Doğum Tarihi: 1 Mart 1959
Doğum Yeri: Tokat, Türkiye
Hayati Bice kimdir?
1 Mart 1959 tarihinde Tokat’ta dünyaya geldi.
Aslen Kafkasya Karaçay Türkleri’ndendir.
İlköğrenimini Tokat İbn-i Kemal İlkokulu’nda yaptı. Lise öğrenimini Tokat Turhal Lisesi’nde tamamladı. 1976 yılında tıp öğrenimine başladığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1982 yılında bitirdi. Yine Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nde 1985 yılında başladığı uzmanlık eğitimini tamamladı ve 27.12.1989 tarihinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı oldu.
Askerlik görevini Uzman Hekim olarak Denizli Askeri Hastanesi’nde tamamladıktan sonra çeşitli kurumlarda Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Hekim olarak görev yaptı. 2001 yılı başından bu yana T.C. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndaki kamu görevine devam etmektedir.
Evli ve 3 çocuk babasıdır.
--reklam--
Hayati Bice Kitapları - Eserleri
- Türkistan Rüyası
- Ülkücü Hareket Üzerine Notlar
- Yesevi Ata’dan Öyküler
- Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî ve Hikmetleri
- Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî
- Türk Yurtları Üzerine Notlar
- Ülkücü Hareket
- Divan-ı Hikmet'in Kavram Haritası
- Lider - Teşkilat - Doktrin
--reklam--
Hayati Bice Alıntıları - Sözleri
- Uzaklardan gelerek kendisine intisâb eden Süleyman Hakîm Ata; Gözlü Hasan Ata ve Koçkar Ata’ya daha fazla değer vermesine dervîşlerinin gönül koyduğunun farkına varan Hazret Sultan Yesevî, bütün dervîşlerini sınavdan geçirmeğe karar verdi. Elindeki asasını mescidinin penceresinden dışarıya fırlatıp, dervîşlerine dönerek “Hadi koşun, asamı alıp getirin; bakalım kim alıp gelecek ?” dedi. Bütün dervîşler hızla kapıdan fırlayıp Yesevî’nin asasını aramaya çıktılar. Ancak uzaklardan gelen dervîşler -yani Hasan, Süleyman ve Koçkar- yerlerinden hiç kıpırdamadılar. Asayı aramağa giden dervîşler elleri boş olarak mescide dönünce Hazret Sultan Yesevî, onlara “Siz neden çıkmadınız?” sorusuna karşılık Gözlü Ata, Yesevî’ye asasının Türkistan civarına düşmüş olmadığını, ta Balkan dağlarına düştüğünü söyler. Gözlü Ata’nın bu kerâmetini duyan kıskanç dervîşler pişman olup tövbe ederler. (Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî ve Hikmetleri)
- [2] Yeşil Kuşak Teorisi: Ünlü stratejist Zbigniew Brzezinski'nin "İslâm düşman ülkelerde desteklenmeli, dost ülkelerde ise bastırılmalı" şeklinde formüle ettiği ABD stratejisinin sonucudur. Buna göre Islâm, o sırada Sovyet egemenliği altındaki Orta Asya Türkleri arasında, Afganistan'da Ruslara karşı direnen mücahidler örneğinde olduğu gibi desteklenmeli, ancak Türkiye, İran gibi ABD müttefiki ülkelerde İslâmi eğilimlerin güçlenmesi engellenmeli idi. Bu anlayış, Huntington'un "Medeniyetler Çatışması" tezinin ortaya atılmasından sonra “İslâm her nerede olursa olsun baskı altına alınmalı" şeklinde değiştirildi. Bu baskılama politikası kısa sürede hüsran ile sonuçlanınca, şimdilerde ise Ilımlı İslâm, Dinlerarası Diyalog gibi yaklaşımlarla İslâm'ın iğdiş edilmiş bir türevinin ön plana geçirilmesi çalışmalarına dönüştürüldüğü izlenmektedir. Hayati Bice, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık, 1. Baskı: Mart 2020, syf: 40 (Ülkücü Hareket)
- Gözüm yaşlı, gönlüm gamlı, can elemli Nasıl ilaç edeceğimi bilmem dostlar Bu hasretde, pişmanlıkta yaşım akarak Hangi tarafa gideceğimi bilmem dostlar Türlü türlü belirtiler oldu peydâ Yüreğimde cerahatlar oldu peydâ Bu dünyada bir an rahat olmak nerede Nasıl ilaç edeceğimi bilmem dostlar Allah için evlatlarımı yetim etsem Candan geçip, maldan geçip garib olsam Kırlarda yalnız kaz gibi feryad etsem Nasıl ilaç edeceğimi bilmem dostlar Has kullar gibi geceleri kaim olsam, Mertler gibi gündüzleri oruç tutsam Geceleri dinlenmeden "Rabbim" desem Nasıl ilaç edeceğimi bilmem dostlar İsyan tohumlarını sayısız saçtım ibadetim az Geçti ömrüm gaflet ile hem kış hem de yaz Yakındır canımın kuşu uçup gitse pervaz Nasıl ilaç edeceğimi bilmem dostlar Kul Hoca Ahmed hizmetinde can vermese Çiftçi değil ketman koşup ekmek vermese Yazık (Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî)
- Türklük bedenimiz, İslâmiyet Ruhumuz… Ruhsuz beden ceset olur. (Ülkücü Hareket Üzerine Notlar)
- "Gözü olana gün ışımıştır." (Türkistan Rüyası)
- İnsanlar nasıl herşeyden önce kendi kendilerine hürmetkâr olmak, kendi benliklerini hürmet duygusu ile hissetmek mecburiyetinde iseler, milletlerin de kendi kendilerine hürmetkâr olmaları, kendi varlıklarına güvenmeleri ve kendi varlıklarına duyulan saygı ve güvenle çalışmaları sâyesinde mutluluğa ermeleri mümkündür. Bir insanın, kendine saygısı yoksa, kendini aşağı görürse, kabiliyetsiz hissederse, o insanın büyük iş yapması, içinde bulunduğu çevreye yararlı olması mümkün olamaz. Bir insan bir hendeğe doğru “Ben bu hendeği atlayamam, gücüm yetmez, kabiliyetim yok atlayamaz. Bir insan kendine güvenerek “Ben kuvvetliyim, ben bu tur" endişesiyle ümitsiz ve tereddütlü gelirse, o hendeği aşamaz, hendeği hiç yüksünmeden atlayabilirim" diye korkusuzca gelirse atlar. Zafer, hiçbir zaman mahvolduklarını zannedenler tarafından kazanılamaz. Milletlerin hayatı da böyledir." Hayati Bice, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık, 1. Baskı: Mart 2020, syf: 68 (Ülkücü Hareket Üzerine Notlar)
- [4] 1944 yılında Türkeş ile birlikte "Turancılık Davası"nda yargılanmış olan H. Nihal Atsiz, 1972'den sonra 1975'te ölünceye kadar, bir daha Alparslan Türkeş ile konuşmadı. Alpaslan Türkeş ise Atsız'ın 13 Aralık 1975 tarihinde kılınan cenaze namazına katılmadı. O günlerde genç bir milliyetçi olan Yavuz Bülent Bakiler, Atsız'ın cenaze töreni ile ilgili olarak şunları yazmıştır: "Atsız vefat ettiğinde Ankara'daydım. Kalkıp Istanbula gittim. Cenaze namazı, Kadıköy'de Osman Ağa Camii'nde kılındı. Yanımda, Atsız kadar sevdiğim Fethi Gemuhluoğlu ağabeyim vardı. Imam Efendi'nin "Merhumu nasıl bilirsiniz?" sorusuna yüksek sesle Fethi Ağabey cevap verdi: "Bu musalla taşı, Atsız kadar gerçek bir er kişiyi az görmüştür, hocaefendi!" Fethi Gemuhluoğlu mü'min, muttaki, musalli derviş gönüllü ağabeylerimizdendir. Atsız'ı çok iyi tanıyanlardandır. Karacaahmet Mezarlığına kadar yanımda ve kolumdaydı. Atsız'ı yol boyunca o anlattı; ben ağladım." Yavuz Bülent Bákiler, H.Nihal Atsız'ı Nasıl Bilirdiniz?, Türkiye Gazetesi, 3-4 Mayıs 2009. Hayati Bice, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık, 1. Baskı: Mart 2020, syf: 40 (Ülkücü Hareket)
- Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî hazretlerinin mürşidi Yusuf Hemedani'dir. “Hayat Nedir?" adı ile Doç. Dr. Necdet Tosun tarafından Türkçe'ye çevrilen ve oldukça ilgi gören Rütbetü'l-Hayat eserinden okuyalım: "Ruhların farklı olduğunun delili, Hz. Muhammed (s.a.v)'in şu sözüdür: “Ruhlar sıra sıra dizilmiş ordular gibidir. (Ruhlar âleminde) birbiriyle tanışanlar, (dünyada) birbirini sever, ülfet ederler. Tanışmayanlar ise ihtilâfa düşer, çatışırlar". Bu hadis, sahih kaynaklarda mevcuddur." Hayati Bice, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık, 1. Baskı: Mart 2020, syf: 24 (Ülkücü Hareket)
- Şeriat hükümleri içinde, nefs ile cihad, “en büyük cihad”dır. Çünkü, dışarıdaki, karşıdaki düşmanla mücadele bazen yenilgi, bazen uzlaşma olur, ancak her insanın içerisindeki düşman olan nefis ile mücadele, son nefese kadar devam eder. Dışarıdaki düşmanın öldürdüğü insan Müslüman ise şehid olur; nefsinin öldürdüğü bir kişi ise ebedi azabı hak edecektir. Hayati Bice, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık, 1. Baskı: Mart 2020, syf: 80 (Ülkücü Hareket Üzerine Notlar)
- Ahmed Yesevî’nin taat ile dolu dolu geçen gündelik hayatının kalan boş vakitlerinde tahtadan kaşık, kepçe ve keşkûl yontup satarak geçimini sağladığı rivayet olunmuştur. Hoca Ahmed Yesevî -kuddise sırruhû- hazretleri dâima alnının teri ve elinin emeği ile geçinirdi ve ibadetten arta kalan, boş zamanlarında ağaçtan kaşık, kepçe ve keşkül yontar, geçinmek için bu işten kazandığını harcardı. Dergâhına getirilen sadaka ve adakları, ziyaretçi ve dervîşlere sarf ederdi. Rivayet olunur ki, nâmı yüce Hazret’in bir öküzü vardı ki Hâce imal ettiği kaşık, kepçe ve keşkülleri bir heybeye doldurduktan sonra bu öküz, sırtına yüklenenlerle şehrin çarşısında dolanır idi. Alıcılar, her ne alsalar aldıklarının bedelini heybeye bırakırlardı. O öküz, hergün akşama kadar bu şekilde pazarı gezer, sonra Hazret Sultan Yesevî’nin yanına dönerdi. Eğer bir kimse heybeden bir şey alsa ve bedelini heybeye bırakmasa bu öküz asla o kişinin ardından ayrılmazdı. Tâ ki, aldığı eşyayı geri koyana veya parasını heybeye bırakmadıkça başka yere gitmezdi. Hazret Sultan Yesevî’nin bir kerâmeti de o öküzün hiç aksatmadan bu şekilde çarşıları dolanması idi. (Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî ve Hikmetleri)
- "İçimizde Tanrı Dağı'ndan taşıdığımız Ergenekon seddini eriten ateş, gönlümüzde, zihnimizde Hira Dağı'ndan doğan güneşin ışığı var." (Ülkücü Hareket Üzerine Notlar)
- Türk tasavvuf geleneğinde, insanı, insan eden asıl cevherin ruhu olduğu vurgulanır. Sadece Yunus'un: "Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez" dediği mısra üzerinde düşünülse bile, insanda ölümsüzlük iksiri taşıyan bir öz olduğu anlaşılabilir. Bu ölümsüzlük iksirinin bütün insanlara olduğu gibi Türk genetik mirası ile ilk hücresinden itibaren DNA'sı kodlanan Türk soylu insanlardaki varlığı hakkında konuşabiliriz. İşte bu noktada, -artık kesin olarak kanıtlandığı üzere- tam on bir asırdır, Türk bedenlerimize üflenen İslâm ruhumuzun neliği, niceliği, niteliği hakkında sorulacak soruları ne tarihî kitabelerde, ne de mitolojik söylencelerde bulabiliriz. Bu ölümsüz cevherin, ruhun, beden ile mutabakatı noktasında söylenebilecek söz arandığında, en önce -ve herşeyden önce- kutsal referanslara başvurmak gerekir. "Apaçık Kitab" Kur'an-ı Mü- bin'e baktığımızda bu konuda bir üstü kapalı ifadeden başkasını göremeyiz: "Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir." “Az bir şey verilmiştir", ama verilmiştir!.. İşte bu verilmiş az birşeylerden bir kısmı, Türk tasavvuf tarihinin zirve isimlerinin eserlerinde bulunabilir. Arayalım, bakalım. *** Yıllardır okuduğum halde, bütün sırlarını hâlà çözemediğim, Divân-ı Hikmet'te bakın Ahmed Yesevî hazretleri tâa, ana rahminde ilk kalb atımının oluştuğu güne giderek (nasıl gitmiş acaba?) ne da ani Ya diyor: Rahim içinde belirdim, ses geldi; "Zikir söyle!., dedi, organlarım titreyiverdi Ruhum girdi, kemiklerim Allah" dedi; O sebepten altmış üçte girdim yere. Bir insan ana rahminde ilk kalb atımı ile, bedeninde 'zikrullah'ın başladığı günleri hatırlayabilir mi derseniz; "Yesevi ol, hatırla" demekten başka bir şey diyemem. Bu kıtayı buraya almaktan maksadım, ruh ile beden ilişkisinin başladığı ana dair bir Yesevî tanıklığını yansıtmaktır. Demek ki, anne karnında teşekkül eden ilk hücreden, bölünmelerle belli bir aşamaya varıldığında, insanı insan yapan cevher ile tanışmaktadır insanoğlu: Ruh. Hayati Bice, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık. 1 Baskı: Mart 2020, syf: 25 (Ülkücü Hareket Üzerine Notlar)
- "Ruhların farklı olduğunun delili, Hz. Muhammed (s.a.v)’in şu sözüdür: “Ruhlar sıra sıra dizilmiş ordular gibidir. (Ruhlar âleminde) birbiriyle tanışanlar, (dünyada) birbirini sever, ülfet ederler. Tanışmayanlar ise ihtilâfa düşer, çatışırlar”. Bu hadis, sahih kaynaklarda mevcuddur.” (Ülkücü Hareket Üzerine Notlar)
- ‘Ahmed Yesevî’nin tarih içerisinde oluşan manevî portresinin Türklük için yerine getirdiği en büyük hizmet nedir?’ sorusunu sorarak cevabını ayrıntılı olarak irdelediğimizde, Türkler arasında ilk tasavvufî örgütlenmeyi sağlayarak nesiller boyu İslâm’ın özünü kavramış sûfîlerin ve bu sûfîlerin dizi dibinde aldıkları eğitim ile cihadın manevî yönlerini de kavrayan dervîş-Gâzilerin, özel tanımı ile “alp-eren”lerin yetiştirilmeleri çığırının başlatıcısı olması öne çıkar. Gerçekten de İslâm ile birkaç kuşaktır tanışmış olan Türk yurtlarında tasavvufî boyut kazanarak derinleşmiş bir İslâm algısının, sûfîce yaşanan bir müslümanlık olgusunun mimarı Ahmed Yesevî olmuştur. (Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî ve Hikmetleri)
- Hükmün sahibisin, affet unutsam; Gafletim... Ya Hakem Celle Celalüh (Türkistan Rüyası)
- İslâm'ın Anadolu coğrafyasında yayılmasında kaleleri fetheden ordulardan önce gönülleri fetheden dervîşlerin faaliyetleri İslâm'ın yayılışının izlediği tarihî bir süreçtir. (Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî)
- Mâverâünnehir’deki Türkler’in çoğunluğunun yerleşik (hadarî) bir hayatı benimsemesi, İslâm’ın Mâverâünnehir’de şehirli bir görünüm arzetmesine yol açar. Mâverâünnehir şehirlerinde hızla yayılan İslâm, medreselerde egemen olan sünnî tedrisatın yönlendirmesi ile ehl-i sünnet çizgisinde gelişti ve buna paralel olarak bölgede kurulan bütün devletler sünnîliği, resmî devlet politikası haline getirdiler. Karahanlılardan Gaznelilere; Selçuklulardan Osmanlılara, hattâ Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar Sünnîlik eğilimi, bir Türk devlet geleneği formunda günümüze kadar kesintisiz olarak sürdürülmüştür. (Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî ve Hikmetleri)
- "Türkiye bize kömek kılmasa, Kerkük'te Türkmen'in hali harabdı; yamandı." (Türkistan Rüyası)
- Türk tasavvuf geleneğinde, insanı, insan eden asıl cevherin ruhu olduğu vurgulanır. Sadece Yunus'un: "Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez" dediği mısra üzerinde düşünülse bile, insanda ölümsüzlük iksiri taşıyan bir öz olduğu anlaşılabilir. Bu ölümsüzlük iksirinin bütün insanlara olduğu gibi Türk genetik mirası ile ilk hücresinden itibaren DNA'sı kodlanan Türk soylu insanlardaki varlığı hakkında konuşabiliriz. İşte bu noktada, -artık kesin olarak kanıtlandığı üzere- tam on bir asırdır, Türk bedenlerimize üflenen İslâm ruhumuzun neliği, niceliği, niteliği hakkında sorulacak soruları ne tarihî kitabelerde, ne de mitolojik söylencelerde bulabiliriz. Bu ölümsüz cevherin, ruhun, beden ile mutabakatı noktasında söylenebilecek söz arandığında, en önce -ve herşeyden önce- kutsal referanslara başvurmak gerekir. "Apaçık Kitab" Kur'an-ı Mü- bin'e baktığımızda bu konuda bir üstü kapalı ifadeden başkasını göremeyiz: "Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir." “Az bir şey verilmiştir", ama verilmiştir!.. İşte bu verilmiş az birşeylerden bir kısmı, Türk tasavvuf tarihinin zirve isimlerinin eserlerinde bulunabilir. Arayalım, bakalım. *** Yıllardır okuduğum halde, bütün sırlarını hâlà çözemediğim, Divân-ı Hikmet'te bakın Ahmed Yesevî hazretleri tâa, ana rahminde ilk kalb atımının oluştuğu güne giderek (nasıl gitmiş acaba?) ne da ani Ya diyor: Rahim içinde belirdim, ses geldi; "Zikir söyle!., dedi, organlarım titreyiverdi Ruhum girdi, kemiklerim Allah" dedi; O sebepten altmış üçte girdim yere. Bir insan ana rahminde ilk kalb atımı ile, bedeninde 'zikrullah'ın başladığı günleri hatırlayabilir mi derseniz; "Yesevi ol, hatırla" demekten başka bir şey diyemem. Bu kıtayı buraya almaktan maksadım, ruh ile beden ilişkisinin başladığı ana dair bir Yesevî tanıklığını yansıtmaktır. Demek ki, anne karnında teşekkül eden ilk hücreden, bölünmelerle belli bir aşamaya varıldığında, insanı insan yapan cevher ile tanışmaktadır insanoğlu: Ruh. Hayati Bice, Ülkücü Hareket Üzerine Notlar Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık, 1. Baskı: Mart 2020, syf: 25 (Ülkücü Hareket)
- "Azrail birgün gelir şiddet ile Sıcak bedenden aziz canı vermek gerek Beş günlük geçici ömrü elden çıkarıp Çare bulmadan ahir bir gün ölmek gerek" (Türkistan Rüyası)
Yorumlar
0 yorum