Ramazan ayını daha anlamlı bir şekilde geçirmek isteyen vatandaşlar, 7 Temmuz Salı günü itikafa girecek.
Ramazan ayı denince akla gelen en önemli ibadetlerden olan "itikaf", Allah'ın rızasını kazanmak için belli bir adab içerisinde kalmak ve ibadetle meşgul olmak anlamına geliyor. Ramazan ayının son 10 gününde gerçekleştirilen itikafa girenlere "mütekif" veya "akif" deniliyor.

Modern hayatın yoğunluğu içinde kendisine zaman ayıramayan Müslümanlar için bulunmaz bir nimet olarak görülen "itikaf" ibadeti, ramazan ayının manevi ikliminden yararlanmak ve Kadir Gecesi'ni tam olarak idrak edebilmek adına da büyük önem taşıyor.

8 bin 801 cami itikaf için hazır
Diyanet İşleri Başkanlığı, itikafa girilecek camileri belirledi. Yurt genelinde 8 bin 801 cami itikafa girmek isteyenler için hazırlanırken, Ankara'da 268, İstanbul'da 267 camide itikafa girilebilecek.

Ankara'da Kocatepe, İstanbul'da Fatih ve Yavuz Sultan Selim Camilerinin de yer aldığı itikafa girilecek camilerin listesine, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ramazan ayı için hazırladığı "ramazan.diyanet.gov.tr" adresinden ulaşılabilecek.

"ramazan.diyanet.gov.tr" internet adresinde yer alan "cami bilgileri" bölümünden ülke, il, ilçe ve faaliyet türü seçimi yapıldığı takdirde, camilerde gerçekleştirilecek bütün faaliyetlere ulaşılabiliyor.

İTİKAF NEDİR?
İtikaf: Yılın Muhasebesi
Ramazan ayının en önemli sünnetlerinden biri de itikaftır. Kişinin sıradan davranışlardan uzaklaşarak, ibadet amacıyla belli bir şekilde camide kalması demektir itikaf. (DİA, İtikaf mad. XXIII. 457-9) Bir ibadet çeşidi olarak itikaf, ta Hz. İbrahim zamanından beri bilinmekteydi. (Bakara, 125) Kur’an vahyi tarafından da onaylanan (Bakara, 87) bu önemli sünnet, Hz. Peygamber’in hayatında mühim bir yer tutar. Rasulüllah (s.a.s.)’ın Medine’de sadece bir sene hariç her yıl itikaf yaptığı bilinmektedir. (Tirmizi, Savm, 79)
İtikaf, insanlardan uzaklaşarak köşeye çekilme, toplum hayatından kaçıp tek başına yaşama hali, bir çeşit ruhbanlık, inziva ya da uzlet hali değildi. Zira ibadet kastıyla da olsa, kişinin evlenmemesi, dünyadan el etek çekmesi gibi bir tavır zaten İslam’da yasaklanmıştı. Allah Rasulü Medine toplumunun merkezi, üssü olan mescitte, bütün ashabının arasında girmişti itikafa. Ve on gün süren bu itikaf halinde, insanlarla olan ilişkilerini koparmadı. Onlarla görüşüp konuştuğu gibi, beşeri ilişkilerini de sürdürdü.
Muhtelif ilim adamlarına göre itikaf, ramazanda ve ramazan dışında olabileceği gibi belirli bir süreye de tabi değildir. İtikaf niyetiyle camide birkaç saat veya birkaç gün kalmak da yeterlidir. Çok kısa bir süreyi de yeterli gören âlimler bulunmaktadır. (DİA, İtikaf mad. XXIII. 458)
Evet, modern hayatta yaşanan yoğunluk sebebiyle, kendisine zaman ayıramayan Müslüman için bulunmaz bir fırsattır itikaf hali. Geride bıraktığı yılın muhasebesini yapmak, geleceği daha verimli bir şekilde planlayabilmek, ramazan ayının manevi ikliminden daha fazla yararlanmak ve “bin aydan daha hayırlı olan o kadri yüce olan Kadir Gecesi’ni” (Kadr, 1-5) tam olarak ihya edebilmiş olmanın yoludur.
Son yıllarda kimi çevrelerin, hayatın yoğun stresine ve sorunlarına karşı, trans, meditasyon, yoga vb. bazı uygulamaları yegane çözüm gibi sunduğu ülkemizde, zikir halinde geçirilen zamanlar, huşu içinde kılınan namazlar ve itikaf içinde geçirilen mübarek günler ve geceler, sadece bir zihin boşalması değildir. Aynı zamanda bu, imanın kemale erdirilmesi gayreti, nefis muhasebesi, nefis terbiyesi ve tezkiyesidir. Kişinin nereden geldiğinin, nereye gittiğinin derinlemesine tefekkür ederek hayat yoluna, hedeflerine daha emin adımlarla ilerlemesi için tamamen kendine ayırdığı vakitlerdir. Bireyin kendini hatırlamasıdır, Rabbini hatırlamasıdır, hakikat aynasına bakıp kendine gelmesidir...
İslam’ın, insan ruhuna sunmuş olduğu bu güzelliklere rağmen, muhtaç olduğu iç huzuru “öteki” inanış, kültür ve ritüellerde arayanların durumu, Yüce Allah’ın indirdiği kudret helvası ve bıldırcın etiyle beslediği İsrailoğulları’nın Hz. Musa’ya gelerek: “Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, salatalık, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin” demelerine ne kadar da benzemektedir. İşte biz de Hz. Musa’nın onlara dediğini demekten kendimizi alamıyoruz:“ Daha iyi olanı, daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz?!” (Bakara, 57, 61)