Mardin Artuklu Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Araştırma Görevlisi Nurullah Özdemir, günümüz medya sektörünün etki gücü, temel sorunları ve küresel medyayı yöneten aktörlerle ilgili önemli hususlara dikkat çekti.
muhabirine konuşan Özdemir, medyanın artık sadece haber veren ya da eğlendiren bir araç olmaktan çıktığını belirterek gerçekliğin kurulduğu ortamın kendisi haline geldiğine işaret etti.
Günümüzde küresel medyanın iki büyük aktör tarafından yönlendirildiğini ifade eden Özdemir, bunların büyük medya şirketleri ve dijital platformlar olduğunu söyledi.
“Etkinin gücü kadar, denetimin zayıflaması da bu yüzyılın temel sorunu”
Özdemir, içinde bulunulan yüzyılda medyanın etki gücünün hangi noktaya ulaştığı hakkında bilgi vererek şunları söyledi:
“Medya artık sadece haber veren ya da eğlendiren bir araç olmaktan çıktı. Gerçekliğin kurulduğu ortamın kendisi haline geldi diyebiliriz. Eskiden medya, ‘gündemi belirleyen’ bir aktördü. Bugün ise bireyin dünyayı algılama biçimini, siyasi tercihini ve tüketim alışkanlığını şekillendiren bir ekosistem haline geldi. Seçimlerden savaşlara, piyasa hareketlerinden toplumsal protestolara kadar neredeyse her büyük olayda medya, süreci yönlendiren taraf haline geldi. Bir de hız meselesi var. Bir bilgi artık doğrulanmadan önce milyonlara ulaşabiliyor. Etkinin gücü kadar, denetimin zayıflaması da bu yüzyılın temel sorunu. Örneğin, Arap Baharı olayları Tunus’ta ekonomik temelli bireysel bir protestoyla başlamıştı. Ancak sonrasında sosyal medyanın gücüyle kitlesel hareketlere dönüşmüştü. Bu açıdan bakıldığında medyanın oldukça etkili olduğunu söylemek mümkündür.”
Küresel medyayı kimler kontrol ediyor?
Günümüzde küresel medyanın iki büyük aktör grubu tarafından şekillendirildiğini ifade eden Özdemir, “Küresel medyayı bugün iki grup aktör şekillendiriyor. Büyük medya şirketleri ve dijital platformlar. Ulusötesi medya şirketleri; Disney, Comcast, Warner Bros. Discovery, Paramount ve News Corp gibi dev holdingler, film, televizyon, yayıncılık ve haber üretimini birçok ülkede gerçekleştiriyor. Bu şirketler, yapım, dağıtım ve gösterim süreçlerinde önemli bir paya sahip. Bu şirketler hem içerik üretiyor hem de dağıtım ağlarına sahip oldukları için hangi hikayenin dünyaya ulaşacağı üzerinde büyük bir etki taşıyor. Diğer taraftan platformlar var. Bunlar da asıl belirleyici güç durumunda. Alphabet, Meta ve X gibi platformlar var. Bunlar içeriği üretmiyor ancak içeriğin kime, ne zaman ve ne kadar ulaşacağını algoritmalarıyla belirliyorlar. Haber kuruluşları bile okura ulaşmak için bu platformlara bağımlı hale geldi.” ifadelerini kullandı.
“Biz bunu israilin Gazze’ye yönelik saldırılarında gayet açık bir şekilde gördük”
Medya sektörünün nasıl bir silaha dönüştüğüne vurgu yapan Özdemir, özellikle Gazze’de yaşanan soykırım sürecinde sektörün geldiği durumun en açık örneklerden birinin görüldüğünü söyleyerek, “Medya artık algı yönetiminin ve dezenformasyonun yürütüldüğü bir alan haline geldi. Modern savaşlar yalnızca sahada değil, kamuoyunun zihninde de yürütülüyor. Hangi görüntünün yayılacağı, hangi anlatının öne çıkacağı stratejik bir mesele haline geldi. Bu mücadelede bilginin akışını kontrol etmek de önemli. Biz bunu israilin Gazze’ye yönelik saldırılarında gayet açık bir şekilde gördük. 7 Ekim 2023’ten bu yana devam eden israilin soykırım politikalarında özellikle elektrik ve internet altyapısının hedef alındığını gördük. Bu durum israilin sahadaki anlatıyı kontrol etme ve kendi çıkarları doğrultusunda bir anlatı kurma çabası olarak okunabilir.” dedi.
“Erişimde dijital, itibarda ve doğrulamada hala geleneksel medya önde”
Özdemir, sosyal medyanın geleneksel medyanın ne ölçüde önüne geçtiğine dikkat çekerek, “Kullanım süresi ve reklam gelirleri açısından dijital platformlar açık biçimde öne geçti. Özellikle genç kuşaklar için sosyal medya ve video platformları artık birincil haber kaynakları arasında yer alıyor. Reklam gelirlerinin büyük kısmı da dijital mecralara kaydı. Fakat güven ve doğrulama açısından tablo yine geleneksel medyaya dönüyor. Araştırmalar, insanların sosyal medyada çok vakit geçirse de önemli bir olay yaşandığında doğrulama için hala köklü haber kuruluşlarına yöneldiğini gösteriyor. Dahası dijital platformlardaki haber içeriklerinin önemli bir bölümü yine geleneksel medyanın ürettiği haberlere dayanıyor. Yani erişimde dijital, itibarda ve doğrulamada hala geleneksel medya önde. Gelecek, birinin diğerini yok etmesinden çok bir melezleşmeye doğru gidiyor diyebiliriz.” ifadesi kullandı.
“Toplum kutuplaşıyor ve ortak bir gerçeklik zemini zayıflıyor”
Algoritmaların kitleleri nasıl yönlendirdiğini ve bu durumla nasıl mücadele edilmesi gerektiğini anlatan Özdemir, “Algoritmalar, dikkatimizi ve platformda geçirdiğimiz süreyi artırmak için çalışıyor. Bu yüzden bize hep kendi görüşümüze yakın içerikleri gösteriyor. Bunu iki kavramla açıklayabiliriz. Birincisi, epistemik balon; Farklı görüşlerin farkında olmadan dışarıda kalması. İnsan, karşı görüşü reddetmiyor çünkü onunla hiç karşılaşmıyor. İkincisi ise yankı odası. Burada karşı görüşler yalnızca görünmüyor, aynı zamanda güvenilmez ilan ediliyor. Kişi sadece kendi çevresine güveniyor, dışarıdan gelen her bilgiye şüpheyle bakıyor. Balon bilgi eksikliğinden, yankı odası ise güven kaybından doğuyor. Bu yüzden balonu delmek kolay, yankı odasını aşmak çok daha zor. Sonuçta toplum kutuplaşıyor ve ortak bir gerçeklik zemini zayıflıyor.” diye ifade etti.
“Çözüm teknolojiyi yasaklamak değil, onu denetlenebilir ve kendi kontrolümüzde geliştirmektir”
Özdemir, günümüzde verinin hem ekonomik hem de stratejik bir güç olduğunu belirterek, “Bu konuyla ilgili mücadele için iki şey gerekli. Birincisi, bireylerin medya okuryazarlığı eğitimi alması gerekiyor. İkincisi ise yerli ve millî teknolojilerin geliştirilmesi gerekiyor. Kendi platformlarımız, algoritmalarımız ve dijital altyapımız olmazsa bilgi akışını dışarıdaki birkaç şirketin kararlarına bırakmış oluruz. Bu alandaki yatırımın ve inovasyonun özel sektör eliyle yürütülmesi lazım. Devlet eliyle bir yere kadar ilerlenebilir. Hem rekabetçi hem de sürdürülebilir bir ekosistem için en etkili yol budur. Bunun merkezinde veri güvenliği var. Günümüzde veri hem ekonomik hem de stratejik bir güç. Kullanıcıların verisi nerede tutuluyor, kim işliyor ve nasıl kullanıyor? Sorularının cevabı, algoritmaların bizi nasıl yönlendirdiğini de belirliyor. Veri güvenliğini sağlayamayan bir toplum, bilgi egemenliğini de kaybeder. Çözüm teknolojiyi yasaklamak değil, onu şeffaf, denetlenebilir ve kendi kontrolümüzde geliştirmektir.” şeklinde konuştu.
Yorumlar
0 yorum