Eşsözcüler Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ve Mehmet Kamaç, katılımcılara teşekkürlerini iletirken, bildirgeyi Kürtçe Menice Rümeysa Gülmez, Türkçe ise Hilmi Aydoğdu okudu.
Konferansın çerçevesi
- Yoğun katılım ve coşkuyla geçtiği belirtilen konferans, Mezopotamya’nın tarihsel deneyimlerinden güncel toplumsal ihtiyaçlara uzanan geniş bir tartışma zeminine ev sahipliği yaptı.
- Farklı kimlik ve inançların demokratik-katılımcı bir güç merkezi olabileceği, ortak yaşamın mümkün ve gerekli olduğu vurgulandı.
Tarihsel hafıza ve yüzleşme
- Bildirgede, yüzyılı aşkın süredir Kürdistan coğrafyasında halkların ve inanç topluluklarının zorunlu göç, asimilasyon ve kültürel kırımlarla karşılaştığı; bunun toplumsal hayatta derin yaralar açtığı kaydedildi.
- Bu acı tecrübelerden ders çıkarılması gerektiği, çözümün Mezopotamya halklarının ortak geçmişi ve birikiminde aranması gerektiği ifade edildi.
Demokratik toplum vizyonu
- Emek ve sevginin yüceltildiği, din adına fanatizmin reddedildiği, tüm halk ve inançların eşit ve özgür yaşadığı bir demokratik toplum hedefi paylaşıldı.
- Ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma ön plana çıkarıldı; Kürt kadın hareketinin dönüştürücü rolüne özel vurgu yapıldı.
Tekçi anlayış eleştirisi ve “kazan-kazan” çağrısı
- Tekçi ulus-devlet ideolojisinin farklı halk ve inançları dışlayan politikalarının bölgeye barış getirmediği belirtilerek “kaybet-kaybet” çizgisinin sona ermesi, yerine “kazan-kazan” politikalarının inşa edilmesi gerektiği savunuldu.
- Demokratik ulus-demokratik toplum yaklaşımının, Kürdistan coğrafyasından taşarak bölgesel barışa katkı sunabilecek güçte olduğu dile getirildi.
Bölgesel gelişmeler ve Rojava
- Ortadoğu’daki çatışma döngüsünün kırılmasında demokratik toplum modelinin anahtar rol oynayacağı belirtildi.
- HTŞ’nin Rojava’ya dönük saldırıları kınandı; Halep’in Eşrefiye ve Şex Maqsud mahallelerindeki sivillere yönelik tehditlere dikkat çekildi.
- Suriye’de yapıldığı iddia edilen seçimlerin meşruiyetinin tartışmalı olduğu ifade edildi.
“Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”
- Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısı, Türk–Kürt barışı ve bölgesel etkileri bakımından önemli bir fırsat olarak değerlendirildi.
- Devletin “oyalama” politikaları ve Rojava’ya yönelik “silah bırakma” dayatmaları, süreci baltalayan ve zorlaştıran adımlar olarak nitelendirildi; Rojava halkının öz savunma iradesine müdahale edilmemesi çağrısı yapıldı.
Ulusal birlik ve adalet vurgusu
- Tüm Kürdistani siyasi yapılar, STK’lar, kanaat önderleri ve aşiretlere ulusal birlik çağrısı yinelendi.
- 9 Ekim komplosu ve 10 Ekim Gar katliamı kınandı.
- TBMM’deki komisyon çalışmalarının önemine değinilirken, sürecin zamana yayılmasıyla toplumsal umutların sönümlenmesi riskine dikkat çekildi; “Umut Hakkı” başta olmak üzere, barış sürecinin gerektirdiği siyasi, hukuki ve yasal adımların ivedilikle atılması talep edildi.
Sonuç olarak, bildirge; tarihsel yüzleşme, demokratik ortak yaşam, kadın özgürlüğü, ekoloji, çoğulculuk ve bölgesel barış eksenlerinde somut adımların atılması çağrısıyla tamamlandı.
Yorumlar
0 yorum