Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Artuklu Üniversitesi'nde yürüttüğü yolsuzluk operasyonu kapsamında gözaltına alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Rektör Yardımcısı ve Yaşayan Diller Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kadri Yıldırım, basın açıklaması düzenledi.

18 Kasım’da gözaltına alındığını ve 22 Kasım’da serbest bırakıldığını hatırlatan Yıldırım, “Medyada ve kamuoyunda bu gözaltıyla ilgili farklı değerlendirme ve algılamalar sizi ve kamuoyumuzu bilgilendirme gereğini ortaya çıkardığı için bugün bir aradayız. Bu açıklamam aynı zamanda gözaltına alınmamla ilgili merak edilen, medyada değerlendirilen ve bana da sorulan bazı önemli sorulara cevap niteliğinde olacaktır.” dedi.

İşte Yıldırım'ın yaptığı açıklamanın tam metni:

"Değerli basın mensupları,

Bilindiği gibi 18 Kasım 2014 tarihinde gözaltına alındım ve 22 Kasım 2014 tarihinde serbest bırakıldım. Medyada ve kamuoyunda bu gözaltıyla ilgili farklı değerlendirme ve algılamalar sizi ve kamuoyumuzu bilgilendirme gereğini ortaya çıkardığı için bugün bir aradayız. Bu açıklamam aynı zamanda gözaltına alınmamla ilgili merak edilen, medyada değerlendirilen ve bana da sorulan bazı önemli sorulara cevap niteliğinde olacaktır.

Fiziki işkence görüp görmediğim soruluyor. Hayır, böyle bir şey olmadı. Kaldığımız nezarethanenin küçük odalarında beşer altışar kişilik kaldık. Yere bir battaniye serildi, onun üstüne uzandım Üstüme de bir battaniye çektim ve ceketimi yastık olarak kullandım. Tabi yine de bunları bulduğuma şükrettim! Çünkü Filistinli ve Kobnêli kardeşlerim bunu da bulamıyorlar.  

Gözaltının Kürdolojini misyon ve vizyonuyla ve merkez Ankara ile ilişkisi var mı? 

Bu konuda özetle şunu söylemek istiyorum:

Merkezin tepesindekileri ayrı; durumdan vazife çıkarmak isteyip bazı rapor ve ihbarlarla merkezi aleyhimize çevirmek isteyen klikleri ayrı tutmak lazımdır. 

Eş güdüm içerisinde olabilecek bu klikler kimler olabilir? Birincisi üniversitenin içinden bir grup, ikincisi emniyetin içerisinde temizlenmesi gereken bir grup, üçüncüsü Ankara’da emniyet YÖK ve diğer bazı kurumlardaki statükocu bir grup, dördüncüsü de bunların evirip çevirdiklerini sayfalarına taşıyan ve benimle görüşme zahmetine katlanmayan bir iki yerel medya. Bunlar bir takım rapor ve ihbarnamelerle kendi kafalarına göre merkezi etkilemeye çalışıyorlar. Oysa geçen yılki beş yüz kişilik mezuniyet törenimizde hem dönemin başbakanı Sayın Erdoğan'ın hem de Sayın Emine Ayna’nın kutlama mesajları birden okunmuş ve birden alkışlanmış; böylece  iktidar ve muhalefetin takdirini birden kazanmıştır. Demokratik açılımın ilk somut örneği olan ve çatışmalı bir süreçte kurulan Kürdoloji birimimiz dört yıllık gayretlerinin sonucunda kadrolu öğretim elemanı sayısını 50’ye çıkarmış; bin küsur yüksek lisans öğrencisini mezun etmiş; Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ortaokullarda seçmeli olarak okutulan Kürtçenin ders kitaplarını hazırlamış; bu dersi okutmak üzere bin küsur yüksek lisans öğrencisini eğitip donatmış;  bu mezunların  kadrolu Kürtçe öğretmeni olarak atanması için Milli Eğitin Bakanlığının kapısında günlerce beklemiş ve beni gören bakanlık yetkililerine “arkadaşlar saklanın yine Kadri Hoca geldi, bizden söz almadan Mardin’e dönmez” dedirterek sembolik de olsa birkaç mezunumuzun kadrolu Kürtçe öğretmeni olarak atanmasını sağlamış; bunu sağlamak için o zamanki gösterdiği başarılarla çözüm sürecine en ciddi katkılardan birini sunmuş ve böylece geçen yıl Mardin’e gelen o günkü başbakanımız Sayın Erdoğan’a “Mardin Artuklu Üniversitesi Kürdoloji Biriminde yapılanlar başlı başına bir devrimdir” dedirtmeyi başarmış ve bu yılki cumhurbaşkanlığı propaganda turunun Mardin ayağında da beş dakikalık övgülerine mazhar olmuştur. Kürdoloji birimimiz attığı adımlarda kimsenin arka bahçesi olmadığını, sadece Kürt halkının dil, edebiyat ve kimliğinin arka bahçesi olmaya azami gayret gösteren Kürdoloji birimimiz ne iktidarın ne de herhangi bir muhalefetin arka bahçesi olmadığını göstermiş; yeri geldiğinde hem iktidarı hem de muhalefeti eleştirmekten çekinmemiş; barış sürecinin iktidarla muhalefetin ortak bir ürünü olduğuna ve ancak bu ortaklık korunarak bu sürecin devam edeceğine inanmış ve sürecin başarıya ulaşması için elini taşın altına sokmuş, hayatını da ortaya koymuştur. 

 

Göz altına alındığımı internetten öğrendim. 

Şöyle ki: 18 Kasım günü sabah namazını kıldıktan sonra beş yüz sayfalık “Rojava ve Suriye Kürtleri Tarihi” adlı çalışmamın Kobanê ile ilgili 80 sayfalık kısmından biraz yazdıktan sonra internete baktım ve bir sitede “Mardin Artuklu Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Kürdoloji Müdürü Prof. Dr. Kadri Yıldırım örgüt kurmaktan, örgüte üye olmaktan, ihaleye fesat karıştırmaktan, yolsuzluktan ve zimmetten gözaltına alındı”.  (Ben neymişim be abi!) Böylece dünya tarihinde ilk kez bir insan göz altına alınacağı saatten birkaç saat önce göz altına alınacağını öğreniyor. Bir de diyorlar ki Türkiye’de teknoloji geridir. Külliyen yalan! Hangi ülkenin teknolojisi bir vatandaşa birkaç saat sonra ne olacağını bildirebilecek kadar ilerlemiş! Hangi ülkenin teknolojisi birkaç saat sonra başlayacak olan bir operasyonda size gözaltına alınacağını haber verebilecek kadar çağını aşabilmiştir!

Sekreterim Hanefi GÜLTEKİN’in emniyette gece saat ikide verdiği ifade birkaç saat sonra mahalli basında çıkmış ve üzerinden spekülasyonlar yapılarak ulusal basına da servis edilmiştir. (Hanifi Hoca’ya söz hakkı)

Eğer hakkımda açılacak bir soruşturma gereği varsa bunu üniversitem idari olarak yapmalıydı. Kanunlar bu yönde açık ve amirdir. Ama avukatlarımın bütün uyarılarına rağmen bu dikkate alınmadı ve sağlık problemlerimi gösteren rapor ve belgelere rağmen bu yöndeki dilekçelerimiz reddedildi. Yani operasyon yanlış başladı, yanlış devam etti; ama sonucu doğru oldu.

Gizli tanık veya tanıkların İtibarsızlaştırma hevesleri kursaklarında kaldı. Çünkü Hakk’ın gücü ve halkın gücü bütünleşti ve halkımız şimdiye kada5r olmadığı ölçüde meseleye sahip çıktı ve Kürdolojinin gücüne güç kattı.

 Bizi eleştirenler bunu gelip yüzümüze yapsınlar, basınları yoluyla bize hakaret etmesinler. Hz. Ömer ücretli bir eleştirmen tutarak kendisini izlemesini ve artılarıyla beraber eksilerini de kaydedip akşamleyin rapor vermesi talimatı vermiştir. Ben de diyorum ki: Ey bir kısım medya, sendika ve dernek mensupları! Gelin bu üniversitenin geleceğini birlikte sohbet edelim; eleştirilerinizi çayımı içerek yapın ben de not alayım. Eksikler ancak bu şekilde tamamlanır. Buyurun gelin! Bu bir davet ve çağrıdır!

Kürdolojiye haksız yere adam sokmaya izin vermeyişim: 500 öğrenci için açtığımız programın ilanına başvuran adaylarla ilgili milletvekilleri bana fakslar gönderip isim listelerini verdiler. Aynı siparişleri değişik cemaat, tarikat, sendika ve dernekler de verdiler. Hesapladım sayı 500’ü aşıyordu. Sınav günü öğrencileri topladım, durumu izah ettim ve bütün o sipariş listelerini yırtıp çöpe attım. Keşke atmayıp bugün size birer belge olarak sunsaydım. Neyse, bu siparişler yerine getirilmediği için saldırıya geçtiler ve benim aldığım 500 kişiden 480 kişinin PKK sempatizanı olduğunu yayıp bu yönde bazı rapor ve ihbarnameleri YÖK’e, MEB’e, İçişleri Bakanlığı’na, Cumhurbaşkanına ve Başbakana ilettiler. YÖK’ten soruşturmacılar geldi beni sorguya aldılar. Oysa o sıralar çatışmalı bir süreçten geçiyorduk ve BDP çevresi bizim bu programı protesto ediyor ve kendilerine yakın olan elemanlara bu programa müracaat etmemeleri yönünde uyarıyordu. Yani bize liste vermeyen tek taraf BDP çevresiydi. Zaten aldığımız bu elemanlar arasında sınavı başaran her kesimden insanlar vardır. Demek ki mesele farklıdır.

Said-i Nursi, Zehra Üniversitesi, Kürtçe eğitim ve delilik raporu. Said-i Nursi Kürdistan’da Medrsetüzzehra adıyla bir üniversite kurmak istedi ve bu üniversitede Türkçe ve Arapçayla birlikte Kürtçeyi de anadille eğitim çerçevesinde öğretilmesini istedi. Fakat Sultan Abdülhamit tarafından “delilik”le suçlandı ve hakkında sahte bir delilik raporu düzenlenmek üzere tımarhaneye atıldı. Yani talep Kürtçe eğitim; soruşturma ise deliliğini ispat etmeye çalışmak. Benimki de öyle: Talebimiz barış sürecine Kürtçe eğitim ile katkıda bulunmak; gizli tanık veya tanıkların yapmaya çalıştıkları ise bunu gölgelemek için soruşturmanın yönünü örgüt kurmak, ihaleye fesat karıştırmak, yolsuzluk ve zimmete bulaşmak gibi ithamlarla ilgili makamları yanıltmak. Ama emniyet ve yargı bunu yutmadı; iyi ki de yutmadı.

 Gözaltında en çok üzüldüğüm nokta. En çok üzüldüğüm şey 500-600 sayfalık Rojava kitabımın tamamlanmadan gözaltına alınışımdı. Çünkü yılbaşında bu kitabı bastıracağım inşallah. Ne olur ne olmaz elimi çabuk tutmalıyım.  

Teşekkür: Bu meselede bizi destekleyen halkımıza, eleştiri ve önerlerini sunan bütün kurum ve şahsiyetlere, iktidar ve muhalefet milletvekillerine teşekkür ederim. Barış ve kardeşlik kazanacaktır!"