TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde öğrencilerle bir araya gelerek “İnsan, Toplum ve Medeniyet” dersi kapsamında bir konuşma yaptı. Mardin’de doğduğunu ve kentin kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını belirten Yüksel, üniversite yönetimine davetlerinden dolayı teşekkür etti.

Üniversitede 2010 yılından bu yana lisans ve ön lisans programlarında ortak zorunlu ders olarak okutulan İnsan, Toplum ve Medeniyet dersinin önemine değinen Yüksel, üniversitelerin yalnızca mesleki eğitim vermekle yetinmemesi gerektiğini ifade etti. Yüksel, farklı alanlarda eğitim alan öğrencilerin ortak sorusunun “Bir arada nasıl yaşarız?” olması gerektiğini belirterek Mardin’in farklı dillerin, inançların ve kültürlerin bir arada yaşama tecrübesi bakımından önemli bir örnek olduğunu söyledi.

“Toplumları bir arada tutan temel unsur adalettir”

Konuşmasında toplumsal barışın hukuki temellerine değinen Yüksel, barışın yalnızca silahların susmasıyla sağlanamayacağını vurguladı. Norveçli sosyolog Johan Galtung’un negatif ve pozitif barış ayrımına atıfta bulunan Yüksel, adaletsizliğin, dışlanmanın ve korkunun devam ettiği bir ortamda kalıcı barıştan söz edilemeyeceğini dile getirdi.

Hukukun toplumdaki güven duygusunu koruyan temel mekanizmalardan biri olduğunu belirten Yüksel, “Hukuk yalnızca suçluyu cezalandıran bir mekanizma değil. Hukuk, bir toplumun ‘biz’ duygusunu koruyan, farklı olanları aynı çatı altında eşit kılan ortak bir dildir” ifadelerini kullandı.

İbn Haldun’un asabiyet kavramına da değinen Yüksel, toplumları bir arada tutan dayanışma duygusunun adalet ve güvenle güçlendiğini, zulüm ve yozlaşmanın ise toplumsal yapıları zayıflattığını söyledi.

“Cezasızlık, şiddet döngüsünü besliyor”

Ağır suçların cezasız kalmasının toplumsal barış açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu kaydeden Yüksel, cezasızlığın mağdurların adalet duygusunu zedelediğini, failleri cesaretlendirdiğini ve intikam döngüsünü tetiklediğini belirtti.

Yüksel, mağdurlar açısından adaletin yalnızca cezalandırmadan ibaret olmadığını ifade ederek hakikatin ortaya çıkarılması, mağdurun itibarının iade edilmesi, zararın giderilmesi ve benzer suçların tekrarlanmasını önleyecek tedbirlerin alınmasının da önem taşıdığını söyledi. Bu yaklaşımın hukuk literatüründe “onarıcı adalet” olarak adlandırıldığını belirten Yüksel, cezasızlıkla mücadelenin toplumsal barışın ön koşullarından biri olduğunu vurguladı.

Gazze’de yaşananları uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirdi

Konuşmasının önemli bir bölümünü Gazze’de yaşananlara ayıran Yüksel, soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının hukuki unsurlarını anlattı. Soykırım suçunun yalnızca öldürme ve ağır zarar verme gibi fiillerden ibaret olmadığını belirten Yüksel, suçun hukuken ortaya konulabilmesi bakımından özel kast unsurunun önemine dikkat çekti.

1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne değinen Yüksel, soykırımın önlenmesi ve cezalandırılmasına ilişkin uluslararası yükümlülüklerin önemini vurguladı. Ayrıca “jus cogens” ve “erga omnes” kavramlarını açıklayan Yüksel, soykırım yasağının uluslararası hukukta taşıdığı özel konuma işaret etti.

Ruanda, Bosna-Hersek ve Arakan örnekleri üzerinden toplumsal kutuplaşma, ayrımcılık ve insanlıktan çıkarıcı söylemlerin ağır suçlara zemin hazırlayabildiğini belirten Yüksel, bu süreçlerde erken uyarıların dikkate alınmasının ve uluslararası toplumun sorumluluklarını yerine getirmesinin önemini dile getirdi.

Türkiye’nin uluslararası hukuk girişimlerini anlattı

Yüksel, Türkiye’nin Gazze konusunda yürüttüğü hukuki girişimlere ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Güney Afrika’nın İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı soykırım davasına Türkiye’nin müdahillik başvurusunda bulunduğunu hatırlatan Yüksel, Türkiye’nin sunduğu bilgi, belge ve delillerin hukuki süreç açısından önem taşıdığını ifade etti.

Uluslararası Adalet Divanı’nın 2024 yılında verdiği ihtiyati tedbir kararlarına değinen Yüksel, uluslararası mahkeme kararlarının uygulanmasının ve soykırım riskinin önlenmesine yönelik yükümlülüklerin yerine getirilmesinin önemini vurguladı.

Uluslararası Adalet Divanı ile Uluslararası Ceza Mahkemesi arasındaki farkı da öğrencilere anlatan Yüksel, Uluslararası Adalet Divanı’nın devletler arasındaki uyuşmazlıkları ele aldığını, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ise bireylerin cezai sorumluluğunu değerlendirdiğini belirtti. Yüksel, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin 21 Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında verdiği tutuklama kararlarını da uluslararası hukuk açısından değerlendirdi.

Yüksel, hukuki mücadelede delillerin kayıt altına alınmasının ve hafızanın korunmasının önemine dikkat çekerek, “Hukuk mücadelesinin en büyük düşmanı unutmak” dedi.

“Ateşkes, cezasızlık demek değildir”

Gazze’de ateşkesin sağlanmasının önemli olduğunu ancak bunun işlenen suçlara ilişkin hesap sorulmayacağı anlamına gelmediğini belirten Yüksel, kalıcı barışın adaletin tesis edilmesiyle mümkün olabileceğini ifade etti.

Yüksel, kalıcı çözümün 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasından geçtiğini belirterek uluslararası hukuk kurallarının herkes için eşit uygulanması gerektiğini söyledi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısına ve veto sistemine yönelik eleştirilerini de dile getiren Yüksel, uluslararası sistemde daha adil ve etkili mekanizmalara ihtiyaç bulunduğunu kaydetti. Yüksel, Türkiye’nin “Dünya beşten büyüktür” yaklaşımının uluslararası sistemdeki yapısal sorunlara dikkat çektiğini ifade etti.

“Türkiye’nin iç barışı bölgesel istikrar açısından hayati”

Konuşmasının son bölümünde Türkiye’nin iç barışının ve toplumsal bütünlüğünün önemine değinen Yüksel, bölgedeki çatışmaların Türkiye açısından istikrar ve güvenlik konularını daha önemli hâle getirdiğini söyledi.

Türkiye’nin farklı dönemlerde çatışmaların çözümü, arabuluculuk ve insani yardım alanlarında rol üstlendiğini belirten Yüksel, ülkenin bölgesinde barışın tesisine katkı sunabilmesi için kendi içinde güçlü bir toplumsal dayanışmaya sahip olması gerektiğini dile getirdi.

Terörsüz Türkiye sürecine de değinen Yüksel, toplumsal sorunların silahla değil hukukla, öfkeyle değil diyalogla çözülmesinin önemini vurguladı. Toplumsal mutabakatın temelinde hukukun herkese eşit uygulanması, vatandaşlar arasında ayrım gözetilmemesi, kalkınmanın adil paylaşılması ve ortak geleceğin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Öğrencilere üç öneride bulundu

Konuşmasının sonunda öğrencilere üç temel öneri sunan Yüksel, dijital çağda paylaşılan içeriklerin toplumsal etkilerinin dikkate alınması gerektiğini belirtti. Yüksel, öğrencilerden bir paylaşım yapmadan önce bunun insanları birbirine yaklaştırıp yaklaştırmadığını sorgulamalarını istedi.

İkinci olarak gündelik hayatta karşılaşılan haksızlıklar karşısında sessiz kalınmaması gerektiğini ifade eden Yüksel, adalet anlayışının küçük meselelerde gösterilen tutumlarla başladığını söyledi. Üçüncü önerisinin ise toplumsal hafızayı korumak olduğunu belirten Yüksel, Gazze, Srebrenica ve Arakan gibi trajedilerin unutulmaması gerektiğini vurguladı.

Mardin’in bir arada yaşama kültürünün gelecek kuşaklara aktarılmasının önemine değinen Yüksel, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“İnsan hayatı kutsaldır ve hiçbir insan sırf kim olduğu yüzünden hedef alınamaz. Adalet olmadan barış olmaz. Barış olmadan da gelecek olmaz.”

Yüksel, konuşmasının sonunda öğrencilerle birlikte “Filistin yalnız değildir” ve “Gazze yalnız değildir” mesajlarını dile getirdi.