Kitap Künyesi
Yazar: Kemal Sayar
Yazar: Berna Yalaz
Yayın Evi: Kapı Yayınları
İSBN: 9786057838247
Sayfa Sayısı: 488
Ağ Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir gönüllü kölelik çağında yaşıyoruz. Her birimiz ağ vatandaşıyız artık. Ağa bir kez yakalanmayagörün, onun gerçekliği sizin gerçekliğiniz oluverir. Böylece sanal âlem gerçek hayatlarımıza sirayet eder ve bizi -mış gibi yapan oyunculara dönüştürür.
Herkesin önündeki ekrana baktığı bir çağda kimse diğerinin yüzüne bakmıyor. Halbuki bizi insan kılan şeylerden biri; muhatabımızın yüzünden, sesinden, duruşundan onu okuyabilmektir.
İnsan olmak, halden bilmektir.
Ruhun karanlık gecesini ekrandan sızan parlak ışıkla aydınlatamayız. Bir gülüş, latif bir söz, sessizce yan yana duruşla aydınlanır o gece. Ağ: Sanal Dünyada Gerçek Kalmak, yaşanmış örnekler üzerinden günümüzün bu yeni salgınını teşrih masasına yatırmakla kalmayıp, dijital göbek bağımızı nasıl keseceğimizi, kendimizi fişten nasıl çekebileceğimizi tartışıyor.
İnsanı insan yapan öze sadık kalmak ve dijital prangalardan kurtulmak için kılavuz bir kitap.
(Tanıtım Bülteninden)
Ağ Alıntıları - Sözleri
- Sevgi, muhatabına dünyada yer açmaktır.
- Paylaşımları sebebiyle sorun yaşayanlar içinse Goodin'in ilginç ve basit bir önerisi var: Tişörtünüze yazıp onunla dışarıda gezmeyeceğiniz şeyleri, sosyal medyada da yazmayın.
- Dünya artık aşinası olduğumuz bir yer değil.
- Uzaklığın şifası yakınlık; yalnızlığın şifası ise birbirimize yurt ve sığınak olabilmemiz.
- İnternetin size ne yaptığı, sizin onunla ne yaptığınıza göre değişir.
- Gerçek sosyal ağlarımızda insanlarla sadece bağlantı değil, bağ kurarız. İletişimde değil, ilişkide oluruz.
- Kendimizi özel hissettiğimizde, kendimize dair farkındalığımız azalıyor. Çok da uzağa gitmemize gerek yok. Yiyip içtiklerini sosyal medyada paylaşanlar, başka insanları kızdırabileceklerini çoğu zaman fark etmiyorlar bile. Sosyal paylaşım siteleri kıskançlık ve özenme için elverişli bir platform oluşturuyor. 2013’te Amerika’da yapılan bir çalışmaya göre, kişinin son zamanlarda kıskançlık hissettiği durumların yüzde 20’sinin Facebook yüzünden olduğu ortaya çıkmış. Bu kıskançlıkların çoğu diğer kişinin görüntüsü, yaptığı tatiller ve sahip olduğu sosyal hayattan kaynaklanıyor… Nihayetinde kıskançlık. hayattan alınan keyif ve tatmin duygusunu azaltıyor
- Yüz yüze etkileşimin azalması empati duygusunu da köreltiyor. Birinin duygularını incitir ama tepkisini görmezseniz yaptığınızın neye yol açtığını anlamaz ve bunu telafi çabası içine girmezsiniz.
- Çoğu insan ağa bir kez tutulduğunda, saatlerce anlamsız sayfalarda gezinmekten kendisini alıkoyamıyor. Anlık değişen sayfalar, hızlı görüntüler bize çabuk tatmin sağlıyor ve can sıkıntısını o an bizden alıp götürüyor. Her an ayartılmaya, baştan çıkarılmaya hazır durumdayız.
- Duygusal açlığınızı daha çok tüketerek veya daha fazla eşyaya sahip olarak bastıramazsınız. Bu kısır döngüden çıkın.
- Oysa gerçek güzellik bir özgünlük gerektirir. İfadede, bakışta, mimiklerde bir özgünlük. İçten gelen bir duygunun dışa yansımasıdır bu. Kozmetik değişiklikler bizi pek de özgün kılmaz..
- İnternette size bir şey bedava sunuluyorsa satılan şey sizsiniz, sizin dikkatinizdir..
Ağ İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Hayatta gerçekleştirmeyi en çok istediğiniz ilk beş şeyi düşünün. Şimdi de gün içinde zamanınızı en çok ayırdığınız beş şeyi. Listeleriniz arasında ortak tek bir madde bile bulamayacağınıza eminim." İslami Bir Bakışla Zaman Yönetimi ile ilgili katıldığım bir yayında Fatma Bayram önermişti bu yöntemi, listeye bakakalacaksınız demişti. Dersin hemen ardından yaptım ve gerçekten hayretler içinde kaldım. Hayatta benim için başarmanın en çok önemli olduğu ilk 5 şey arasında youtubeda vlog izlemek yoktu, whatsappta arkadaşlarımla boş yapmak yoktu, netflixin yeni çıkardığı dizileri izlemek yoktu. Taylor Swift'in hayatında neler oluyor, bu şarkısı kim hakkında acabaaa diye araştırmak... Yoktu. Günde dokuz-on saat uyumak... Yoktu. Değil ilk 5'i ilk 100'lük liste yapsam yine de listeme dahil etmeyeceğim eylemler için saatlerimi harcıyordum. Ağ kitabı yukarda da saydığım youtube, whatsapp, instagram, bilgisayar oyunları gibi zamanımızı ve emeğimizi verdiğimiz mecraların bizim psikolojimizi, zihinsel gelişimimizi, kendimizi nasıl gördüğümüzü, aile illişkilerimizi, dünyaya bakış açımızı, çocuklarımızı nasıl etkilediğine dair yapılan, bazen birbirinden farklı sonuçlara bazen de birbirini destekleyen sonuçlara ulaşan akademik çalışmalara, deneylere yer vermiş belki de bu alanda bulabileceğiniz en geniş kapsamlı, en güncel Türkçe eser olabilir. Okuması da bu sebeple bir miktar yorucu ve mesai istiyor. Zihnimiz de diğer tüm organlarımız gibi bize emanet. Emanet bilincinin yavaş yavaş solmaya başladığı bu dönemde midemize olan düşkünlüğümüz bizi yeni hastalıklarla tanıştırırken zihin oburluğunun etkilerini görmemiz biraz daha zaman alacak gibi duruyor. Sherlock dizisini izleyenler bilirler. Sherlock zihnini bir hard disk olarak tanımlar ve içine sadece yararlı bilgileri koyduğunu söyler. Bu hepimizin ihtiyaç duyduğu bir bakış açısı aslında, zira şu an kir toz içinde kalan başka bir organımız var mı? İnstagramda parmağınızla indiğiniz ve gördüğünüz her kare zihninizde yer işgal ediyor, dikkatinizi verip bakmasanız dahi. Dinlediğimiz müzikler, ezbere bildiğimiz replikler... Zihinlerimiz istila altında ve işgalci güçleri biz alıyoruz topraklarımıza, bazen nasıl oldu anlamadan. "Saat ne ara 11 olmuş ya, daha ders çalışacaktım?" "Namazın çıkmasına ne zaman 5 dk kaldı ya?" Tanıdık geldi mi? Kendi hayatımda, irademi elden bırakıp da dopaminin peşine düştüğümde sıklıkla dökülür bu cümleler benden: "Yenilik bizi her zaman heyecanlandırır. Beynimizin kimyası yeniliği ödüllendirmeye ve bizi mutlu hissettirmeye programlanmıştır. Zaman tüneline her bakışımızda yeni ve tahmin edemeyeceğimiz bir şeyle karşılaşacağımızı düşünüyoruz. Aradığımız o yeniliği bulsak da bulamasak da sürekli o yeniliği yakalamak için yeniden bakma ihtiyacı hissediyoruz." Kitabın son bölümünde " Dijital Detoks" diye bir başlık var. Okuduğum bölüm gereği "Bunca şeyi aklımda nasıl tutucam ben ?" korkusu belli bir noktadan sonra bizi sarmaya başlıyor. Zihnime nasıl daha iyi davranırım üzerine uzun uzun okumalar ve dinlemeler yaptığım dönem de, bu zamana tekabül ediyor. Sınav haftası yaklaştıkça bu detoksu uygulamayı son bir yıldır adet edindim, hatta zihnimin zinde olması o kadar hoşuma gitti ki sınav olmasa bile yapmaya cesaret ettiğim her an deniyorum. Cesaret falan dedim ama öyle abartılı bir şey yok. Tek yapmamız gereken kontrolü elimize almak. Teknolojinin kullandığı değil, teknolojiyi kullanan olmak. Hepsi bu. Kısaca "Uyanık" olmak. "Uyanık olmak." Bu da bizi, bizi kimler uyutuyor ki acaba sorusuna götürüyor. "İşte böylece Firavun kavmini aptallaştırdı." (Zuhruf-54) Firavun kavmini işkence ederek değil, korkutarak değil tam aksine onları zevkten dört köşe hissettirerek kontrol ediyordu. Sihirbazlarını kullanıyordu. Halk onları izliyor, kandırılıyor, bir illüzyona kapılıp gidiyordu. Gerçek dünyada neler olduğundan bihaber yaşıyorlardı. Bu ayetle günümüz arasında bir ilişki kurabiliyoruz değil mi? Mesele sadece zaman israfı değil, mesele o ekranlardan yayılan mavi ışıkla düşen uyku kalitemiz de değil. Mesele eskiden saatlerce göz göze ettiğimiz sohbetlerin yerinde yeller esiyor oluşu da değil.. Mesele bize bir kere verilen bu ömrü hakkıyla yaşamamız gerektiğini unutmamız. Mesele Müslüman olmanın getirdiği sorumlukları unutmamız: Ali-İmran Suresinin 110. ayetinde: "Siz insanlığın iyiliği için yetiştirilmiş hayırlı bir topluluksunuz." diye tarif edilir ümmet. İnsanlıkla ilgilenmek demektir Müslüman olmak. Ama biz daha baş parmağımıza hükmedip de ekran kaydırmayı bırakamıyoruz ki nasıl insanlığın iyiliği için çalışalım? Uyutuluyoruz. İnstagramda gördüğümüz şahane (!) hayatlarla, twitterdaki politik sonu gelmez fayda vermez polemiklerle, karakter öldürüp seviye atladığımız oyunlarla... Bunlar ister dış minnakların :) oyunu olsun ister başka bir şey, başarılı oldukları aşikar. Askeriyede askerleri eğitmek için kullanılan simülasyonların çok yakın versiyonuna şu an evlerde çocuklar ve gençler erişebiliyor, bir yarbay söylüyor bunu. Geleceğimizi inşa edecek çocuklarımız ekran başında geçirdikleri her dakikayla empati kurma yeteneklerinden, insanlarla iletişim kurma becerilerinden bir şeyler yitiriyorlar. Bizler ekran başında geçirdiğimiz her an annemizin yüzüne daha az bakıyoruz, babamızın nasihatlerine daha az kulak veriyoruz. Arkadaşlarımızla semaverin dibini getiren muhabbetlere dalamıyoruz. Çalıştığımız dersten bir şey anlamıyoruz. Kitap okumaya elimiz zaten varmıyor. Ekran başında geçirdiğimiz her an belki Avustralya'daki orman yangınlarından haberimiz oluyor ama yanı başımızda evlerde kullanılan atık yağları geri dönüşüm kutusundan çalmaya çalışacak kadar yokluk içinde kalmış ailelere gözlerimizi kapatıyor, kulaklarımızı tıkıyoruz. Ayrıca sosyal medyada gerçekten, dünya için önemli olan haberleri mi görüyoruz sizce? Yoksa hepimiz "bunu bir daha gösterme" butonuyla kendi görüşlerimizden insanların olduğu, göz zevkimize hitap eden görsellerin düştüğü mutlu bir dünya mı inşa ettik kendimize? Bizi rahatsız eden, keyfimizi kaçıran olayları da gündemimiz yapıyor muyuz gerçekten? Ölümü düşünüyor muyuz mesela? Ana sayfamıza düşüyor mu Kuran'dan mesajlar da? Düşüyorsa da ne sıklıkla düşüyor ve bizim zihnimiz asıl kimlerin egemenliği altında? Ağ kitabı zihinlerimizde egemenlik kurmaya çalışan güçlerin bizi nasıl ağlarına çektiklerini, oynadıkları algı oyunlarını gün yüzüne çıkarmış ve her bölümün sonunda buna nasıl karşı koyabiliriz sorusuna cevaben ipuçları bırakmış okunmaya değer bir eser. "Bilgi bedende yaşayana kadar rivayettir." demiş yazar, öğrendiğimiz tüm rivayetlerin bilgiye dönüştüğü, "çevrimiçi saatlerimizin azaldığı, sevgi ve tefekküre ayırdığımız zamanın arttığı", "albenili cihazlar yığınında kaybolduğumuz bu çağda yaşamaya değer bir hayat kurabilme" duasıyla... Selametle. (Şerife)
Hiç bitmesin diye ağır ağır okuduğum bir kitaptı. Her cümlesi altı cizilesi .. Her yıl bir kez okursak belki güzel bir aşama kaydederiz.. Zira unutuyoruz.. Gerçi kitabın son konularından birinde unutmanın güzelliği vardı :) Umarım okuduklarımızı hayatımıza geçirebiliriz (Hümeyra Ünal)
tiktok mağdurları toplanmış...: gençler hatırlamaz 2000'li yılların başında internet milletimizi o kadar tedirgin etti ki bunun çok kötü olduğuna kanaat getirilmişti. anneler babalar bilgisayar başında vakit geçiren çocuklarını dehşetle uyarıyor, uzmanlardan yardım dileniyordu. zamanında interneti çok kötü sananlar, yıllar sonra yazılımcı, programcı, görsel tasarımcı çocuklarıyla gurur duymaya başladılar. milletimizin interneti kabul etmesi 20 yıl aldı. şimdi de sosyal medya tartışılıyor. bu ve bunun gibi felaket senaryolarını peş peşe sıralayan, 'yandık bittik ölüyoruz eyvah eyvah' diye milleti gazlayan kitaplara itibar etmeyin. sosyal medya bir dünya gerçeğidir ve gerçekliğin artık %50'sini barındırmaktadır. somutluk isteyen çıkıp dışarda hava alabilir, sevgilisinin kollarında ağlayabilir. burası ergen parkı değil. internet de sosyal medya da sizin kullanımınıza göre değişir. oxford üniversitesinin tez arşivi de var, saçma sapan tiplerin tiktok hesapları da. sen gidip tiktok izliyorsan sorun sosyal medyada değildir. hayallerini gerçekleştirmek istiyor ve "sosyal medyanın köleliğinden" çıkamıyorsan "özne değilsindir" ve bunun müsebbibi sensindir. sosyal medya ve internetin suçu yoktur. kısacası böyle felaket senaryoları üreten, geri kalmış günlere özlem duyduğu için yeni olanı "tehlike" olarak kodlayanlara itibar etmeyin. muhafazakar insanlar görünenden değil görünmeyenden korkarlar. muhafazakar düşüncenin eskiri olacağınıza gidin sosyal medyanın esiri olun daha iyi. tarih/felsefe araştırması yapacağına git tiktok izle, sonra gel sosyal medyaya küfür et. 2021 yılında sosyal medya tartışılıyor. bu ne köylülük, bu ne geri kalmışlık, bu ne ben medeniyet istemem köy evinde mutluyumculuktur... (Musti demiryürek)
Kitabın Yazarı Kemal Sayar Kimdir?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Kemal Sayar, uzmanlığını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ana bilim dalında tamamlamıştır. Daha sonra sıra ile Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi'nde ve Çorlu Asker Hastanesi'nde Psikiyatri Uzmanı olarak çalışmıştır. 28 Kasım 2000'de psikiyatri doçenti unvanı almıştır. 2000-2004 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri AD Öğretim Üyesi olmuştur. 2002 yılında McGill Üniversitesi'nde Tübitak araştırmacısı olarak ziyaretçi profesör unvanıyla bulunmuş ve transkültürel psikiyatri ve psikosomatik tıp alanında araştırmalar yapmıştır. Daha sonra Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde dört yıla yakın bir süre başhekim yardımcısı ve 13. Psikiyatri Kliniği Şefi , dört aylık bir süre de (vekil) başhekim olarak çalışmıştır. 2008 yılında profesör olarak Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine başlamış ve üç yıl sonra Marmara Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri anabilim dalına geçmiştir. Halen Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı başkanıdır. Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapmış, Açık Radyo'da ve daha sonra Star televizyonunda "Ruhun Labirentleri" isimli bir programı hazırlamış ve sunmuştur.TRT'de İnsanlık Hali adlı programı bir yıl yapmıştır. Yirminin üzerinde kitabı olan Sayar, edebiyatla da yakından ilgilenmektedir.
Kemal Sayar Kitapları - Eserleri
- Sufi Psikolojisi
- Ruh Hali
- Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez
- Hayat Teselli Bulmaktır
- Her Şeyin Bir Anlamı Var
- Özgürlüğün Baş Dönmesi
- Yavaşla
- Ruhun Labirentleri
- Hüzün Hastalığı
- Kalbin Direnişi
- Terapi
- Olmak Cesareti
- Otoyol Uykusu
- Merhamet
- Kendine İyi Bak
- Kültür ve Ruh Sağlığı
- Bütün Şiirleri: Ricat - İki Güneş Arasında - Hızır ve Roza
- Koruyucu Psikoloji
- Şimdi Şehir İçin Kalp Zamanı
- Beni Sessiz de Sevebilir misin?
- Merhamet Devrimi
- Kayıp Arkadaş
- Psikolojiye Giriş
- Sanal Aşk
- Bütün Şiirleri
- Ölümden Önce Bir Hayat Vardır
- Ruh Hastalığını Anlamak
- Ricat
- Psikiyatri ve Kültür
- İki Güneş Arasında
- Hızır ve Roza
- Bir Bilim Olarak Psikiyatri
- Antipsikiyatri
- Karanlıkta Görmek
- İnsan Halleri
- Başı Sınuklar İçin Kılavuz
- Dünyaya Geldim Gitmeye
- Ağ
- Aile Olmak
- Aşk ile Anı Seyretmek
- Ruhun Derin Yaraları
- Dijital Çocuk
- Bir Kalbi Kırılmaktan Koruyabilsem
- Aleme Bir Yar İçin Âh Etmeye Geldik
- Hatıraların Evi– Günümüzde Aile
- Melekleri Ürkütmek
Kemal Sayar Alıntıları - Sözleri
- Belki de yeryüzünde hiçbir eş, sahip olduğu ilmi, Hz Peygamberin Hz Aişe ile paylaştığı kadar eşiyle paylaşmamıştır. Hiçbir eş de eşinden ilim almak için Hz Aişe kadar çaba göstetmemiştir. (Aile Olmak)
- Hayatın trajedisi ölmek değil, yaşarken içimizde ölmesine izin verdiklerimizdir. ... ~... (Ölümden Önce Bir Hayat Vardır)
- Eve geldiğinizde doğrudan odanıza gider, dertsizlik maskenizi takarsınız. (Koruyucu Psikoloji)
- Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl (Aşk ile Anı Seyretmek)
- Müsaade ederseniz hayatımın bu bölümünde ağlayacağım. (Otoyol Uykusu)
- Kendimizi özel hissettiğimizde, kendimize dair farkındalığımız azalıyor. Çok da uzağa gitmemize gerek yok. Yiyip içtiklerini sosyal medyada paylaşanlar, başka insanları kızdırabileceklerini çoğu zaman fark etmiyorlar bile. Sosyal paylaşım siteleri kıskançlık ve özenme için elverişli bir platform oluşturuyor. 2013’te Amerika’da yapılan bir çalışmaya göre, kişinin son zamanlarda kıskançlık hissettiği durumların yüzde 20’sinin Facebook yüzünden olduğu ortaya çıkmış. Bu kıskançlıkların çoğu diğer kişinin görüntüsü, yaptığı tatiller ve sahip olduğu sosyal hayattan kaynaklanıyor… Nihayetinde kıskançlık. hayattan alınan keyif ve tatmin duygusunu azaltıyor (Ağ)
- Kişiler ahlaki tutarlılığı önceleyen bireyler olmaktan çıkarak başkaları tarafından beğenilmeyi önceleyen bireylere dönüşür ahlaki olarak doğru olanı yapmak yerine başkalarını cezb ederek onların beğenisini kazanmak hayatın temel amacı olur (Kültür ve Ruh Sağlığı)
- Senden geriye, senin güzelliğine, doğruluk ve iyiliğine tanıklık eden sözler kaldı. Zaten bir söz, iyiliğe tanıklık etmiyorsa neye yarar ki? Senden sonra üstümüze çok yağmurlar yağdı, olmadık zamanlarda bir üşüme tuttu bizi ve dedik ki “Biraz yağmur kimseyi incitmez”. (Bütün Şiirleri: Ricat - İki Güneş Arasında - Hızır ve Roza)
- Senden sonra ruhum hep aksayarak yürüdü. Bu gurbetin bir gün biteceği hakikati içime ağır bir taş gibi çöreklenip kaldı. Hayatın daimi bir daüssıla, sevmenin özlemek olduğu bilinci ruhuma otağ kurdu. (İki Güneş Arasında)
- Diğer insanlara yakın olmanın zarar görmek anlamına geldiği bir ortamda benmerkezci anlayış gittikçe yükselir. (Terapi)
- Soru sormaktan kaçınmak verilebilecek cevapların en kötüsüdür (Bir Bilim Olarak Psikiyatri)
- Saygının sadece kelimelerle değil, aynı zamanda vücut diliyle de ilgili olduğunu gösterin. (Koruyucu Psikoloji)
- Gözlerimin önce ışığa alışması gerek. Riyakarlığa, tepemizde dolaşıp da yağmayan bulutlara. (Ricat)
- Tek sırrı şu ki hayatın İnsan Tanrı'yı özler (Ricat)
- Öz anne babasını huzurevine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir dünyada yaşıyoruz NFK (Aile Olmak)
- Bir yarayı, bir incinmeyi veya gönül kırıklığını geride bırakmak ve hızla oradan uzaklaşmak isteriz. (Karanlıkta Görmek)
- Günümüz insanı, internet öncesi zamanların ortalama insanının kuracağı ilişkilerin kat kat fazlasına sahip. Yine de bir türlü aradığını bulamıyor. İlişkiler hızlı başlayıp hızlı bitiyor. Sanal ilişkilerin çekiciliği belki en çok da buradan temelleniyor. Elde etme ve vazgeçme kolaylığından... İlişki kurmak ve bozmak artık çok kolay. (Sanal Aşk)
- "Allah'ın halifesi olan insan, Allah'ın zât, sıfat ve fiillerinin en mükemmel şekliyle tecelli ettiği varlıktır. O, Allah ile âlem arasında, zâhir ile bâtın arasındadır (berzah). O bütün ilahi kemal manaları kendisinde gerçekleştiren kişidir. Âlem bir ayna gibidir; insan-ı kâmil bu aynanın cilasıdır." (Sufi Psikolojisi)
- Derin bir yasın tetiklediği öfkeden korkmak gerekir. (Merhamet)
- “Ancak beni işitecek bir insanın varlığıyla sohbet mümkün olur.” (Hayat Teselli Bulmaktır)
Yorumlar
0 yorum