Erdoba Elegance Otelinde düzenlenen çalıştaya Mardin’deki STK temsilcileri, siyasi parti temsilcileri, gazeteci ve yazarlar katıldı.
Program öncesi çalıştay hakkında bilgi veren Kadim Akademi Başkanı Doç.Dr. İbrahim Özcoşar, Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri olan Kürt meselesinde gelinen barış ortamını devamlı kılmaya ve bu konuda toplumsal farkındalık oluşturmaya yönelik çalışmalarının devam ettiğini söyledi. 2013-2014 yıllarında Barış Konuşmaları" başlığıyla Mardin'de ayda bir kez 10 çalıştay düzenleyeceklerini hatırlatan Özcoşar, konuyla ilgili farklı kesimlerden, kamuoyunca tanınan ve uzman kişilerce çalıştaylara katılacakları ve Mardin'de farklı STK temsilcilerinin katılımıyla tartışmalar yaptıklarını ifade etti.

ORTAK BİR DİL
Bölgedeki halkı temsil edebilecek farklı düşünce geleneklerinden gelen STK'ları bir arada topladıklarını dikkat çeken Özcoşar açıklamasında Barış konuşmalarının temel amacının konuyla ilgili farklı düşüncelere rağmen barış paydasında "ortak bir dil" oluşturmak olduğunu ifade etti.
Koordinatörlüğünü Deniz Işıker Bedir'in yaptığı Barış konuşmaları programının ilkini 10 Ekim 2013'de Yılmaz Ensarioğlu’nun katılımıyla gerçekleştirdi. İkincisi Sedat Yurtdaş'ın katılımıyla gerçekleştirildi.
Çalıştaydaki konuşmasında “Barış sürecini bozmak için Kandil'e kamp kurmuş olanlar var" diyen Sedat Yurttaş, programın Cumhuriyetin 90. yıl kutlamalarının hemen sonrasına denk gelmesi ile ‘Cumhuriyet ve Kürtler’ bağlamında bir değerlendirme yaptı.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE KÜRTLER
Cumhuriyetin sadece sonradan ‘ulus-devlet’ formatı üzerinden şekillendirilen bir devlet olarak kurulmadığını hatırlatan Yurttaş, “Kürtlerin de kurucu unsur olarak aralarında yer aldığı bir devlet olarak kurulmalı. Bunun çok sayıda delili var. Daha ‘Erzurum Kongresi’ ve ‘Sivas Kongresi’nin çok öncesinden başlamak üzere ve ‘Amasya Protokolü’yle devam eden, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun temelini oluşturan bütün çalışmalarda devletin Kürtlerin de olduğu kaydı açıklıkla düşülmüş. Ancak ne zaman ki Lozan Antlaşması imzalandı, -Ki orada da Türkler ve Kürtlerin temsil edildiği söylendi- Kürtlere yönelik politikalar değişti. ‘Red-inkâr ve imha’ da özetlenen, on yıllarca süren bir sistematik uygulama baş gösterdi. Daha ilk andan itibaren gösterilen her türlü tepki rahatsızlık, ‘isyan, ayaklanmalar’, ‘tedip, tenkil ve tehcir’ hareketleri adı altında kanla bastırıldı. Koçgirî, Şêx Sait, Zilan, Ağrı, Dersim bunlardan ilk akla gelenleridir.”dedi.

TIKANMAYA RAĞMEN ÇÖZÜMDE ISRAR EDİLMELİ
Sunumunda devam eden çözüm sürecine işaret eden Yurttaş, ayrıca şunları söyledi:
“1984’te Eruh ve Şemdinli baskını ile birlikte başlayan ‘silahlı mücadele’ döneminden bu yana, ölen 50 bin insan, boşalan binlerce köy ve mezra, ekonomik olarak 1 milyon dolara kadar hesaplanan maddi ve manevi olarak hesaplanmaz büyüklükte kayıp. Oslo’da yapılan ve 3. taraf olarak Norveç’in de gözlemci olduğu anlaşılan görüşme sürecinin kesintiye uğramasının ardından yeniden bir yanda Abdullah Öcalan diğer yanda Başbakan’ın talimatıyla MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la başlayan ‘diyalog/çözüm/barış süreci’ son derece değerlidir. O tarihten bu yana Türk ya da Kürt gençler ölmemekte, cenazeler gelmemektedir. Konu her zamankinden çok özellikle de âkil insanlar heyetlerinin Türkiye genelinde yaptıkları çalışmalarla sorunun kavranmasının ve çözüm yollarının ortaya konulmasının yaygınlaşmasını sağlaması açısından bütün geçmiş süreçlerden farklı bir tablo ortaya çıkmıştır. Zannedilenin aksine, toplumda çözüm için bu amaçla yapılan görüşmelere büyük destek olduğu ve bir an önce çözüm için çok sayıda yerinde öneri yapılmıştır. Ancak sürecin hakemlik kurumuna ihtiyacının yakıcı olduğu kesin. En sıradan futbol maçında bile, yani rekabetin olduğu on bire on bir kişinin oynadığı bir oyunda bile çok sayıda hakeme ihtiyaç olduğu malum. Yüz yıllık devasa çatışmalı ve bölgesel bir sorunun Türkiye içi çözümünün hakemsiz çözümünü öngörmek en hafif deyimi ile safdilliktir. Ancak bu önerlerin çok küçük bir kısının yer aldığı ‘Demokrasi Paketi’yle yetinilmiştir. Devasa sorunun kalıcı çözümü, ‘X,Q,W’ya konulmuş anlamsız yasak ya da özel okullarda –oldukça sınırlı olduğu sonradan anlaşılan- Kürtçe eğitim olmadığı gün gibi ortadır. Kürtçeyi yabancı dil statüsüne sokan, Kürtleri de ‘azınlık’ olmaya doğru indirgeyen özel okullarda Kürtçe eğitim serbestisi, -yönetmeliklerle kuşa çevrileceği açık olan- düzenleme yetmez. Bu nedenle, yaşanan tıkanmaya rağmen çözümde ısrar edilmeli, toplumun bütün kesimleriyle birlikte barışın inşası sürdürülmelidir.”

Programda sunumun ardından soru cevap bölümüne geçildi.