Üniversite temsilcisi Fasih Dinç tarafından yapılan açıklamada “Son yıllarda sivil irade üzerindeki askeri ve yargı vesayetinin azaltılması ve nihayetinde de sona erdirilmesine yönelik atılan adımlar da dikkate alındığında bu davanın "bir kaç yaramaz çocuğun" işi olarak sonlandırılmış olması temyiz aşamasında bozulmaz ise bu dava Türkiye demokratikleşme tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Bu karar ayrıca yargı içindeki otoriter ve devleti vatandaşa karşı koruyan damarın halen yeterince güçlü olduğunu bir kez daha göstermiştir.”ifadelerine yer verdi.
Tüm kamuoyunca bilinen ve birçok kamu kurumu ve kamu çalışanının ihmalleri ve kasıtlı sümenaltılar zinciri sonucu Hrant Dink katledildiğini ileri süren Dinç, açıklamasında şu şekilde sürdürdü:
“Bu cinayetin aydınlanması konusunu Hükümetin "namus borcu" olarak ilan etmiş olması bu sefer öncekilerden farklı olarak cinayetin arkasındaki karanlık ellerin ortaya çıkarılması yönünde vicdan sahibi vatandaşları iyimserliğe sevk etmişti. Ancak cinayetin işlenmesinden önce istihbaratın alınıp ilgili kurumlara bildirilmiş olmasına rağmen, hiçbir önlem alınmaması, sanık ile emniyet görevlilerinin çektirmiş olduğu hatıra fotoğrafları memurların görevden alınmamış olması, Hrant'ı İstanbul Valiliğinde tehdit etmiş olan görevliler hakkında hiçbir işlem yapılmamış olması, yargılama sırasında bazı devlet kurumlarından ısrarla istenmesine rağmen gönderilmeyen bilgi ve belgeler, cinayetten sonra istihbarat konusunda ihmali olanların bir kısmının terfi ettirilmiş olması gibi konular kamuoyu vicdanında derin yaralar açmıştır.”
Daha önceki siyasal faili meçhullerden tek fark tetikçilerin yakalanmış ve cinayetin arkasındaki yapının kamuoyu nezdinde deşifre olmuş olması olduğunu işaret eden Dinç, “Lakin bu aşamada Türkiye'nin insan hak ve hukukuna tam saygı gösteren bir devlet olması için bu karanlık yapının yargı eliyle mahkûm edilmesi gerekmektedir. Şimdilik tek umut devlet çarkının tepesindeki Cumhurbaşkanlığının DDK vasıtası ile devletin namus borcunu ödemesidir. Türkiye'deki tüm toplumsal grupların ortak sorunu olan "yılan"a sadece kendisini soktuğu zaman karşı çıkmanın kimseyi "yılan"dan korumadığı artık tüm toplum kesimlerince görülmüştür. Unutulmamalıdır ki eğer Demokrat Parti, 6-7 Eylül barbarlığını tezgâhlayanların üzerine gidebilmiş olsaydı, belki de beş yıl sonra kendisini devirecek olan derin güçlerin de önünü almış olacaktı. Dink cinayeti, Dink'in şahsından veya Türkiye Ermeni cemaatinden çok Ak-Parti hükümetini hedef almıştı. Amacı hükümete karşı bir darbeye zemin hazırlamaktı. Bu nedenle de bu cinayetin çözülmesi Hükümet için namus cinayetidir. Dink'i katledenler ile bu güne kadar Başbakan'a birçok kez başarısız suikastlar düzenlemiş olanların aynı eller tarafından yönetildiği gözden kaçırılmamalıdır. Aynı eller belki de Sayın Başbakan'ı doğrudan tasfiye edemeyeceklerine kanaat getirdikleri için onu dolaylı yoldan vurmak adın Dink'i öldürmüş ve diğer cinayetleri işlemişlerdir.”dedi.
Bu cinayete karşı çıkmak ve arka planının tüm açıklığı ile ortaya dökülmesini talep etmek aynı zamanda Metin Yüksel'in, Bayram Ali Öztürk'ün, Musa Anter'in, Abdi İpekçi'nin, Uzeyir Garih'in ve gerçek failleri karanlıkta kalmış tüm cinayetlerin aydınlatılmasına hizmet edeceğini dikkat çeken Dinç, “Bu cinayetin temel özelliği taammüden işlenmiş kolektif bir cinayet olması ve bütün bir sistemin röntgeninin bu cinayette saklı olmasıdır. Bu cinayetin tüm arka planı ile çözülmesi Türkiye'nin ilerlemesinin önündeki en büyük engeli teşkil eden karanlık yapının da deşifre olması anlamına gelecektir. Temennimiz bu kararın temyiz aşamasında bozulması ve hızlı ve şeffaf bir yargılama ile gerçek katiller şebekesinin yargı önüne çıkarılmasıdır.”diye konuştu.
Yorumlar
0 yorum