İlim Yayma Cemiyeti Mardin Şube Başkanı Necmettin Başboğa İstanbul (MARİŞ) Mardin İşadamları Derneği Kurucu Başkanı Mehmet Şerif Yılmaz, ile birlikte Mardin Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti Başkanlığını ziyaret eden Ünlü Oyuncu Yaşar Alptekin, Mardin’de bulunuyor olmanın yakın dostu İşadamı Mehmet Şerif Yılmaz’ın daveti üzerine gerçekleştirdiğini söyledi.

Mardin gibi her çakıl taşı kadim bir medeniyet ve maneviyat kokan şehirde bulunuyor olmanın heyecanını yaşadığını kaydeden Alptekin, Mardin’i ve Mardinlileri çok sevdiğini Mardin’de önce güzel kardeşliklerin ardından da güzel dostlukların temelini attığını kaydetti.

Mardin Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti Başkanı kadir Üründü ve Mardin Life Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nezir Güneş ile sohbet eden Ünlü Oyuncu Yaşar Alptekin, Mardin’de bulunduğu kısa süre içerisinde birçok Mardinli ile ama özellikle de öğrencilerle bir araya geldiğini ve Mardin programının çok hayırlı buluşmalara vesile olduğunu anlattı.

Mardinli İşadamı dostu Mehmet Şerif Yılmaz ile birlikte Artukbey Markası’nın Sahibi İşadamı Tacettin Yertüm’ün daveti üzerine Mardin’e geldiğini vurgulayan Alptekin, dört günlük ziyaret programı kapsamında İlim Yayma Cemiyeti Mardin Şube Başkanlığı’ tarafından organize edilen 7 ayrı programda Mardinli Gençlerle bir araya geldiğini ve yaşadığı dönüşümü anlattı.

Mankenlik yaptığı dönemde şöhretin en parıltılı sürecini yaşadığını hatırlatan Alptekin, kendi değişiyle; hidayete erdikten sonra ibadet ve tebliğ yolunda gençlerle bir araya geldiğini ifade ederek yaptığı çalışmaları şöyle anlatıyor.” Geçmişte kalan onlarca yılın acısını çıkarmaya, yaptığım hataları iyiliklerle gidermeye çalışıyorum. Diğer taraftan da başta hidayete erme hikâyem olmak üzere bildiklerimi, yaşadıklarımı düzenlenen programlarda gençlerimize anlatıyorum. Bir sohbette dinlemiştim: İslam’ı geç kabul eden sahabilerin, geçen yılların acısını çıkarmak için daha fazla çalıştıklarını daha fazla koşarak, ibadet ve tebliğ yolunda çırpındıklarını dinlemiştim. 

Ben de kendimi ‘geç kalanlar’dan gördüğüm için, davet edildiğim seminer, konferans ve panellerde konuşmalar yapıyor, dinimizin güzelliğini anlatıyorum. Bu toplantılarda bilhassa genç kardeşlerime sesleniyorum. Çünkü gençler, sanat ve sinema dünyasındaki ışıltılı hayata özenebiliyor. Eğer o hayat insanı mutlu etseydi, eğer aklını, ruhunu, kalbini, duygularını doyursaydı eğer, ben o debdebeli ve tantanalı yaşamı bırakıp Yunusvari-dervişane bir hayata sığınmazdım” 

80'li yıllarda podyumda ve sinemada fırtınalar estiren, özellikle dansları ile katıldığı birçok yarışmada dereceye girerek dönemin en popüler magazin dergilerine kapak konusu olan Alptekin, yeni yaşamında ekranlardan elini eteğini çektiğini anlatıyor.

Renkli bir hayat yaşarken bir anda nasıl oldu da manevi yaşama yöneldin şeklindeki soru üzerine Alptekin, Manken ve sinema oyuncusu Yaşar Alptekin, “Şöhret ve zenginlik içerisinde her türlü dünya nimeti önüne serilmiş bir halde yaşıyordum. Allah ve ahiret korkusundan, namazdan bihaber bir hayatım vardı. Hatta bu hayatından doğan boşluktan dolayı, o dönemlerde birkaç defa intihar girişiminde bile bulunmuştum. Hayatı böylesi iniş ve çıkışlarla geçiyorduk. Bir gün, iş dönüşü eve gittim. Bir açılışa yetişmem gerekiyordu. Evde ses olsun diye televizyonu açmıştım ve içeri girip hızla kıyafetlerimi değiştirmek üzereyken, televizyonun açılışıyla şu cümle yankılar yaparak evimin içini doldurdu: Televizyondaki ses: “Ünlü iş adamlarımızdan Sakıp Sabancı vefat etti. Cenazesi, yarın öğlen namazını müteakip Fatih Camiinde kılınacak...”diyordu. O an, Yaşar Alptekin için sanki hayat kablolarının kısa devre yaptığı bir an gibiydi. Hayatında cenaze namazına hiç gitmemiştim ve Sakıp Sabancı’yı da hiç görmemiştim. Nasıl oldu bilmiyordum, “Ben bunu aklımda tutayım ve yarın öğlen namazında cenazede bulunayım” dedim kendi kendime!. Yolda giderken aklıma geldi, Bir okulda çalışan Ekrem isminde bir arkadaşıma telefon açtım ve dedim ki: Ekrem, yarın seninle Sakıp Sabancı’nın cenaze namazına gidebilir miyiz?” Ekrem “Tamam, abi gideriz birlikte,” dedi. Rahmetli Sakıp Sabancı’nın vefat ettiği dönem, özel hayatında sınırları çok zorladığım bir dönemdi. Kendisimi yok etmek istercesine yaşıyordum. Geceleri sabahlara kadar dışarılardaydım ve hayatıma giren çıkanın haddi hesabı yoktu. Sıfır noktasına geri sayan bir ibre gibiydi ve bu ibre, yaşadığı her şeyi daha da hızla saysın diye, sanki elinden gelen her şeyi yapıyordum. Kalbindeki sis perdesi aralanıyordu. Ertesi gün buluştuk, Tarih 12 Nisan 2004’tü, günlerden Pazartesiydi. Üzerimde siyah deri mont, küpelerim, bandanalarım falan vardı. Anlayacağınız cenazeye “Artist artist” gitmiştim. Yürüyüşüm bile “artist”ti. Ne zaman Caminin avlusundan içeri girdim, o “artist” Yaşar Alptekin’in havası alınmaya başlanmıştı. Sırtındaki deri mont, bir anda bana ağır gelmeye başlamıştı. Omuzlarım çöküyor, ellerim titriyor ve her şeyim değişiyordu sanki. Ama bedenim çökerken, içimden başka bir şey, yavaş yavaş ayağa kalkıyordu. Âdeta yılanın deri değiştirmesi gibi, ruhum bedeninden ayrıldı ve insanlara bakmaya başladım.” 

Sakıp Sabancı’nın cenazesi’nin yaşamında önemli bir yer oluşturduğunu kaydeden Alptekin, cenaze töreninde yaşadığı ayrıntıları ve  ibretlik dönüşümünü şöyle anlattı: “Orada geçmişime şöyle bir baktım. işlediğim günahlar gözümün önüne film şeridi gibi geçti. Ömrümü boşa geçirmiştim. Demek ki, ben, kırk iki sene boyunca havaya, suya yazı yazmıştım. Bir korku sardı içimi. Ben kendimi sıfır gibi görüyordum. Gençlere kötü örnek olmuş, hal ve hareketlerinde aşırıya kaçmış, dejenerasyona uğramış bir insandım. Bu düşünceler içinde yavaş yavaş başımı gayri ihtiyari sol tarafıma çevirdim. Çınar ağacının dibinde yaşlı bir kadın, sürekli hiç kimseye bakmadan sallanarak dua okuyordu. Hipnoza girmiş gibi kadına bakakalmıştım. Etrafımdaki binlerce insanın sesi kesilmişti. Hiçbir şey duymuyordum. Kendi nefesimi bile duymuyordum. Sanki ben sadece bilinç olarak orada vardım ve o kadını izliyordum. Bir rüyanın gözleri gibiydim ve kadın da rüyanın kendisiydi sanki. Binlerce insanın sesi kesildi ve dünyanın geriye kalanı silindi gibi bir şey. Sonra aniden, sanki gündüz vakti kısacık bir uykudan uyanır gibi irkilip kendime geldim. Sağ tarafıma dönüp Ekrem adındaki arkadaşıma daha önce hiç düşünmediğim ve tasarlamadığım bir cümle kurdum ve ona dedim ki; ‘Bana namaz kılmasını öğretirmisin? İşte böyle başladık. Sakıp Sabancı'nın cenazesi Yaşar Alptekin için dönüm noktası olmuş ve o günden sonra İslam'ı yakından araştırmaya başlamıştım.”dedi

25 yaşında bir kızı bulunan Alptekin, artık dede olmak istediğini ve Hacca giderek haccı olduğunu kaydetti. Alptekin bundan sonra Mardin’e daha sık gelmeyi planladığını, Mardin’de kurduğu sağlam dostlukları daha da arttırarak ilerleteceğini ve özellikle de gençlerle bir araya gelmeye devam edeceğinin sözlerini ekledi.