Kitap Künyesi

Yazar: Mehmet Eroğlu

Yayın Evi: İletişim Yayınevi

İSBN: 9789750512803

Sayfa Sayısı: 181

--reklam--

Adını Unutan Adam Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Ölüdeniz, Şeria, Petra, kısa etek, esmer kız… Kimim ben? 18 yıl önce o sel yatağında kim geldi peşimden? İşkence... Kim gülüyor? Kim konuşuyor? “Sakın Freud, Marx ve Einstein deme” “Dişlerim nerede?”... Önde köpekler, arkada aydınlatma mermilerinin ışığı altındaki askerler... Uzak topraklarda devrime inanan üç arkadaş...

Ölen, kalan ve direnen hayaller…

Mehmet Eroğlu, belleğin, fedakârlığın ve unutmamanın romanını yazıyor. Dünyayı değiştirmek isteyenler ölümü yenerler, kahraman olurlar.

Adını Unutan Adam, bir ’68 hikâyesi... Hızlı, rahatsız edici, isyankâr ve hüzünlü...

Adını Unutan Adam

Gerçek hayat, yaşamak istediğimizle yaşadığımızın arasında kalandır, diyen yanılıyor. Gerçek hayat, köpeklerle aramızda giderek kısalan uzaklık; ve biz onun sonuna doğru koşuyoruz.

--reklam--

Adını Unutan Adam Alıntıları - Sözleri

  • "Karışmış birbirine gecem ve düşüncem..."
  • Çünkü çok güzelsin. Gece gibi gizemli ve büyüleyicisin. Çünkü bu hikâyeyi anlattığım ve anlatacağım en benzersiz kız, sensin.”
  • “Ya leyn, ya ayn” “Karışmış birbirine gecem ve düşüncem, demek. Hatırladın mı?”
  • Küçücük bir gözyaşı damlasının içinde insanı boğabilecek kadar çok hüznün birikmesi ne kadar şaşırtıcıdır..
  • Şimdi! Şimdi yirmi bir yaşında değilim, artık ölmenin de yaşamak gibi zor olduğunu, küçücük bir gözyaşı damlasının içinde yaralı yüreğimi defalarca boğabilecek kadar çok hüznün birikebileceğini biliyorum.
  • aynadaki yorgun yüzle gözlerimin arasında binlerce damla var.
  • Karışmış birbirine gecem ve düşüncem
  • sırtüstü taşların üzerine yuvarlanıyorum. yıldızlar… “ayağa kalk,” diyor tarık. kalkmıyorum; yıldızlar büyülüyor beni.
  • Korkunun, pişmanlığın, hüznün ve alkolün karışımı garip bir melezim ben.
  • Gözyaşlarından daha anlamlı ne olabilir?
  • Her hikayenin bir kadın kahramanı olur.
  • Karışmış birbirine gecem ve düşüncem..."
  • elini uzatıp yanaklarımdaki gözyaşlarımı tutmaya çalışıyor, ama başaramıyor. su damlacıklarının rüyalar gibi hiçbir zaman elle tutulamayacağını anlatmalıyım ona.
  • Küçücük bir gözyaşı damlasının içinde insanı boğabilecek kadar çok hüznün birikmesi ne kadar şaşırtıcıdır..

--reklam--

Adını Unutan Adam İncelemesi - Şahsi Yorumlar

aniden karşıma çıkan ve "e okuyayım bari." diye okumaya başladığım kitap. iyi ki de okumuşum çünkü tekrar tekrar okuyacağım, beni etkileyen sayılı kitaplardan biri kesinlikle. yazarın gayet akıcı, asla sıkmayan, sürükleyici anlatımı ve üslubuna da hayran kaldım. olay zaten benim sevdiğim bir tür. ters köşeli olaylardan. kimi yerleri okurken ingmar bergman bu kitap için film çekseydi keşke, dedim durdum. ingmar bergman ve martin scorsese el ele vermişler de ortak film çekmişler gibi bir his oluştu bende. biraz da memento (2000) filmini çağrıştırdı bana. kitabı az önce bitirip direkt bu incelemeyi yazdığımdan heyecan ile kuruyorum cümlelerimi. ama değer bu kitap için ya. (beliz.)

Unutmayanlar İçin: 68 kuşağının vurguladığı; kardeşlik, fedakarlık, kötülük için savaş kavramlarını öne çıkaran, Mehmet Eroğlu kitabın başında “unutmayanlar için “ ithafıyla dönemin isimsiz kahramanlarını hatırlatarak görevini bir şekilde yerine getiriyor. Giriş, gelişme ve sonuç şeklinde ilerleyen bir yapısı olmaması, zamansal sıçramaların bolca kullanımı, karakter kimliklerinin belirgin verilmemesi eseri dikkatli okumaya sevk ediyor. Roman her şeyi apaçık açıklamadığından ben kendi anladığımı açıklamaya çalışayım. Yazının bu bölümü eser hakkında süprizbozan içerir. Romanın özeti kısaca; ---Tarık Kuşadası’nda tanıştığı kız sayesinde unutamadığı geçmişine döner. Tarık, Ali ve adı belirtilmeyen adamla beraber 1969 yılında İsrail’e karşı Filistinlilerin yanında savaşırlar. İsrail askerlerinin takibi sonucu Ali ağır yaralanır, diğer iki arkadaşının ilerlemesini yavaşlatmamak için geride tek başına kalır ve İsrail askerleriyle çarpışarak ölür. Tarık ve adı belirtilmeyen adam kaçmaya devam ederler. İkili olarak onları kovalayan köpekler ve askerlerden kaçamayacaklarını anlayınca kimin geride kalması gerektiğine dair kura çekerler. Kuraya göre adı belirtilmeyen adam iki cebinden birine taş koymuştur Tarık bu taşı bulursa kaçacak , arkadaşı geride kalarak ona zaman kazandıracaktır. Tarık taşı bulur ve kaçar geride kalan arkadaşı çarpışarak ölür. Tarık’ın kaçışı uzun sürmez. İsrail askerleri tarafından yakalanır ve 4 yıl boyunca işkence görür. İşkence sırasında dişlerinden olan Tarık tüm kötü muamelelere rağmen adını bile söylemez. İşkence karşısındaki bu dayanıklılığı İsrail Özel Sorulama Birimini şaşırtır. Bunun üzerine İsrailli psiyakatrisler tarafından alkolle bir terapi seansı başlar. Amaç Tarık’ın direnç noktalarını keşfetmektir. Bu yeni sorgu sayesinde Tarık, arkadaşıyla çektiği kurayı hatırlar. İçine bir kuşku düşer. Ya arkadaşı iki cebine de taş koymuşsa… Geride kalmanın pişmanlığı daha da artar. Yazar adı verilmeyen adamla, adını unutan adamın kimliklerini iç içe sokar. Tarık esir değişimi sayesinde kurtulur. İstanbul’a dönen Tarık Gönülle evlenir. Geçmişin pişmanlığı ve alkol bağımlılığı yüzünden Tarık gitgide aklını yitirmeye başlar. Gönül’ün ısrarıyla akıl hastanesine yatar. Geçmişiyle yüzleşmek ve yıllar önceki kuranın gerçeğini öğrenmek için kafasında kurguladığı Kuşadası’ndaki kadınla geçmişe döner. --- Olay örgüsünün en karmaşık yeri, adı verilmeyen adamdan roman boyunca Tarık diye bahsedilmesidir. Adını unutan adam, onun yerine ölen, arkadaşının benliğini içinde yaşayarak ‘ben’ ve ‘öteki ben’ arasında sürekli kalmış ve bu ikili durumdan ancak geçmişi aktararak kurtulur. Kitapta yer alan baş karakterlerin yanında gerçeküstü öğeler olarak yer alan iki karakter de bulunur: Petra ve Amca. Tarık savaş sırasındaki cesaretini yitirmemek için gerçek olamayan bir Amca karakteri üretir. Amca 1943 yılında Yunanlıların yanında Nazilere karşı direnişte yer almıştır. Tarık ne zaman cesaretini yitirecek olsa Amca’sını bir kurtuluş olarak görür. Ali’nin sürekli bahsettiği kızı hatırlayan Tarık, kıza Petra adını verir. Tarık’ın ikili benliğinden kurtuluşunun çaresidir Petra yani Kuşadası’ndaki kadın. Bu kurtuluş sadece Tarık için değildir. Petra bir umut simgesi olduğunu aklımızdan çıkarmadan Mehmet Eroğlu’un Petra hakkında şu sözlerine bakalım: “Böyle bir kadına aşık olmak kolay gibi görünür insana. Biz hemen hepimiz, 1968’lerde Petra’ya aşık olduk. Çünkü Petra’yı sevmenin dünyayı sevmek olduğunu biliyorduk. Çoğumuz –bilinçli olmasa da- bu aşkın –her güzel şey gibi- ölümcül tehlikeler içerdiğinin de farkındaydık. Yine de Petra’yı sevmekten alıkoyamadık kendimizi. Petra’ya aşık olmak kolay, ama onu yıllar boyu sürecek bir biçimde sevmek ise zordur. Petra’yı sevmek keskin bir bellek ister; Petra’ya aşk unutkanlığa gelmez, eğer onu bir an için bile aklınızdan çıkarırsanız yanınızdan geçer gider ve bir daha göremezsiniz onu. Eğer Petra’ya aşıksanız katlanmak zorunda olduğunuz bir şey daha vardır: Eşitsizlik. Siz Petra’ya hükmedemezsiniz ama Petra size hükmeder; tüm yaşantınızı bir anda değiştirip yeni bir biçim verebilir. " Adını Unutan Adam, dikkat çeken olay kurgusu ve içinde barındırdığı psikolojik yapısı sayesinde sadece bir dönem romanı olmanın ötesine geçiyor. (Serkan Mutlu)

Adını Unutan Adam bir dönem romanı. 1968 yılında geçiyor ve o dönemde 3 gencin Filistin'de yaşadıklarıyla başlıyor hikaye. Geriye sadece bir kişi dönebilmiş ve bu kişi adını çoktan unutmuş. Kitabın konusundan bahsetmek istemiyorum, sadece alın ve okuyun. Mehmet Eroğlu'nun süslü diliyle tanışmanız gerekiyor. Kitabı okurken çok canım yandı, çok üzüldüm. Hele bir diş mevzusu var ki... Gerçekten çok etkilenerek okudum. Kalbim kırık bir şekilde bitirdim kitabı. Ali'yi, Tarık'ı, adını unutan o adamı unutmam mümkün değil artık. Mehmet Eroğlu farkındalık yaratabilmek adına çok güzel bir roman yazmış. İlk başta bu ne, ne anlatılıyor, diye düşünsem de alıştıktan sonra akıp gitti. Eski ve günümüz arasında gidip geliyor. İlk defa can yayınlarında 1989 yılında basılmış bu kitabı bu kadar geç okumak beni üzse de, şuanki aklımla okuduğum için mutluyum. Birkaç alıntı bırakayım aşağı, siz de mutlaka okuyun. (Ecem)

--reklam--

Kitabın Yazarı Mehmet Eroğlu Kimdir?

Mehmet Eroğlu (d. 2 Ağustos 1948, İzmir) Türk yazar, senarist, romancı.

Yazar, 2 Ağustos 1948 günü İzmir'de dünyaya geldi. Edebiyat öğretmeni olan babası Farik Eroğlu'nun tayinleri sebebiyle ilkokul döneminde birkaç şehir ve okul değiştirdikten sonra İzmir Karşıyaka'daki Ankara İlkokulu'nu 1960 yılında bitirdi. Daha sonra İzmir Maarif Koleji'nde (bugünkü adıyla Bornova Anadolu Lisesi) 7 yıl boyunca kesintisiz olarak yatılı okudu. Liseyi bitirdiği 1967 yılında ODTÜ Müh. Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümüne girdi; öğrenciliği sırasında Öğrenci Derneği Başkanlığı yaptı.

1971 yılında üniversiteden mezun olan Eroğlu, mezun olduğu sırada 12 Mart Darbesi sonucu kurulan sıkıyönetim mahkemesinde Dev-Genç Davası nedeniyle yargılanmaya başladı. 1972 yılında dava devam etmekteyken evlendi. İki yıl süren dava sonucunda TCK'nın 141-142 maddesine muhalefetten 8 yıl ağır hapis ve 2 yıl sürgün cezasına mahkûm edildi. Sonuç kesinleşmeden 1974 genel affıyla mahkumiyeti ortadan kalktı. Bu tarihten sonra mühendislik yapmaya ve roman kaleme almaya başladı, 1974 yılında bir kızı dünyaya geldi. 1989 yılında bir devlet bankası olan Turizm Bankası'ndaki 15 yıl sürdürdüğü görevinden siyasi baskılar sonucu ayrıldıktan sonra mühendislik kariyerine ve yazarlığa devam etti. Sadece yazmak ve bir sivil toplum örgütünde gönüllü çalışmak amacıyla mühendislik yaşamını 1999'da noktaladı. 1999'dan bu yana Uğur Mumcu Gazetecilik Araştırmaları Vakfı'nda yazarlık seminerleri vermeyi sürdüren yazar, romanlarının yanı sıra televizyon dizisi ve sinema filmi senaryoları yazmıştır.

İlk romanı Issızlığın Ortasında 1976 yılında tamamlandı ve 1979'da Milliyet Roman Ödülü'nü kazandı ancak 1980 Darbesi sonucunda kitap sakıncalı bulunarak yayınevi tarafından basımına son verildi. Birincisinin devamı niteliğindeki ikinci kitabı Geç Kalmış Ölü de aynı gerekçeyle uzn süre basılamadı. Her iki kitap da 1984 yılında yayımlandı ve ikisi birlikte hem Orhan Kemal Roman Armağanı'na hem de Madaralı Roman Ödülü'ne layık bulundular.

Yazar, 1968 kuşağını anlatmaya "Yarım Kalan Yürüyüş" (1968); "Adını Unutan Adam"(1989) kitaplarıyla devam etti. 1994'te yayımlanan "Yürek Sürgünü" adlı romanından sonra roman yazmaya 5 yıl ara verdi, senaryo yazmaya eğildi ancak senaryo çalışmalarının sonuçlarından memnun kalmadığını ifade etmiştir. 2000 yılından itibaren art arda romanlar yayımlamayı sürdürdü.

Yazar, kendisini "İnsan yaratılışının gölgeli alanlarında boy atan temaları” yazan bir yazar olarak tanımlamaktadır."

--reklam--

Mehmet Eroğlu Kitapları - Eserleri

  • Adını Unutan Adam
  • Issızlığın Ortası
  • Kusma Kulübü
  • Belleğin Kış Uykusu
  • Düş Kırgınları
  • Yüz: 1981

--reklam--

  • Fay Kırığı - 1: Mehmet
  • Zamanın Manzarası
  • Yarım Kalan Yürüyüş
  • İyi Adamın On Günü
  • Geç Kalmış Ölü
  • Kıyıdan Uzakta
  • Fay Kırığı - 2: Emine

--reklam--

  • Fay Kırığı - 3: Rojin
  • Yürek Sürgünü
  • 9,75 Santimetrekare
  • Kötü Adamın On Günü
  • Meraklı Adamın On Günü
  • Mermer Köşk
  • Edebi Aforizmalar

--reklam--

  • Kendi Hayatında Ölme Vakti
  • Devlet Adamı ve Güvenilirlik

--reklam--

Mehmet Eroğlu Alıntıları - Sözleri

  • Sürekli bir eksiklik duygusu, zaman zaman akla gelen, uysal bir diş ağrısına benzeyen acı: Unutmak buydu. (Yarım Kalan Yürüyüş)
  • "Budalalarla bozuk saatler birbirlerine benzerler," dedim. "Doğruyu bulmaları sadece bir rastlantıdır." (Kusma Kulübü)
  • "Sözcüklerin önce seslerini, ardından anlamlarını yitirdim; tıpkı ateşin üstüne dökülen su damlaları gibi beynimde buharlaşıp yok oldular.." (Yürek Sürgünü)
  • Her insan ,sanki yazgisina hukmedecekmis gibi ,kendi hayatinin en önemli varlığı olmayı dener !!!! (Yüz: 1981)
  • Işığı perdeleri kapattıktan sonra açtım. (Geç Kalmış Ölü)
  • "Bazı psikologlar cesaretin, ki cesaret bir anlamda insanın hayatını sürekli tehlikeye atmasıdır, özünde intihar dürtüsü olduğuna inanırlar." (Yarım Kalan Yürüyüş)

--reklam--

  • "Yalnızlığa katlanamayan birisinin Tanrı’yı kıskanmaya yeltenmesi affedilmez bir budalalık değil mi sence?" (Kusma Kulübü)
  • Çoğu aşkın büyüsü, cinsel merakın giderilmesiyle sona erer (Fay Kırığı - 3: Rojin)
  • “Amaçsız bir insan eninde sonunda değersiz insana mı dönüşür? Bizleri insan yapan nedir?” (Belleğin Kış Uykusu)
  • Yalnızlıkla yoğrulmuş bir ıssızlığın ortasındaydım.. (Kusma Kulübü)
  • "Anlamını çözdüğümüzde bir işe yaramadığını keşfettiğimiz yararsız bir bilmece. " (9,75 Santimetrekare)
  • İnsan kendine acımaktan vazgeçince gerçek acımayı öğreniyor olmalıydı. (Kusma Kulübü)
  • Geçmişin sessizliği, servi ağaçlarının arasında -belki de her şeye rağmen yaşayabileceğimizi hatırlatırcasına- öylece duruyor. (Kıyıdan Uzakta)

--reklam--

  • “Ya leyn, ya ayn” “Karışmış birbirine gecem ve düşüncem, demek. Hatırladın mı?” (Adını Unutan Adam)
  • Saklamayacaktım: Eninde sonunda her insan kalbi kırık bir palyaço değil midir? (İyi Adamın On Günü)
  • İnsanın en değerli şeyi özgürlüğüdür. Bu yüzden herkes ona saldırır. (Kıyıdan Uzakta)
  • Bazen birini o kadar çok severiz ki, kendimizi sevmeyi unuturuz. (Edebi Aforizmalar)
  • Dilsiz sanılır ama ruh kendini hep beden yoluyla ifade eder (Fay Kırığı - 3: Rojin)
  • Kendimi zamanın her şeyi unutturan kollarına bıraksam beynimdeki sorulardan kurtulabilir miydim? (Geç Kalmış Ölü)
  • İnsan mezarının yerini seçince yurdunu da seçmiş olur.. (Zamanın Manzarası)