Fransız Şarkıcı ve Yazar Yves Simon edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Yves Simon hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Yves Simon hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Yves Simon hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 3 Mayıs 1944

Doğum Yeri: Choiseul, Haute-Marne, Fransa

Yves Simon kimdir?

1944’te doğdu ve çocukluğu Nancy’de geçti. On beş yaşında müzikle tanıştı ve arkasından bir rock grubu kurdu. Daha sonra bir sinema okuluna girdi. İstediği gibi bir filmi ancak kırklı yaşlarında çekebileceğine kanaat getirince, “Şimdi yazmalıyım,” dedi. İlk kitabını 1971’de yayımladı ve aynı yıllarda ilk plağını yaptıktan sonra, sürekli bir kitap bir plak dengesini korumaya çalıştı. Şu âna kadar on bir albümü ve on üç kitabı olan ve yazar olarak adını asıl 1983’te Océans adlı kitabının Foucault tarafından övülmesiyle duyuran Yves Simon, uzun zamandır ağırlıklı olarak edebiyatla uğraşıyor. 1991 Eylül ayında yayımladığı Duygu Sapması (La Dérive des sentiments), ertesi yılın haziran ayına dek, 500 bini aşan satışıyla tam 40 hafta en iyi satan kitaplar arasında yer aldı ve yazarına 1991 Médicis Ödülü’nü kazandırdı.

--reklam--

Yves Simon Kitapları - Eserleri

  • Renkli Günler
  • Duygu Sapması
  • Okyanuslar

--reklam--

Yves Simon Alıntıları - Sözleri

  • Belki de ölüm, bomboş geceler. Boşluk. Anı yok, renk yok, sözcük yok, arabaların gürültüsü, gelip geçenlerin kahkahaları bile yok, varsa yoksa soğuk. Tek bir düşünce, soğuk. İnce ince iğneler batıran soğuk. (Renkli Günler)
  • "Bütün bunları öylesine anlatıyorum, ben diyorum ki insanlarla konuşmaktan kaçınırsak her zaman savaş olur, herkes hayatını böyle, trende karşısına çıkan birine anlatsaydı, küçük aklımızla hepimizin sefalet çektiği ve toparla, uçaklarla buna yenisini eklemenin lüzumsuz olduğunu düşünürdük. " (Renkli Günler)
  • Ölmüştü sanki güneş. (Okyanuslar)
  • kış yoksullar içindir, zenginler için kış yoktur bile. kışın ayrılıklar iyice ortaya çıkar. güneş altında böyle bir şey olmaz, herkes yarı çıplaktır, kimsenin kimseden farkı yoktur; enseler, omuzlar, bacaklar, kaslar fora, ama kışın maddi gelirler ten üstüne yığılır: fanila, gömlek, kravat, yelek, takım elbise, eşarp, sıcak tutan astar, cüzdan, manto, rozet, araba, kırmızı tuğlalar, kesme taşlar. (Renkli Günler)
  • Erkekler taşınmak istemezler. Yalnızca götürülmek isterler. Rüzgâr ve fırtınalar götürsün onları. En uzaktaki kırağı ve buzlara ulaşmak, soluk almayı kesmek, ama ölmemek, soğuğun hemen dibinde durmak isterler. (Duygu Sapması)
  • "Votkayı seviyorum," dedi stein, "duygusallağı yok eden, soğuk bir alkol. Diğer alkoller insanı salaklaştırıyor ya da ağlatıyor." (Okyanuslar)
  • Gene de aşk bir tür küstahlık, gasp, birtakım dünyaları yıkma pahasına başka dünyaların oluşmasını sağlayan kutsal bir güç (Duygu Sapması)
  • Ve niye böyle, Biliyor musun, polonyalı, çünkü ayaklarımızı yere sağlam basarak, dik durmayı beceremedik hiç. (Okyanuslar)
  • O çürümüş karında sinekler uğulduyordu İçeriden kara taburlar çıkıyordu Larvalar koyu bir sıvı gibi akıyordu O canlı paçavralardan. Oysa siz de alacaksınız payınızı pislikten, O korkunç kokuşma tutacak elinizden, Gözlerimin yıldızı, doğamın güneşi, Meleğim ve tutkum olan sizi.. (Renkli Günler)
  • -Hemen gitmek zorunda kalsaydın, çok sevdiğin birine ne yazardın. -Hemen gitmek zorunda olduğumu!" (Okyanuslar)
  • ...Hiçbir şey birinden diğerine geçmez ve senin kendi hayatın bütün başlangıçlara sahiptir... (Okyanuslar)
  • İnsan günün birinde mutlaka yenilir. Pek ağza alınmaz, ama herkes bilir bunu; bir gerçekliktir çünkü. Kadınların bakışı donuktur; üzerinize süzülür, çevrenizi sararlar; o zaman gelişmekten, değişmekten, evrilmekten vazgeçme gününün geldiğini anlar insan. Başkasına yöneltilip, görüntülere, duygulara takılan bakışlar, karşılık görmediklerinde anlamlarını yitirirler. Başkaları, yabancılar, usulca ortadan kalkarlar; dünyayla ilişkilerin bin parçaya ayrıldığı anı yaşarken, insanın payına düşen artık sadece kendini gözlemektir. Bu bir seçime benzer; dünyadan el etek çekmeyi buyuran yasa tarafından seçilmiş kişilerizdir bizler. Böylece, uzanıp tavana bakmak kalır geriye; bir de, elin ayasının, kendi malı olacağına emin olduğu şeyleri olanca masumiyetiyle okşayıp, sıkıp, şöyle bir yoklarken bıraktığı izlere bakmak. Ama ben soğukkanlı taklidi yapmayı her zaman çok iyi becermişimdir. (Duygu Sapması)
  • “Sen ilk gördüğümde“ dedi Marianne, “hayatımı bağlayacağım bir erkek hayalinden kesinkes vazgeçeceğimi, gelecekte karşıma çıkacak insanlarla, bu kozu gitgide daha az ortaya süreceğimi anladım. Yaşlanmanın, yeniliklere yer verilmeyen yokluğu göz önüne almak olduğunu anlıyorum.“ (Duygu Sapması)
  • ...Ama bugün, yalnızım, ağlıyorum ve susuyorum... (Okyanuslar)
  • Seni dört bir yana haykıracak kadar seviyorum bir karmaşa içinde sizi seviyorum başıboş kayalar basit şeyler sizden hoşlanır siz ki beni etkilediniz, şekillendirdiniz, damgaladınız ve ellerimde damarlarıma takılıp kalan sayısız kılçıklarıyla ömür kalıntıları bıraktınız. (Renkli Günler)
  • Köpekler serbest kalınca meydanlardaki çimenlerde dönüp dururlar; canlarının çektiği yere, canları çektiği zaman sıçarlar; sahipleriyse böyle şeylerden kaçınırlar. Dans etmekten, ölümüne hırlamaktan. Akıllarından atamadıkları görünmez bir yaraları vardır, çünkü bedenin en az iyileştirebildiği hastalıklar böyle adsız olanlarıdır. (Duygu Sapması)
  • "Ama onlara nereye gideceğimi söylersem, beni aramaya geleceklerdir." (Okyanuslar)
  • Evet, pamuk evden çıkmalı, kapının öte yanına geçmeli, çemberi kırmalı. Orada kesinlikle renkli günler var. (Ama benim kapım yok?) (Renkli Günler)
  • Kimdir, nerededir bu sokak tanrısı; yarım kalmış, katledilmiş, soğuktan donmuş, ağzı çarpılmış, teni solmuş insanların gelmesini bekleyerek gizli köşelere süzülen gece yürüyüşçüsü. Gerçek yalnızlığı, kararına varılmış, sessiz, sözsüz, bakışsız yalnızlığı tanımak için kentin labirentlerinde kaybolmak, saklanmak, yürümek, bir hapishanenin pis duvarlarından ibaret, sefil bir otele gitmek gerek diyecek mi? Duvarlar… İçinde her şeyin yokluğa karıştığı bir tarihin küçük bir zaman diliminin zor bir geçiş olduğunu mu söyleyecek, yoksa her birimize bir çölün girişine doğru kaçıp birbirimizi doğru yürümeye başlamamızı mı emredecek; kafamızda bir kişiye, tek bir kişiye rastlama düşüncesiyle, yüzünü görmek için aşılacak boşluk, o kişinin yüzünün ta kendisi mi olacak? Çünkü bir hayalle doldurmak. Tek bir hayalle (Duygu Sapması)
  • "Her şey haykırıyor ve her şey susuyor ve biz bilincimize hâkim olmayı beceremiyoruz..." (Okyanuslar)