İstanbul Kurtköy'deki Crowne Plaza'da düzenlenen çalıştayın son gününde yapılan oturumlarda Mardin Life Yazarları’ndan M. Burhan Hedbi ile Zeynep Akış birer bildiri sondu.
Teması "Ayrımcılıklar" olarak belirlenen çalıştaya yurtiçi ve yurt dışından farklı üniversitelere bağlı akademisyenlerin yanı sıra, HDP Milletvekilleri Ayhan Bilgin, Altan Tan'ın da aralarında bulunduğu siyasetçiler ile birlikte Mardin’i temsilen Mardin Life Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Kadir Üründü, Mardin Life Yazarlarından da olan OHAK_Der Başkanı M. Burhan Hedbi, TÖRKAD Başkanı Zeynep Alkış, İlahiyatçı Yazar Musab Baran, Biyolog-Yazar Mahmut Akdağ, Kırklar Kilisesi Başpapazı Gabriel Akyüz’ün’de katılımcıları arasında bulunduğu çalıştaya yurt içinden ve dışından çok sayıda STK temsilcisi, Birleşmiş Milletler (BM) raportörleri ile din alimleri ve farklı dinlerin temsilcileri de aralarında bulunduğu 100’e aşkın tebliğci ve müzakereci hazır bulundu.
Dört gün boyunca yapılan farklı oturumlarla dini, etnik, cinsiyete dayalı ve engellilere yönelik ayrımcılığın nedenleri, dinamikleri ve toplumsal etkileri din ve insan hakları penceresinden müzakere edildi.
"SINIRLARIN OLMADIĞI BİR DÜNYA'NIN TAHAYYÜLÜ İÇERİSİNDEYİZ"
Tebliğini Kürtçe olarak yapan Mardin Life Yazarlarından da Olan OHAK-Der Başkanı M.Burhan Hedbi, Ortadoğu coğrafyasında ayrımcılık temelinde gelişen kaos ve savaşların bitmesi ve yalnızca Müslümanların değil, Ortadoğu'da yaşayan tüm halkların birlikteliğini sağlayacak ve problemleri çözecek olan yegâne çözüm adresinin 'din' olduğuna inandıklarını söyledi.
Hedbi, bu inanışın ayakları yere basan bir anlayış olduğunu tarihe bakarak görebileceğimizi belirterek, "Zira Peygamber Efendimiz döneminde Kürt, Arap, Fars ve diğer unsurların, inanmayanların dahi huzur ve saadet içerisinde yaşayabildiklerini tarihte müşahede edebiliyoruz. Medine vesikası bunun bir göstergesidir. Ayrıca Veda hutbesi de günümüz ayrımcılığına çare olabilecek niteliktedir. Dün oluyordu da bugün niçin olmasın dedik. Ortadoğu halklarının birlikteliğinin bir yaşam hakkı kadar gerekli, elzem olduğunu düşünüyoruz" diye konuştu. Günümüzde Müslümanın Müslümanla yaşadığı problemlere tanık olunduğunu kaydeden Hedbi, şöyle devam etti: "Bizim burada savunacağımız tez şudur. Bizler, hangi bölgeden olursa olsun herhangi bir Müslümanın, Hz. Muhammed'i ziyaret etmek için Medine'ye gidene kadar hiçbir sınırı aşma zorunluluğunun olmadığı bir dünya tahayyülü içerisindeyiz. Bunun da ötesinde Kürdistan, Türkistan, Arabistan veya Afganistan kelimelerinin devlet tahayyülünün ötesinde, Kürt, Türk veya Arapların yaşadığı bir yer olarak algılanması ve İslam ümmetinin tek vücut, tek devlet olması gerektiğini savunuyoruz. Böyle olduğunda, Batı'ya da huzuru, saadeti ve barışı getirebileceğimiz için bunun Batı tarafından da desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz."dedi.
"AYRIMCILIĞIN AZALMASINDA BİR NEBZE DE KATKIMIZ OLACAKTIR"
Çalıştayın tamamlanmasının ardından gazetecilere değerlendirmelerde bulunan Selçuk Üniversitesi Barış Çalışmaları Merkezi Müdürü ve Çalıştay Koordinatörü Doç. Dr. Nezir Akyeşilmen, organizasyondaki bütün oturumların baştan sona ciddi bir katılımla gerçekleşmiş olmasının kendilerini fazlasıyla sevindirdiğini belirterek, bütün katılımcılara bu vesileyle bir kez daha teşekkürü bir borç bildiğini söyledi.
Doç.Dr. Akyeşilmen, Yurt içinden ve dışından farklı üniversitelerden akademisyenler, Birleşmiş Milletler’den raportörler, sivil toplum temsilcileri, din görevlileri, siyasetçiler, toplumun değişik kesimlerinden temsilciler, yerel ve uluslararası uzman kişilerle gerçekleştirilen sunum ve müzakerelerle oldukça faydalı geçtiğini kaydetti.
Çalıştayda kişisel özgürlük ve güvenliği tehlikeye atan, dünya barışına büyük bir tehdit oluşturan ve toplumsal çoğulculuğu zora sokan dini, etnik, cinsiyet ve engellilere yönelik ayrımcılıkların nedenleri, dinamikleri ve toplumsal etkileri din ve insan hakları penceresinden üç gün boyunca enine boyuna müzakere edildiğini kaydeden Akyeşilmen, “Medeniyet(ler)in kaynağı olan din(ler)in giderek arka plana itilmek istendiği fakat modern dünya anlayışının insana vaat ettiği mutluluğu sağlayamadığı, ikisi arasında kurulacak dengenin arandığı bu çalışmada, ayrımcılık gibi hayatı zorlaştıran insani ve ahlaki bir konu İnsan Hakları çerçevesinde din(ler) ve dini değerlerin dünya barışına katkısı ve etkisini hatırlama ve hatırlatmayı amaç edinen Çalıştayın başta ülkemizde ve dünyada ayrımcılıkların ortadan kaldırılmasına az da olsa katkısı olacaktır”dedi.
Üçüncüsü düzenlenen çalıştayın çok dilli olup üç gün boyunca Türkçe, Kürtçe ve İngilizce sunumlar yapıldığını anlatan Akyeşilmen, Bu yönüyle de toplumsal barışa ve kardeşliğe hizmet ettiği gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini savunarak, hazırlanan sonuç bildirgesinin de üç ayrı dilde yayınlanarak kamuoyuyla paylaşıldığını hatırlattı.
Çalıştay, Türkçe, Kürtçe ve İngilizce olarak okunan sonuç bildirgesiyle son buldu.
11 Maddeden oluşan sonuç bildirgesinde Din ve vicdan özgürlüğünün temel bir insan hakkı olduğunun altı çizildiği sonuç bildirgesinde şu ifadelerden oluşan maddelere yer verildi.
İşte çalıştayın sonuç bildirgesi:
1. Din ve vicdan özgürlüğü temel bir insan hakkıdır.
2. Irk, cinsiyet, dil, engellilik, din veya felsefi inanç ayrımı yapılmaksızın herkes için insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel düzeyde saygı görmesi esastır.
3. İnsan hakları ve dinler temelde insanı merkeze alır ve insanlık onurunu korumayı amaçlar.
4. Ayrımcılık sadece eşitlik ilkesinin ihlali değil, aynı zamanda kişinin insanlık onuruna ve haysiyetine yakışır bir şekilde muamele edilmesi hakkının ihlalidir.
5. Herhangi bir ayrımcılığa dayalı üstünlük öğretilerinin ahlaki, dini ve bilimsel bakımdan yanlış, toplumsal bakımdan haksız ve tehlikeli ve dünya barışına yönelmiş bir tehdit olduğu açıktır.
6. Engellilik kişilerin sivil, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel bütün insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit bir şekilde yararlanması ve kişinin kendisini gerçekleştirmesi önünde herhangi bir engel teşkil etmemelidir.
7. Herkesin din ve vicdan hürriyeti en geniş anlamda ve evrensel ilkeler ölçüsünde korunmalıdır. Hem dine yönelik ayrımcılıklar hem de dinden kaynaklanan her türlü ayrımcılıkla mücadele edilmelidir.
8. Din ve inanç farklılıkları yerel, ulusal ve küresel düzeyde çatışmalara değil, işbirliği ve dayanışmaya zemin hazırlayacak şekilde algılanmalıdır.
9. Kadınlara karşı ayrımcılık hak eşitliği ve insan onur ve haysiyetine saygı ilkelerini ihlal ettiği gibi kadınların erkeklerle eşit olarak ülkelerinin sivil, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına katılmalarına da engel teşkil etmektedir.
10. Toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılıkların giderilmesi küresel düzenlemelere göre toplumsal bir sorumluluk olduğundan bu ayrımcılıkların ortadan kaldırılması için, gerekirse özel önlemler alınmalıdır.
11. Dinler ve insan hakları doğaları itibariyle çatışan değil, aksine birbirini güçlendiren ve destekleyen ve insanların onurunu ve mutluluğunu amaçlayan insanlık ailesinin ortak değerleri olduğu dikkate alınmalıdır.”
Yorumlar
0 yorum