göre ye­tiştirilmiş kadınlarla evlendiklerinde mutlu olamamaları, Şinasi'nin Şa­ir Evlenmesi'nden sonra yazında en çok işlenen temalarından biridir. 1918'e gelindiğinde Darülfünunlu genç kadınlar, erkeklerin kadın ör­gütlerini takma isimlerle yönlendirmesine ve takma kadın adlarıyla ka­dınlık üzerine yazı yazmasına son verilmesini istediler. Bu adeti, İnas Darülfünunu'ndan [kadın üniversitesi] yetişen yeni kuşak feminist­leri açıkça karşı çıkarak eleştirdiler. Erkekler kadınlık üzerine yaza­caklarsa takma kadın isimleriyle değil, kendi adlarıyla yazmalıydılar. Bu eleştirinin etkileri 1918'de yayımlanan Türk Kadını dergisinde yer alan uyarılarda görülebilir. Dergi "Hanımlarımızın Fikirleri" başlıklı bir sütun açacağını duyururken bu sütunda müstear isimli yazılara yer verilmeyeceği vurgulanıyordu. Gönderilen yazıların imzaların açık olması koşuluyla basılacağı önemle belirtiliyor, "kadın imzasına bü­rünmüş erkek imzalarıyla birtakım yazıları" yayımlamayacakları önemle duyuruluyordu (Kadınsız İnkılap)
  • “Kadınların siyasal haklarını savunan Salahaddin Asım, kadınların annelik ve eşlik vazife­sinden arta kalan·zamanlarda, örneğin çocuklarını büyüttüğü kırk yaşından sonra siyasal/sosyal işlerle ilgilenmeleri gerektiğini belirtiyor­du.” (Kadınsız İnkılap)