Kitap Künyesi
Yazar: Atilla Atalay
Yayın Evi: İletişim Yayıncılık
İSBN: 9789750501333
Sayfa Sayısı: 260
--reklam--
Ağlama Dolabı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir dakikanızı istirham edeceğim, kıymetli abilerim, ablalarım.
Şu elinizde tutmuş olduğunuz kitap; Sıdıka 2003, Olası Lakırdılukurdular, Sıkılhan’la Diyalog Çabaları adlı başlıklar altında tam elli iki tane öykü içeriyor.
Düzeyli ilişki yaşamak isteyenler, kredi kartı mağdurları, noter tasdikli TV güzelleri, otoyol fahişeleri, sahte şeyhler, iş arayan tetikçiler, dizi ağaları, çocuklarıyla diyalog kurduklarını sanan anne babalar, hırslı ofis insanları, digital musallatlar, internet bağımlıları, kontör ve bonus manyakları, deprem unutkanları, savaş çığırtkanları... Velhasıl türlü çeşitli insan öyküleri, fazla kasmayan, araklanabilir kısa cümleler ve gözü yormayan harflerle anlatılıyor.
Sadece bunları alıp gitmiyorsunuz. Yanında “Ağlama Dolabı” adlı üç öykülük hisli bir set daha veriyoruz. Kapağındaki miki resimlerine aldanıp da “Bu kitap kadın ruhuna hitap etmiyodur, içinde aşk felan yoktur” demeyiniz. Haşarı okurlarının tükenmez kalemle bıyık yapmasından endişelendiği için bilboardlara resmini koydurtmayan fakat aslında yakışıklı bir insan olan yazarın hisli ve derin cümleleri de bulunuyor.
Deneyiniz, memnun kalacaksınız.
--reklam--
Ağlama Dolabı Alıntıları - Sözleri
- Namkörsün oğlum sen.
- Yordun sen bu Kenar'ı, kukla ettin kendine.
- "Başka hayatlar mümkün" diyenlere ise tüm kalbinizle inanmak istiyordunuz. "Bir pire sirkine katılıp Norveç'e gitmek, Flemenkocu kadınların peşinden Madrit'e süzülmek, dünyayı dolaşan bir gemiye miço yazılıp her limanda ayrı sevgililer edinmek" evet bunlar hoş şeylerdi. Gelgelelim, "Çeviri gençlik hayalleri"ydi hepsi. Yerli versiyonda "Vize" diye bir şey vardı ki, yedi düvelde ünlü lşsiz Türk Genci'nin asla ulaşamayacagı halogramlı bir rüya idi. Böylesi tuhaf ve ezbere önerilerde bulunan arkadaşları CV'lerimizde sabıka kaydı olmasın diye dövmüyorduk. Onun yerine "Friends Dizisi ne kadan komik de mi?" diyorduk "Aşkları, işleri felan. Günlük hayatın poroblemlerini, çelişkilerini insanların küçuk umut ve özlemlerini tatlı tatlı şeediyor, tıpki biz."
--reklam--
Ağlama Dolabı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sıdıka bölümlerinin azlığı nedeniyle diğer kitaplarına nazaran daha az sevildiğini duyduğum bir kitaptı ama benim için hiç de öyle olmadı :) En sevdiğim Atilla Atalay kitaplarından biri oldu artık kendileri Atilla Atalay’ın mizah anlayışı mest edici. Belki Z kuşağına hitap etmeyebilir ama ben ve benim üst modellerim bayılacaktır :) Üslubu, güldürüsü, dramıyla tiyatro izletmiş kadar oluyor. Bu kitabında özellikle Sıkılhan’la Diyalog Çalışmaları’nı sevdim, hatta bayıldım diyebilirim. :)) Sıkılhan :) Annesi :)) Bunalgül :))) Hırgürkan :)))) çok başarılı, çok kaliteli bir eser. Umarım kıymeti bilinir. (Mutlu Küf)
Hakkında yazmaya bir türlü cesaret edemediğim çok az kitaptan biri. Bipolar bir anlatım şekli var, gülerken birden içiniz fil büyüklüğünde hüzün çökebiliyor. Sıdıka karakteri ile diyalogları okurken 'Bir Demet Tiyatro' izlermiş gibi okudum, öyle güzel diyaloglar, öyle güzel tabirler.Türk mizah yazarları arasında iki kitabı ile şimdiden en sevdiklerim arasına girdi. Ayrıca edebiyat dünyama 'Sıkılhan' karakteri dahil olmuş oldu. Tıpkı kitaplarındaki his ile: Ne yazık bana ki, çok geç tanışmışım, ne mutlu bana ki okuyacak daha kitabı var. (Cengiz)
Keşke daha çok sıdıka olsa keşke ... sıkılhanın telefon konuşmaları da komikti... Ağlama dolabı ise yazarın gene en sona sakladığı kendi hikayesi... kitaplarını sırasıyla okumadığım için başta dedesini,babasını tanımıştım Allah rahmet eylesin. Şimdi de ben mezun oldum anne diye bir söz vardı ya işte hayatının o dönemini anlatmış..cvler... aşk macerası... hepsini film izler gibi okuyorsunuz hele de o donemleri yaşamışsanız sizde... hissediyorsunuz. (Arzu Onuklu)
--reklam--
Ağlama Dolabı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Atilla Atalay - Ağlama Dolabı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ağlama Dolabı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Atilla Atalay Kimdir?
Atilla Atalay, (doğum 1963 İstanbul) yazar.
İTÜ İnşaat Fakültesi İnşaat Mühendisliği mezunu olan Atilla Atalay, 1979 Yılından başlayarak profesyönel mizah yazarı olarak çeşitli dergilerde yazılar yazdı. Gırgır, Fırt, Hıbır Mizah dergileriyle birlikte bir süre haftalık olarak yayınlanan Gazete Pazar'da ve Milliyet Gazetesi Kültür Sanat Eki'nde köşe yazıları yazdı. Mizah dergilerindeki köşeleri Eray ve Sıdıka büyük ilgi çekti. Yazıları halen Leman ve Lemanyak Dergileri'nde sürmektedir.
"Sıdıka" adlı tiplemesi Atıf Yılmaz ve Mahinur Ergun'un yönetiminde Show TV için televizyon dizisi olarak çekildi. Haluk Bilginer ve Zuhal Olcay için yazdığı "Gelecekte İnecek Var" adlı mini TV dizisi ise ATV'de yayınlandı.
--reklam--
Atilla Atalay Kitapları - Eserleri
- Sıdıka
- Menekşe İstasyonu
- Civciv Kutusu
- Ağlama Dolabı
- Ebekulak
- Uyuyamadığım
- Yalnızlık Aletleri
- Dup Dup Çedene
- Kalbin Böcüü
- Hayaller Kâhyası
- Usulcacık
- Eray
- Kişi Başına Bir Yalnız
- Yavaş Tren
- Mecnun Kuleleri
- Düş Kovalayan
--reklam--
Atilla Atalay Alıntıları - Sözleri
- Çok ıssız buralar şimdi, hayat böyle artık ; kişi başına bir yalnız düşüyor. (Kişi Başına Bir Yalnız)
- (...)Durduk yere leylek getirdi seni bana. Az hüzün de getirmiş mi peki. Hayır. Güzeldi. Hayat arada bi yalnızlara da güzellik yapar... (Dup Dup Çedene)
- - Siz bizimkinden diil misiniz? - Nası sizinkinden? - Yani siz “Derin devlet” in müfettişi misiniz, yoksa normal mi? Hayır, bizimkisi derin de... - Ne kadar derin, bi boy ver bakiim Kamuran. Derini, süperi normali kurşunsuzu felan olur mu lan devletin. Benim bildiğim bi tane devlet var ve ben de onun müfettişiyim ve siciline sı-ça-ca-ğım. - Yani biri felan göndermedi... Yani normal, ööle bi müfettişsin haa? - Evet normalim ama anormalleşmeye başladım Kamuran, az soona sana gerilip gerilip bi kafa koyucam, iyice derinlere dalıcan. - Ciddi normalsin yani haa? Sallamazlar Çetesi, Kucak Aşireti filan... Bunları tanımıyon, hiç birinin adamı felan diilsin, özetle Türkiye seninle gurur duymuyo yani. (Dup Dup Çedene)
- Sıdıka olarak yaşamını sürdüren bir kız arkadaşım, yaklaşık olarak şöyle demişti yanlış hatırlamıyorsam: "Bırakmak, gitmek, değişmek ve yer değiştirmek (geride bıraktığımız kişilere göre) derin ihanetlerdir, ama bu biricik hayatımızın da (bizi ileriye götürecek) geniş yelkenleridir bana kalırsa." Sıdıka da bunu istiyor... (Sıdıka)
- "Yurdum hastanelerine gidicek kadar canıma susamadım, yanlış tedavi kurbanı olmak, kalabalıktan ezilmek istemiyorum..." (Menekşe İstasyonu)
- İşin şakası yok, sen bilmezsin bu babanı. Yıllar evvel lunaparkta tüfek atıp oyuncak ayı kazanmıştı da iki gün eve uğramamıştı. Milyarları alınca şimdi kim bilir naapar. Erkek milletinin alayı bööle zaten. Dayın da her sayısal loto çekilişinde “Bu rakamlar bende olucaktı ki” deyip üç gün ev gelmiyomuş.. Kurtulmak için fırsat kolluyo hepsi.. (Yalnızlık Aletleri)
- Peki mutlu aşk var mıdır? Çocuklar bile biliyor ki yoktur. E, tamam o zaman, sorusu olan yoksa dağılalım. (Hayaller Kâhyası)
- "Başka hayatlar mümkün" diyenlere ise tüm kalbinizle inanmak istiyordunuz. "Bir pire sirkine katılıp Norveç'e gitmek, Flemenkocu kadınların peşinden Madrit'e süzülmek, dünyayı dolaşan bir gemiye miço yazılıp her limanda ayrı sevgililer edinmek" evet bunlar hoş şeylerdi. Gelgelelim, "Çeviri gençlik hayalleri"ydi hepsi. Yerli versiyonda "Vize" diye bir şey vardı ki, yedi düvelde ünlü lşsiz Türk Genci'nin asla ulaşamayacagı halogramlı bir rüya idi. Böylesi tuhaf ve ezbere önerilerde bulunan arkadaşları CV'lerimizde sabıka kaydı olmasın diye dövmüyorduk. Onun yerine "Friends Dizisi ne kadan komik de mi?" diyorduk "Aşkları, işleri felan. Günlük hayatın poroblemlerini, çelişkilerini insanların küçuk umut ve özlemlerini tatlı tatlı şeediyor, tıpki biz." (Ağlama Dolabı)
- Aslına bakarsanız burda, bu insan konservelerinde, bu içlerinde zamandan yorgun düşmüş delilerin dolaştığı Mecnun Kuleleri'nde, kimse kimseyle konuşmuyordu. (Mecnun Kuleleri)
- Zamanın hangi mavisi islenip griye dönmedi ki. Kimin çocuk sesi, zaman geçirmez bir ortamda, acı değmeden, olduğu gibi kalabildi. O türküler de benim çocuk sesimle gitti tabi. Peki, iyi olan herşey gitti mi hakkaten. Öyküler çalındı, şiirler şuursuzlara ganimet, cümle türküler Preztiş Ailesiyle Idobay arasında pay mı edildi? Kim çaldı tiyatro kökenli cücenin aklını? İyi olan herşey hep eskiden miydi? Develer tellal, pireler berber iken yani... Şimdi, develer türkü kasedi, pireler sitendap yapsa, timsahlar milletvekili olsa noolur? İnsanlık, var olalı beri hep aynı alaydan yetişme. Herzaman kötü, bir o kadar da iyi yeryüzü. (Dup Dup Çedene)
- Yordun sen bu Kenar'ı, kukla ettin kendine. (Ağlama Dolabı)
- O laf buradaki yavşakların uydurması. (Hayaller Kâhyası)
- Kendimi yok yere hayatın herzamankiliğine kızarken yakaladım... (Hayaller Kâhyası)
- - Di mi hocam? Hayat arada bi yalnızlara da güzellik yapar. Yani geçmişte olmuştur bizim de bazi bir takım gönül ağrılarımız. Olayın ille de şubat ayının ondördüncü günü cereyan etmesi gerekmiyo. Belki yaz sonuydu... Di mi ama... Biz buna kısaca “Sevgililer Dünü” adı veriyoruz... (Dup Dup Çedene)
- ‘’Tam tersi, kalabalık diiliz çocuğum. Evet değiliz, hayır. Ben burda Sayın Tayyip Erdoğan’a hak veriyorum. Daha kalabalık olmamız lazım. Şimdi biz üç gürbüz çocuğu olan bir aile olsaydık, siz bizim araçtan fırlayıp Doblocuyu, arabalı vapur sıramızı gasp eden jipli öküzü, hatta sanatçılı otelin sanatçısının mafyoz sevgilisini sopa ve tornavidalarla dürtmek suretiyle bize yaşam alanı açabilirdiniz.’’ (Mecnun Kuleleri)
- Sıdıka gel buraya kaçma gel..Ya da kaç..Sıdıka, bakanlığın annelere akıllı terlik dağıttığını biliyor muydun yavrum? Güdümlü bu şey.. (Yavaş Tren)
- Bir yüzük yaptım sana, güvercin teleğinden, Bir yüzük, bükerek hoşçakal sözcüğünden. Bir yüzük yaptım sana, bir yüzük ki, Yıllardır dinmeyen ormanların gümbürtüsünden... (Kalbin Böcüü)
- Kendimi Yok yere hayatın herzamankiliğine kızarken yakaladım. (Hayaller Kâhyası)
- Ayy kitlem! Hasduur. (Esas duruş, hazır ol) Ben ki sultan-üs-selatin ve burhan-ül havakıyn tac bahş-i hüsre-van-ı ruyi zemin, zıllullah-ı fil-arzeyn Akdeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Vılayet-i Zülkadriye’nin ve Diyarbekir’in ve Azerbeycan’m ve Acem’in ve Halep’in ve Mısır ve Mekke ve Medina’nın ve Kudüs’ün ve külliyen diyar-ı Arab’ın ve Yemen’in ve dahi birçok memleketlerin ki aba-i kiram ve ecdad-ı imamın emerallahü berahinhüm kuvveti kahireleriyle fethettikleri ve cenab-ı cela-let-meabım dahi tig-i ateşbar ve şemşir-i zafer nigarım ile fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Haşmet Han Oğlu, hanlar hanı ERAY Han’ım!... Buyruğumdur. Tiz nazar-ı dikkatiniz bu cihete cerb ola... Yazımı okuyasınız... Bre Sebastian, koş sultanına tebasından gelen nameleri ge-tür.. (Eray)
- Ne kadar güzeliz...Ne kadar güzeliz... (Kalbin Böcüü)
Yorumlar
0 yorum